30.07.2021, Cuma
25 °C / 40 °C Denizli Hava Durumu

Büyük Menderes’in sonsuz cezası!

Yaşar TOK / D20HABER - 28 Haziran 2021 Pazartesi - 09:00 Büyük Menderes’in sonsuz cezası!

Büyük Menderes havzasının yukarı bölgesini tamamladık. Yazdığımız beş bölümlük kısımda sanırım nehrin en canlı bölümünün geniş açı bir fotoğrafını çekmiş olduk. Bu açıya sadece Uşak bölgesinden gelen Banaz Çayı ve aşağı havzada Çürüksu Nehri gibi kirletici akarlar girmedi. Önümüzdeki haftalarda yapacağımız birer günlük gezilerle her iki akarsuyu da gezip görecek ve sizlere durumları hakkında fikir sahibi olacağınız bilgileri aktaracağız.

A- A+

Uşak’tan gelen Dokuzsele Deresi ile Banaz Çayı birleşerek, Eşme civarından aldıkları başka kirlilik yükleriyle birlikte Adıgüzel Barajı’na akıyor. Aşağı havzada Çürüksu Nehri, Denizli sanayi atık suları ve kent yerleşiminin devasa kirletici unsurlarını yüklenip, Sarayköy yakınlarında Büyük Menderes’e bağlanıyor. Bizim yazı dizimiz için bu temel olgular çok önemli.

BANAZÇAYI-ÇÜRÜKSU NEHRİ

Bu iki su bağlantısını daha sonra ele alacağız. Bunun iki sebebi var: Birincisi, Banaz ve Çürüksu akarsuları, Büyük Menderes Nehrine doğrudan bağlanıyor olsalar da, güzergah olarak bizim gerçekleştirdiğimiz ilk gezi alanımızın dışında kalıyorlar. İkincisi, her iki su bağlantısı da Büyük Menderes yukarı havzadan aşağı havza başlarına kadar olan bölümdeki en önemli kirlilik taşıyıcıları. Çünkü her ikisi de sanayi atıkları taşıyor ve geçtikleri tüm su yatağı üzerindeki organizmaları yok ediyor, ya da fiziki ve organik olarak başkalaşmalarına yol açıyorlar. Sadece bu iki sebepten her ikisi için de birer günlük gezi-zamana ihtiyaç var. Eğer yaptığımız işin hakkını vereceksek bu şart. Açık, değerlendirilebilir sonuçlar elde etmek istiyorsak, sadece bu nedenlerle sabretmek gerekiyor. Çürüksu üzerine var mı bilmiyorum ama Uşak Dokuzsele üzerine yapılan akademik çalışmalarda inanması güç, ürkütücü olduğu su götürmez veriler var. İlgili makale verilerini yeri geldiğinde anacağız.

GÖKPINAR BARAJI

Çürüksu da şikayetler önceki yıllarda olmadığı kadar arttı. Yerel ve ulusal basına da sıkça düşmeye başlayan haberlerin en önemli sebebi, Gökpınar barajının doluluk oranının hiç olmadığı kadar düşük seviyelerde seyretmesi. Bu durumu teyit etmek için resmi bir veriye o kadar ihtiyaç yok. Aktepe Mahallesi, Asri Mezarlık taraflarında oturan veya yolu eski Karakurt Köyü’ne düşenler barajın su seviyesindeki ve hametini her an görebilirler. Yine de etraflıca değerlendiren bir veya birkaç yazımız önümüzdeki hafta gerçekleştireceğimiz Çürüksu gezisinden sonra bu sayfada yayınlanacak.

Gezimizin bu bölümü Büyük Menderes aşağı havzanın başlangıcını teşkil eden Ahmetli Mahallesi civarı ve Menderes Tekstil önündeki Köprübaşı çevresi. Her ikisinde de ölçüm yapıldı, su değerleri belirlendi. Her iki noktanın belirlenen değerlerini Gürçay Hoca’nın fotoğraflarında okuyabilirsiniz.

