30.07.2021, Cuma
25 °C / 40 °C Denizli Hava Durumu

Kufi Çayı’nın imdat çığlığı

Yaşar TOK / D20HABER - 18 Haziran 2021 Cuma - 09:43 Kufi Çayı’nın imdat çığlığı

Birkaç yıldan beri Büyük Menderes üzerine etkinlik, sunum ve söyleşilere konuşmacı olarak davet edilirim. Bu davetlerde genellikle çok fazla konuşmak istemem. Hatta son zamanlarda sunum yapmak dahi gelmiyor içimden. Bunun sebebi ilgili kesimlerle mesafe koymak değildir. Asıl olarak nehir boyu üzerindeki gezilerin üzerinden 6-7 yıl gibi bir zaman diliminin geçmiş olmasıdır. O ilk gezi dönemindeki bilgilerin, geçen zaman içinde nehir boyunda nasıl bir değişime yol açtığı ve yaşanan ekolojik sorunların su yolunda hangi baskıları ürettiğini bilmiyor olmaktır. Bu nedenle şimdi yaptığımız gezi gözlemleri ve belgeleyici çalışmayı kendim için olağanüstü bir fırsat olarak görüyorum.

A- A+

Büyük Menderes Nehri için ilk yazımızda yaptığımız temel bir saptamayı bir kez daha yineleyerek başlayalım. Büyük Menderes ölürse Ege ölür! Bu üzerinde tartışmaya mahal bırakmayacak denli çıplak bir gerçek. Nehir boyundaki ikinci etabımız olan Kufi Çayı suyolu üzerindeki gezimiz bu çıplak gerçeği bir kez daha yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Kufi’deki kuraklık ve su yoksulluğu genel olarak doğadaki kuraklık ve kirlilik olgusunun, hayatımızın çeşitli alanlarında ne denli etkin olduğunun laboratuvar ölçeğinde göstergesiydi.

KUFİ ÇAYI İÇİN KISA TARİH

Yukarıda, kuraklık ve kirlilik olgusu üzerine basarak vurguladığımız Kufi Çayı etkisini anlayabilmek için, çayın tarihsel geçmişini bir parça bilmek ve Büyük Menderes ile ilişkisini kavramak yeterli olacaktır sanırım.

Kufi Çayı ile ilgili olarak birkaç yıl önce yaptığım araştırmada okuduğum bir makale, Büyük Menderes tarihi hakkındaki fikrimi epeyce olgunlaştırmama neden olmuştu. Makale, nehrin bugün izlediği yolun içinde yer aldığı Büyük Menderes Grabeni’nin binlerce yıl önceki durumunu inceliyordu. Özetle nehir yolunun zaman içindeki oluşumunu, bu oluşum boyunca hangi su kaynaklarının nehri oluşturduğunu ve sonrasında yukarı havza ile aşağı havzanın birleşerek tek bir su yatağına nasıl dönüştüğünü,son olarak nehrin Ege Denizi’ne ulaşmasını jeolojik verilere dayanarak açıklıyordu.

Makale yazarlarının görüşüne özetlemek gerekirse son buzul çağda, Büyük Menderes Grabeni üzerinde yukarı havzada, Baklan ovasının olduğu topoğrafyada büyük bir göl oluşmuştu. Göl’ün en önemli kaynağı Sandıklı civarından toplanıp gelen Kufi Çayı’ydı. O dönemde, eş zamanlı olarak aşağı havzada da bir göl oluşumu ortaya çıkmıştı. Sarayköy Ovası’nda, Çürüksu vadisi boyunca uzanan gölün kaynağı ise şimdiki Banaz Çayı’ydı. Birkaç yüzyıl veya binyıl içinde göller çekilip kurudu. Kaynak akarsular ise kendi akış yolunu buldu ve Kufi’den gelen su giderek Banaz Çayı ile birleşerek önce aşağı havzaya ulaştı, sonra denize doğru yatak açtı. Şimdiki Büyük Menderes su yolu böyle oluştu.

Bu düşünce bana oldukça mantıklı, akılcı ve açıklayıcı geliyor. Çünkü Dinar Suçıkancivarından gelen kaynağın, Büyük Menderes için modern çağlarda ne kadar önemli olursa olsun, sözünü ettiğim neolitik öncesi dönemde Büyük Menderes su miktarında belirleyici bir etkisi olmayabilirdi. Ya da daha başka kaynaklara ulaşıyor ve başkaca akıntılarla yoluna devam ediyor olmalıydı. Bugün su yolunu takip ettiğimizde, on bin yılı aşkın süre devam eden nehir akışının etkilemesi gereken değişim emarelerini göremiyoruz. Oysa Kufi yatağı öyle mi? Yarattığı alüvyonlar ve yatak olarak oluşturduğu vadiler, binlerce yıl içinde çay boyunca göz kamaştırıcı izler bırakmış geriye.

Sözünü ettiğim bu bilgiler aslında bir tartışmanın argümanları. Kimileri bu iddiayı kabul etmeyebilir. Ya da daha başka önermeler geliştirebilir. Ancak bir gerçek değişmez, Kufi Çayı Büyük Menderes Nehri’nin yukarı havzada binlerce yıl boyunca en önemli besleyici kaynaklarından biri olagelmiştir.

BİRAZ DAHA TARİH

Tarih demişken, son yıllardaki okumalarımla elde ettiği bilgilerin çok kısa bir özetini vermek istiyorum. Homa, yani şimdiki adıyla Gümüşsu, Çivril, Çal, Buldan ve Denizli, 1500’lü yıllardan itibaren Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya livasına idari sistem olarak bağlıydı. Prof. Dr. Turan Gökçe’nin 1994 tarihli Lazıkıyye (Denizli) kazası üzerine doktora çalışmasında verdiği bilgilere göre Osmanlının o döneminde Homa, Işıklı ve Çivril kasabaları oldukça gelişkin iskan yerleriydi. Henüz 100 yıl kadar önce, 1429’da Osmanlı egemenliğine geçen ancak 1176’dak Miryakefalon Savaşı’ndan beri Türk hakimiyetinde bulunan topraklarda bir zamanlar sayıları 200 bini bulan çadır göçerlerinin, Batı Anadolu’ya, deniz kıyılarına devam ederken aynı zamanda yerleşik yaşama geçmesinin, söz konusu gelişkinliğin sebepleri arasında rolü büyük olmalı. Bir de elbette Büyük Menderes ve onu besleyen Akdağ’ın muazzam su kaynaklarının etkileyici varlığı! Zaten Çivril ve Baklan ovasının tarım kültürü neolitik çağa kadar geriye uzanıyorken, sözü edilen Osmanlı döneminde aynı yaşam kültürüne uyum sağlamak o kadar zor olmamalı. Işıklı yerleşimindeki yeraltı su kaynaklarının toplandığı gölün orta yerinde bir kaya kütlesi vardır. Yolunuz düştüğünde işte o kütleye dikkatlice bakın. Olmadı, elinizdeki telefonla fotoğrafını çekip yakınlaştırarak inceleyin. Kaya kütlesi üzerinde dikey olarak yerleştirilmiş su künkleri göreceksiniz. İşte o künkler, özellikle Roma döneminde, kentin Eumeneia olarak anıldığı Pergamon sonrası (MS 1. YY) dönemde hem ovadaki tarım arazilerine, hem de yerleşim alanlarının meydan çeşmelerine, o dönemin teknolojisine uygun bir yöntemle dağıtım yapıp sulama-içme suyu sağlıyordu. Bu konuda yeterli bir kaynak olarak geçen yazımızda Bilal Söğüt’ün derlemesini dip notta vermiştik. Oradadaha fazla bilgi bulmak mümkün.

KUFİ ÇAYI GÖLET KURBANI MI?