Son günlerde, yazılarımızı okuyup kritiğini yapan ve bize ulaştıran bazı okur dostlarımızın sorma ihtiyacı duyduğu bir soru var: Neden her bölümde özellikle köprülerden söz ediyorsunuz, Büyük Menderes’in görülecek başka yeri yok mu?

Sıkça sorulan bu soru/ları özellikle yanıtlamak istiyorum.

Elbette Büyük Menderes’in 600 km. uzunluğundaki mesafesi üzerinde muazzam güzellikte seyirlik yerler var/dı. Ne yazık ki bu güzellikler hakkında artık di’li geçmiş zaman kipi kullanıyoruz. O güzelliklerin yüzde biri bile kalmadı dersek inanın abartmış olmayız. Hızlı bir çöküş ve giderek kayboluş nehrin makus talihi haline geldi. Güzellikleri de bu talihten ilk nasibini alan kısmı oldu güzelim nehrin. Ama bizim köprüleri su yazılarımızın önemli unsuru haline getirme sebebimiz bu değil.

Bizim için sebep çok basit; suya yanaşabilmek, ondan örnek alıp değerlerinin ölçülebilmesi için inişe elverişli olması. Ama bu köprülerin neden önemli olduğunun yanıtı değil. Bu arada köprü altındaki su değerlerinin diğer akar bölgelerinden daha farklı veriler sağlayıp sağlamadığını bilmiyorum, bunu Hoca’ya sormak aklıma gelmedi.

KÖPRÜLER NEDEN ÖNEMLİ?

Köprüler, sadece Büyük Menderes için söylemiyorum, tüm nehirlerin üzerindeki köprüler, insanlığın akarsu ile kurduğu ilişkinin en önemli araçları. Ondan yararlanmanın, onu aşmanın, onunla birlikte yaşamın her alanını idame ettirmenin temel unsuru! Eğer köprüler olmasaydı, tarihin seyri bambaşka yazılabilirdi. Savaşların başarı oranını, köprülerin ne kadar etkilediğini hesaplayabilir misiniz? Bu konuda bir istatistik yok. Ancak savaş üzerine yazılmış kitaplarda köprülerin değeri hakkında ilginç yazılar bulabilirsiniz. Çünkü her savaşta taarruzun da, savunmanın da en önemli stratejik araçlarından biri kaçınılmaz olarak nehirler-akarsulardır. Bu konuyu uzatmayalım, Carl von Clausewitz’in başyapıtı “Savaş Üzerine” kitabındaki “Nehirlerin ve Irmakların Savunulması” ile “Nehir Geçişleri” başlıklı bölümlere göz atmanızı salık vererek devam edelim.

Gürçay Hoca, Ahmetli mevkiindeki ölçüm sonuçlarını şöyle değerlendiriyor:

“Ahmetli mevkii, Çürüksu karışmadan önceki son noktamız. Bu noktaya kadar gelen Menderes nehri aslında henüz büyük bir şehirle karşılaşmış değil. Daha çok tarımsal faaliyetlerden etkilenir durumda. Elbette öncesinde Banaz ve Dokuzsele ile de karışıyor, ancak orada Adıgüzel ve Cindere barajları Uşak tarafından gelen yükü hem dinlendiriyor, hem de çökeltiyor. O sebeple Ahmetli mevkiine baktığımızda tuzluluk haricinde çok aykırı değerler görmüyoruz. Tuzluluk da hem kayaç yapılarından, hem zirai faaliyetlerden kaynaklanabilir.

Hoca bu açıklamayı dramatik bir soruyla tamamlayıp yanıtını “bundan sonrasını da senin tarih bilgine bırakıyorum” diyerek bana pas edip bırakmış. Lütfuna teşekkürler!