İşte bu düşünceler kafamda dönüp duruyor Kufi Çayı’nın yamaçlardaki vadiler boyunca yükselerek giden su yolu boyunca! Gürçay Hoca araç kullanıyor, ben fotoğraflayıp tespit etmeye çalışıyorum. O arada yakın zamanda yerel ve ulusal basında eş zamanlı yer alan bir haberi konuşuyoruz. Yılların politikacısı, Denizli’yi TBMM’de beş dönem temsil eden Adnan Keskin, Büyük Menderes’in susuzluğunun kaynağı olarak Kufi Çayı’nın Sandıklı taraflarından itibaren belirli noktalarında inşa edilen göletler olduğunu öne sürmüştü. Bu haber ulusal basının da ilgisini çekti ancak haber çok yeni değildi. Birkaç yıldan beri göletlerden söz ediliyor ve Kufi’nin kurumasının gerekçesi oldukları çevreci gruplar tarafından da dile getiriliyordu. Bu konuda,yaptığımız gezi sonrası Google Eart üzerinde yaptığım araştırma şaşırtıcı. Kufi veya Menderes nehrini besleyen, Afyon Sandıklı civarındaki kaynak akarsu ve dereler üzerinde kısmen saptayabildiğim yaklaşık 10-12 civarında gölet ve baraj var. Çoğunluğunun 2010 yılı sonrası kurulduğu bilgisi Sandıklı resmi kurumlarına ait internet sayfalarında bulunabiliyor. Bu göletlerin betonarme kontrol bentlerinden çıkan su yataklarının hemen tamamı Kufi Çayı’na bağlanıyor görünüyor. Daha doğrusu çıkan akarın bağlandığı son yatak Kufi yatağı oluyor. Veya Akdağ yaylalarındaki göletler gibi daha doğrudan bir şekilde, örneğin Tokalı kanyon suyunun göletler tarafından kesilmesi gibi, Büyük Menderes’e ulaşması engellenmiş oluyor.Homa (Gümüşsu) şelalesinin su kaynağı da aynı bölgedeki akarlardan biri. Yani Kufi Çayı imdat çığlığı atıyor. Gezdiğiniz her metrekaresinde bu çığlığın sessizliğini duyumsamanız mümkün.

Özet olarak Yukarı Büyük Menderes havzasının en önemli besleyici kaynağı sayılan Kufi Çayı, DSİ göletleri ve kontrolsüz yeraltı suyu tasarrufu nedeniyle kuruma aşamasında. Bu durum birkaç yıldan beri bu şekilde devam ediyor. Eğer böyle giderse, çok değil beş-on yıl içinde nehir yolu üzerindeki muazzam vadi zemini kurak tarım arazilerine dönüşecek.Devamını tasavvur etmek bile istemiyor insan. Bir kez tarıma açılmaya görsün, seyreyleyin orman kesimlerini, yangınlarla tarla açma hilekarlıklarını!

Oysa Kufi vadisinin, özellikle Pamukkale Üniversitesi öğretim üyelerinin gayretiyle Miryakefalon Savaşı’nın geçtiği yer olarak tasdik edilebileceği öngörülüyordu. Gerçi bu konuda (Düzbel mi- Kufi mi?) bir uzlaşıya varamadılar sanırım ve bu tartışmalı durum Kufi’nin pek umurunda değildi ama en azından savaşın bu bölgede geçmiş olabileceği varsayımının etkisiyle Kufi Çayı bir hayli dikkatleri üzerine toplamıştı.Kim bilir, sağduyulu bir kamu kurumu bu konuda daha hassas olabilirdi. Ham hayal mi? Ne yazık ki öyle!

IŞIKLI’DAN OSMANKÖY’E KUFİ

Akdağ yaylalarına ilk kez ne zaman çıktığımı hatırlamak için fotoğraf arşivimdeki görüntülerin tarihine bakıyorum. Tokalı kanyonuna uzanan vadinin başlangıcı civarındaki kamp yerimizde çekilmiş fotoğrafların tarihi 31 Ağustos 2015. Kanyona arabayla indiğimiz hatırlıyorum. Çok meşakkatli olmayan bir inişti. Yaylaya hafta sonu çadır kampı için gelenler, daha çok kanyona ilgi gösteriyordu. Ne var ki kanyonda ilerlemek o kadar kolay olmuyordu, o nedenle ortalara doğru biz iki kişi dışında bir de inatçı bir çift hala yürüyüşe devam etmeye çalışıyordu. Sonra akşam karanlığına kalma korkusuyla kanyonun tokasını göremeden dönüşe geçmiştik ama tokaya epeyce yaklaşmıştık. Ansiklopedimizde yer alan fotoğrafta gördüğünüz gibi orta ölçekte bir su vardı kanyonda. Üstelik yaz sona ermek üzereyken. Tüm yazın kuraklığı üzerinden geçmişken. Şimdi nasıl olduğunu merak ediyorum.

Son yolculuğumuzda yaylaya çıkmak serbest miydi, ne yazık ki bilmiyoruz. Bir de biz yola çıktığımızda günübirlik bir yolculuk için hazırlanmış, kamp kurup gecelemek için hazırlıklı gitmemiştik. Bu nedenle Kufi yolculuğumuzu Osmanköy’de noktalayıp geri döndük. Çünkü hedefimiz akşam saatlerinde Sarayköy’e ulaşmak, Ahmetli köprüsü ve Menderes köprülerinde ölçümler yapıp numune almaktı.

Osmanköy içinden Kufi’ye toprak yol var. O yoldan devam edip Çay kenarını buluyoruz. Hiç olmazsa buralarda biraz olsun akıntı olabilir beklentisindeyiz ama nafile. Sabah kahvaltısı yapmamıştık henüz. Hava güneşli ama bir o kadar serin. İlkin Dinar’da Suçıkan’da yapmıştık, burada da aynısını yapıyoruz. Denizli çıkışında alınmış börekler, peynirler ve termos çayıyla bir de burada ayaküstü açlığımızı bastırıyoruz. Zaten bu atmosferde öyle aman aman açlık da hissetmiyoruz. Nehir zeminini bir süre yürüyüp kontrol ediyoruz, zemin nemli ama su yok. Yakınlarda yağmur suyu geçmiş olabilir. Ama akarsu yolu boyunca öyle can suyu olabilecek bir miktar hiç yok. Bazı noktalardan traktör geçmiş, tekerleğinin bıraktığı izlere yağmurdan kalan su dolmuş, o kadar!

KUFİ ÜZERİNE KISA MESEL
Yavaşça dönüyoruz. Kufi Çay’ını bilenler bilir, Işıklı üzerinden, Sarıbaba tepesi batı yamacından aştığınızda önünüze çayın genişlediği devasa bir vadi gelir. Uzaktan baktığınızda büyüleyicidir bu görüntü. Bu diziye başladığımızda duyuru amaçlı intro yayınımızda kullandığımız fotoğraf işte o vadide çekilmiştir. Vadiyi karşıya doğru uzunca bir köprü keser. Karşılıklı kısmi asfalt yola bağlanan köprü, karşı dağlardaki köylere ve arazilere ulaşmak için inşa edilmiştir. İste o köprüden geçip vadiye araçla ulaşabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Önce köprü civarındaki taşkın setini, setin havuz bölümünde çatlamış suyolu zeminini fotoğrafladık, sonra aşağıya dönüp nehrin akış yönüne yürüdük. Doğa muhteşem. İnsanoğlunun eski zamanlardan (çok eski sayılmaz) günümüze bıraktığı izleri takip ettik. Nehir suyunun görkemli aktığı zamanlarda geçiş yolu, taşınma yolu, iaşe yolu olarak düzenlenmiş yerleri görüp fotoğrafladık. Ulu çınarlar ve söğüt ağaçlarının kökleri dibinde oluşmuş mini gölcüklerde biriken suyun çamuruna dokunduk. Suyu yok olsa da hala yemyeşil doğanın ve o muhteşem jeolojik katmanlarının heybetli gizemine bakakaldık.
Sonra döndük. İçimiz burkularak, pişmanlığı duyumsayarak, giden hiçbir şeyin asla geri dönmeyeceğinin ayırdına daha fazla vararak, içimizden söküp götürdüklerine çaresizlik içinde sadece seyirci kalarak!

Gürçay Hoca ölçüm yapamadı, numune alamadı. Ben yalnızca çektiğim fotoğrafların hazin görüntülerini çoğaltmakla yetindim. Ve Işıklı’ya, Çivril’e, Çal’a doğru yola revan olduk.

BÜYÜK MENDERES KİRLİLİK ANSİKLOPEDİSİ

1 | Kufi Çayı ziyaretinizde sizi ilk karşılayacak görüntü bu oluyor. Taşkın seti, bu kuraklık ve su yokluğunda alaycı ve ironik durmuyor mu sizce de?