Hoca’nın güvenin boşa çıkarmayıp devam edelim: Köprüler günümüzde insanların vazgeçilmez ulaşım altyapısını oluşturuyor. İnsanlık tarihinin yazılmasında bu açıdan oldukça önemli rolleri var. Mesela bugün yazımıza konu ettiğimiz Ahmetli Köprüsü bu duruma iyi bir örnek. Köprüyü doktora çalışmasına konu eden Prof. Dr. Ender Özbay, çeşitli bilgileri yorumlarken, “Kanaatimizce, İkinci Haçlı Seferi’nde (1147-1148) Haçlı kuvvetlerinin Efes’ten [Ephesos] Büyük Menderes vadisi boyunca ilerleyip 1 Ocak 1148’de ulaştıkları, geçiş esnasında Türk taarruzuna uğradıkları köprü Ahmetli – Ak Köprü olmalıdır. Haçlı kuvvetlerine bu köprü üzerindeki saldırı yapının stratejik önemini ortaya koymaktadır ki, hemen hemen bin yıl sonra, Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan ilerleyişini durdurmak isteyen Türk kuvvetleri gene bu köprünün bir kısmını yıkma gereği duymuşlardır.” açıklamasına yer veriyor. Yani Ahmetli Köprüsü (bazı metinlerde Ak Köprü adı geçiyor) bu bölgedeki en eski köprü neredeyse. O nedenle köprünün tarihsel önemini anlatan bu açıklama bizim nitelememizi açıkça tamamlıyor.

Köprünün tarihçesi hayli belirsiz. Denizli resmi kurumları Roma köprüsü olduğunu ısrarla dile getiriyorlar. Ancak, köprüyü dikkatlice incelediğinizde, özellikle Bizans dönemi ve sonrasındaki mimaride yaygın olarak görülen devşirme malzemeye rastlanıyor. Roma dönemi yapılarından devşirilmiş yontma taşlar köprü giriş duvarlarında açıkça görülebilir.

Bu bilgiler çok yeterli değil aslında. Çünkü bölgenin somut olarak olaylara konu edildiği yazılı tarihi MÖ 5. yüzyıla kadar geri gidiyor. Hem de birden çok kaynakta var bu bilgiler. O nedenle fazla uzatmadan tarihsel bilgiler arasında ilişki kurmayı denemek açıklayıcı olabilir.

AHMETLİ KÖPRÜSÜ-AK KÖPRÜ

Ahmetli Köprüsü’nün bulunduğu bölge, egemenliği MÖ 500’lere uzanan Pers istilası döneminde pek çok olayın tanığıdır. Çünkü gerek Karya-Ephesus bölgesinden gelen, gerekse Lydia bölgesinden Akdeniz’e yönelen ticaret yolları ve savaşçı orduların güzergahı, her durumda Büyük Menderes’i geçmek için şimdiki Ahmetli Mahallesi’nin kurulu bulunduğu çevreye uğramak zorunda kalıyordu. Ordular ve kervanların Büyük Menderes’i geçmesi için en elverişli nokta bu civarlar olmalıydı. Tarihin Babası Heredot ve aynı dönemin tarihçilerinden Xenephon, yapıtlarında neredeyse aynı kalıp cümleyi yineleyerek, “Büyük Menderes’i geçmek gerektiği” ifadesini kullanıyorlar. Heredot’un anekdotu: “Phrigya’dan Lydia’ya geçildi. Yol ikiye ayrıldı. Sol yan Karia’ya, sağ yandan Sardes’e doğru. Bu yol tutulursa Maiandros’u aşmak gerekir… ”Xenephon’unanekdotu: “Kurus Sardes’ten hareket etti ve Lidya içinden üç gün yürüyüşle yirmi parasang yol alarak Meander nehrine vardı. Bu nehir iki plethron genişliğindeydi ve yedi kayık üstüne kurulma bir köprüsü vardı…”

Parasang Pers ölçü birimi. Uzunluğu 5.328 metre. Plethron ise yaklaşık 30 metreye karşılık düşüyor. Bu durumda Menderes’in Kurus ordularınca geçilen noktasının genişliği 60 metreyi buluyor. Kayık genişliği ise yaklaşık 8.5 metre kadar olmalı ki, 7 kayık yan yana geldiğinde 60 metrelik mesafedeki su üzerinde köprü oluşturabilir.

O MENDERES BU MENDERES Mİ?

Yani, Büyük Menderes’in Sarayköy ovasında, MÖ 500’lü yıllardaki akarsu yatak genişliği 60 metreyi buluyordu. Bu da şimdiki Ahmetli köprüsünün bulunduğu alan genişliğini, köprünün uzunluğunu bize yaklaşık olarak verecek olan ölçüdür. Köprünün şimdiki uzunluğu 55 metre, genişliği ise 4.75 metredir. Tüm bu rakamlardan ve olasılıklardan sonra Roma dönemi ve sonrasında, Bizans dönemine kadar suyun yatak genişliği ve su miktarında önemli bir değişim yaşanmadığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Hatta Kurtuluş Savaşı döneminde istilacı ordunun geçmesini önlemek için köprünün havaya uçurulduğu ve sonuçta o ordunun Denizli’ye geçemediği göz önüne alınırsa, henüz yüz yıl önce bile savaşçı bir ordunun geçişini önlemeye yetecek ölçüde derinliğe sahip su miktarı bulunduğunu söyleyebiliriz.

Konumuzdan epeyce saptık. Oysa bugün sulama, sulama birlikleri, yıllık sulama suyu ihtiyacı, suyun ücretlendirilmesi, sulama desteği, sulama biçimleri ve suyun tasarrufu gibi her biri diğerini nedenleyen sorular ve yanıtları üzerinde duralım istiyorduk. Çoğu zaman olduğu gibi tarih bilgisi kalemimizi tutsak aldı ve biz kalemimizin metni taşıdığı konuya savrulduk. Oysa yazılması gereken bir köprü daha ve altından akan suyun verileri var elimizde.

SARAYKÖY KÖPRÜBAŞI

Ahmetli Köprüsü’nde bir süre oyalandık. Gürçay Hoca suyun ölçümünü yaparken, ben de eski köprünün, yani yukarıda sözünü ettiğimiz namı diğer Ak Köprünün halini fotoğraflamaya çalışıyorum. Eski diyorum, çünkü artık aynı noktada, Tosunlar’dan gelip Tepeköy’e doğru giden yol üzerinde yeni bir köprü var. Yeni köprü ayakları yağmur selinin taşıdığı kısmen alüvyon, kısmen ağaç dalı parçalarıyla tıkanmış durumda. Su bulduğu açıklıktan akmaya çalışıyor. Köprü önünde genişçe gölcük oluşmuş. Ölçümü burada yapıyor Hoca. Eski köprü ile ilgili kanaat ve yorumlarım işte o arada oluştu. Ortadaki ana kemer dışında kalan yan kemreler, düzgünce kesilmiş travertenlerle tamir edilmiş. Köprü ayağına doğru eski yapı taşları dikkati çekiyor. Devşirme malzeme dediğim daha çok Roma mimarisi özellikleri taşıyan yontulmuş ve işlenmiş taşlar bunlar…

Köprüden çıkıyoruz. Saat biraz daha ilerledi. Gün batımı yakın. Eğer Sarayköy’de, tekstil fabrikasının yanındaki eski köprübaşına hemen varırsak, oradan da değerlendirmeye kıstas oluşturabilecek su ölçümü yapılabilir. Yolu düşenlerimiz biliyor olmalı, yıllardır yıkılacak gibi duran eski köprübaşı köprüsü bu ilkbahar aylarında yıkıldı. Biz gezimizi yaptığımız gün köprü altındayken sorduğumuzda, yenisinin bir ay içinde açılabileceği söylenmişti. Ayaklar tamamlanmış, köprü üstünde ayakların bağlantı betonu atılmış, sadece asfalt ve kenar korkuluklar kalmış gibiydi. Bugünlerde tamamlanması muhtemeldir.