2 | Aynı bölgenin 2014 yılında çekilmiş uzaktan görüntüsü. O zamanlar yaz sonuydu ve yine kurak bir yaz geçmişti. Buna rağmen nehir yolunda su vardı.

3 | Topoğrafyası yükselerek giden su yolu vadisinin devamında, Sandıklı yönüne doğru ilerleyen bölümlerlde de durum değişmiyor. Su yok ve olacağına dair umut da yok!.

4 | Tarlasına, arazisine giden rençber için, eski nehir yolu bundan böyle traktör yoluna dönüşecek. Traktör tekerinin açtığı çukura dolan su ancak kurda kuşa içme suyu olabilir miktarda.

5 | Daha Kufi’ye ulaşmadığımız karayolu civarında gördüğümüz cansız beden, “Oluklu Kertenkele” adıyla bilinen sürüngene ait. Ayaksız olduğu için halk arasında yılana benzetilip öldürülüyor. Bilgiyi veren yol arkadaşım Dr. Gürçay Akyıldız.

6 | Kufi üzerindeki jeolojik katmanlar üzerinde insanlığın geçtiği çağlara ait pek çok iz görmek mümkün. Buradaki mağara da biraz insan yapısı, biraz da su basıncı ile oyulmuş.

7 | Bir başka örnek, aynı insan müdahalesinin kibar bir biçimde, doğaya zarar vermeden nasıl estetik bir düzenlemeye dönüşebileceğini gösteriyor. Bu fotoğraf da nehre yamaçtan inmek için hoyratça kazmak yerine, hoş bir kıvrımla merdiven yapmayı örnekliyor.

8 | Traktör yolunun devamındaki su yatağı. Bir damla su bulmak mümkün değil. Aslında nehir yolunun tipik hali bu. Tersi olması gerekirken biraz su bulunması özel bir duruma dönüşüyor.

9 | Nehri aşağıya doğru takip ettikçe karşılaştığımız manzara bu. Kupkuru, çatlamış, susuz bir toprak, sanki gökyüzüne yağmur duası için kollarını açmış bekliyor. Bu görüntüler bir zamanlar Afrika belgesellerinde görürdük. Şimdilerde ne kadar aşina-alışkın olduğumuzun farkında mısınız?

10 | Bu bezelye tarlası yukarıdaki kuraklık sahasının hemen yanı başında! Yeterince sulama imkanı için nehir suyuna ihtiyaç var. Su olmadığı için olsa gerek arazi sahibi de terk etmiş, ucunu bırakıvermiş sanki. Bitkiler yavaşça kurumaya yüz tutmuş.

11 | Vadilerden inan Kufi Çayı, Işıklı-Çivril arasındaki ova düzlüğünü kesip geçerek Işıklı Gölü’ne ulaşıyor(du). 2014 yılında ilk kez gittiğimde su yatağı DSi tarafından ıslah ediliyordu. Bu ıslah edilmiş hali. Binlerce yıldır gürül gürül akan su da ıslah olmuş olmalı ki, çekilip gitmiş, ortada görünmüyor.

12 | Akdağ yaylalarına çıkamadık ancak oranın güzelliğini unutmamız mümkün değil. Tokalı kanyonunu yürüyerek neredeyse sonuna kadar izlemiştik. Su güneş ve serin kanyon havasında gün boyu yürüyüşe rağmen yorgunluk hissetmemiştik.

13 | Geyikler ve diğer orman hayvanları dışında en güzel manzara, yılkı atlarının araziye dağılmış görüntüsü oluşturuyordu. Şimdilerde üç otuz paraya o güzelim geyikler avcılara kurban eden bakanlık kurumları yaptıklarından utansın.

Not: Kufi Çayı ve Büyük Menderes Grabeninin jeolojik evrimi üzerine sözünü ettiğim akademik makale için bakınız: “Büyük Menderes Nehri’nin Jeolojisi ve Evrimi, Nizamettin Kazancı, Alper Gürbüz, Sonay Boyraz (Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü) Türkiye Jeoloji Bülteni Cilt 54, Say. 1-2, Nisan-Ağustos 2011, Ankara”