Suyun yanına vardığımızda, neredeyse nefes almamızı engelleyecek denli ağır bir kokuyla karşılaştık. Nehrin bu bölgesi, yaklaşık 4.7 km geride, Tosunlar Mahallesi açıklarında Çürüksu ile birleştikten sonra buraya ulaşıyor. Devamında tekstil fabrikasının atık arıtmasından çıkan suyu yükleniyor. Yapılan ölçümler ve ölçüm sonucu elde edilen değerler alanda çektiğimiz fotoğraf üzerinde görülebilir. Bir de Gürçay Hoca’nın değerlendirmesi elbette: “… Çürüksu karıştıktan sonra Sarayköy çıkışı Menderes Nehri köprüsüne geldiğimizde işin boyutu değişiyor. Su hipoksik (çok az oksijen miktarı) bir hal alıyor ve ayrıca hem tuzluluk, hem de Elektriksel İletkenlikte yoğun artış gözlemliyoruz. Türkçesi, suda aşırı organik yük var, bakteriler bunu parçalamaya çalışıyor, parçalamak için oksijen kullanıyor ama artık tüketecek oksijenleri de yok derecesinde. O bölgede bir ölçüm cihazı kullanmasak bile renk ve koku bize bunu açıkça söylüyor. Bu durum uzun yıllardır da böyleydi aslında ancak bu sene suyun miktarında azalma ve durgunlaşma da durumu daha dramatik hale getiriyor. Menderesin büyük bir şehirle karşılaşması işte böyle oluyor. Eskiden Tripolis, Hierapolis, Laodikya hatta LycusRiver koca Meandros’u böyle mi karşılardı acaba?”

Ya da Meandros hala insanlık ile eski bir hesaplaşmanın cezasını mı ödüyor? Yaklaşık 5 bin yıl önce Miletoslular Meandros taşkınları için şikayette bulunduklarında, Meandros tanrılar katında cezalandırılmıştı. Kim bilir, belki de sonsuza kadar cezalandırılmıştı ve asla ödenmeyecek kadar ağır bir cezaya çarptırılmıştı.

Bu noktadaki en önemli bilinmez, Menderes Tekstil atık su arıtma tesisi ile ilgili veriler. Bu verilere yayınlanan yıllık raporlar üzerinden ulaşılabiliyor ancak. Ben de bu yolu seçtim ve 2020 yılı için yayınlanmış “Menderes Tekstil Sürdürülebilirlik Raporu” başlıklı bir yayına rastladım. Raporun 51. sayfası atık su yönetimi ile ilgili verilere ayrılmış. Bilgileri özetlemek gerekirse; şirketin atık su arıtma tesisi günlük 12.000 metreküp su arıtıyor. Bu işlem fiziksel, kimyasal ve organik arıtma süreçleri olarak üç aşamalı bir tesiste gerçekleşiyor. 10.000 metreküp/gün miktarını aştığı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan onaylı Sürekli Atıksu İzleme Sistemi ile online olarak sürekli izleniyor. Deşarj edilen sudapH, Çözünmüş Oksijen mg/L, KOI (Kimyasal Oksijen İhtiyacı) mg/L, Sıcaklık C0, İletkenlik μs/cm, Debi m3/h değerleri anlık olarak 7/24 merkezi dijital sistemle izleniyor. Arıtmadan çıkan suyun deşarjı ise Büyük Menderes’e yapılıyor. İşte bizim son ölçüm yaptığımız yer, bu suyun deşarj edildiği noktanın 50 metre kadar sonrası.

Bu verileri sorgulayacak durumda değiliz. Yayınlanan raporların verilerle ilgili olarak yanıltıcı rakamlar ihtiva edeceğine ihtimal vermiyoruz. Bu en azından kamuoyuna açıklandığı için doğru olmalı. Bir de ilgili bakanlık izlemesinin anlık olmasından dolayı.

O halde anlaşılamayan tek şey kalıyor geriye: Büyük Menderes Nehri ile Çürüksu birleştikten sonra 5 km. kadar yol kat ederek Menderes Tekstil arıtma deşarj noktasına geliyor. Burada arıtma suyunu alıyor ve yaklaşık 50 metre sonra köprüye ulaşıyor. Burada yapılan ölçüm sonuçları ortada. Bu değerler neden bu kadar kötü? Varsayalım Çürüksu nehir suyuna karıştıktan sonra bu bozulma yaşanıyor. Ama Çürüksu Denizli’de kirlilik yükünü aldıktan sonra yaklaşık 30 km. yol alarak Menderes’e katılıyor. Yani kirlilik olmasa bile değerlerin az da olsa bu yolculuk boyunca seyrelmesi gerekmiyor mu? Kokunun azalması gerekmiyor mu? Sorular çoğaltılabilir. Bir de bundan sonrası var. Jeotermaller var, onların deşarj edemediği yeraltı suyu var, o suyun sıcaklık ve diğer fiziki değerlerinin kirleticiliği var. Henüz o noktaya varmadan bu en basit soruları kim yanıtlayacak? Elle tutulur olsaydı, Denizli Valisi’ne, Çevre Şehircilik’e, Çevre Mühendisleri’ne sorardık. Ama bu soyutlamayla kim bu soruları yanıtlamaya değer bulur ki?

Bugüne kadar yanıtı verilmeyen bu soruların, bundan sonra yanıtı verilir mi? Ya da kim verebilir?

BÜYÜK MENDERES KİRLİLİK ANSİKLOPEDİSİ

1 | Ahmetli civarındaki Büyük Menderes, aşağı havza üzerindeki yolculuğuna başlamadan önceki, Lycus vadisinde son kez görünüyor. Henüz Çürüksu nehrine karışmış değil, henüz Hoca’nın deyimiyle şehirle karşılaşmış değil.

 

2 | Gürçay Hoca Köprü ayaklarının önünde oluşan gölcükte suyun değerlerini ölçen aletleri suya salmış bekliyor.

 

3 | Ben de eski köprü civarında dolaşıp fotoğraf çekiyorum. Köprü giriş bölümü yan duvarlarında Roma dönemi özellikli taş yontular köprü inşaatında kullanılmış. Bu durum Köprünün Bizans dönemi ile ilişkisini çağrıştırıyor.

 

4 | Köprüyü arkamızda bırakırken son kez geri dönüp genel bir fotoğraf alıyorum. Fotoğrafı çekerken 55 metre uzunluk, 4.7 metre genişlik rakamlarını hatırlıyorum.

 

5 | Nihayet Menderes Köprübaşına geliyoruz. Eski köprü yıkılalı aylar oldu ancak çoktan unutmuş olabiliriz. Eskisi pek ironik bir köprüydü. Köprünün başında “geçmek yasak” levhası, korkuluk girişinde “Can ve mal güvenliği için taşıtların bu köprüden geçmesi yasaktır” açıklaması, ama köprünün orta yerinde, tüm genişliği kaplayarak geçen bir ilçeler arası toplu taşıma otobüsü!

 

6 | Köprü tamamlandı, tamamlanacak. Yakında ulaşıma açılır.

 

7 | Köprü açılmasına açılır da, altındaki suyun çektiği işkence ne zaman son bulacak bilinmez.

 

8 | Ölçüm değerleri sıfırın altında seyrediyor.

 

9 | Menderes Tekstil’in atıksu arıtma tesisi. Fotoğraf 2014 yılından.

 

10 | Aynı yıl çekilen başka bir fotoğrafta, yetkililer tesisin anlık izleme odasındaki işlemleri gösteriyor.

DEVAM EDECEK