04.03.2021, Perşembe
5 °C / 18 °C Denizli Hava Durumu

Su yolcuları

Zeki Akakça / D20HABER - 20 Şubat 2021 Cumartesi - 14:07 Su yolcuları

Hikaye fotoğrafta başlar kimi zaman, kimi zaman da fotoğraf hikayede saklıdır. Öyle bir zaman daha vardır ki orada "görsele düşmeyen fotoğraf" anlatımın göbeğindedir. Hafıza da yaratılır. İşte bu tanımların hangisine uyacağını sizin karar vereceğimiz bir hikayedir bu. Beyağaç'ta başlayıp Aksaray ili Güzelyurt ilçesi, Ilısu köyünde biten...

A- A+

Çocukluğuma dair hatırladığım canlı ve eski anılardan biridir köyümüzde su yolu kazma işi. Ki bu zaman dilimi 1970’li yılların başına rastlar.
Su yolu kazmak ne demek?
Köyde içme suyu olmadığı için (o zamanlar içme ve kullanma suyu kuyulardan alınırdı) dağdaki su kaynaklarından sular boru içine alınacak, bizim köy ve çevre köylere getirilip uygun noktalara yapılacak çeşmeler yoluyla halkın kullanımına sunulacaktı.
İşte o çeşmelere kadar boruların döşeneceği kanallara köylüler “Su yolu” adı vermişti. O çalışanların tamamına ise “su yolcular” denirdi. Bu işte çalışanların bir kısmı bölge insanı iken, bir kısmı da başka illerdendi. Özellikle yönetici konumundakiler, müteahhit temsilcileri, taşeron adamları ile amele çavuşları ve diğerleri gibi.

Babam da bu işte çalışmaya başlayıp gece-gündüz demeden koşuşturanlardan biri olmuştu.
İşte o günlerde toprak damlı evimizin içinde geçen konuşmalarda bir “Necip Çavuş” adı telaffuz edilir olmuştu. Babam sıklıkla ondan söz ediyor, hayal-meyal anımsadığım kadarı ile çok saygı duyuyor ve seviyordu onu.
Hatta bir yaz sonu olmalıydı, bizim evin önünde harman yeri dediğimiz yerde kalabalıkça yemek yenmişti. Bizim oralarda evin olduğu yerde ovada-açıkta (evin dışında) yemek yeme alışkanlığı yoktu. O nedenle olay benim hafızamda ayrıca kalıcı yer etmişti.

O zamanların hayal meyal hatırlanan yaşanmışlıklarının üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra, bir yolculuğa çıkacaktık; uzun mesafeli bir yolculuğa hem de…
Babamın sıklıkla istediği ve her fırsatta dillendirdiği “bir gidip görebilseydim!” arzusunu dindirelim diyerek çıkıyorduk yolculuğa. Kendi aracımızla gidecektik ve benim ilk kez gideceğim bir coğrafyaydı burası.


Konya Ovası’nın düzüne ulaştığımızda mayıs ayının son haftasında buralara baharın yeni gelmekte olduğunun farkına varmıştık.
Hedefimiz; önceleri Niğde’ye bağlı iken şimdi Aksaray’a bağlanan Güzelyurt ilçesi Ilısu köyü idi…
Sabaha karşı Denizli den başlayan yolculuğumuz öğle sonuna doğru hedefimize ulaştığımız sıralarda sonlanıyordu.

Denizli-Dinar-Çay ve Konya üzerinden Aksaray’a ve sonrasındaki 40 km giderek ulaştığımız Ilısu köyü… Aksaray’dan sonrası kolay geçmişti yolun. Yine bozkırda yol alarak bir vadinin tepesinde az sayıda yapının göründüğü yerdeki cami bahçesinde namazdan çıkacak insanları bekler bulmuştuk kendimizi. Sorup soruşturduk “Necip Çavuş”un evinin nerede olduğunu ve tarifi aldık. Burada biraz daha nefeslenip ortama uyum sağlamaya çalışıyorduk. Zira önümüzde uzanan vadi ile ufuktaki Hasan Dağı’nı izledik bir süre. Sanki çok başka gezegene inmiş gibi hissettik kendimizi. Erken başlayan ve kısa bir kaç mola harici hep arabada geçen zaman sonrası bu normaldi herhalde.

Ama her şey geride kalmış hedefe ulaşmış onlarca yıl süren hasreti sonlandırmaya dakikalar kalmıştı. Babamın hayatında bu kadar ayrıcalığı olan arkadaşı-abisi ile buluşturacak olmanın mutluluğu da bana ayrı bir haz veriyordu. Dile kolay aradan 40 yıldan fazla zaman geçmiş ve sadece telefonla görüşmeler yapılmıştı o kadar!

Zor bir coğrafya da kurulu Ilısu vadi tabanından akan Melendiz Çayı’nın kuzeyindeki yamaçta güneye bakar vaziyette konuşlanmıştı. Çok ilginç bir coğrafya idi. Mağara tarzı yerleşim sonrası insanlar bu mağaralar üzerine bu günkü evlerini yapmışlar ve eski kullanılan yerleri ise samanlık, depo ve ahır olarak kullanmaktaydılar. Zira burada yaz kış sıcaklık aynı olduğu için sağlıklı görünüyordu.


Yamaca yapışmış gibi duran evler arasından olabildiğince düzgün açılan sokaklardan ilerleyerek babamın arkadaşı “Necip Çavuş”un, Necip İçli’nin evine ulaştık. Önceden telefonla bilgi verdiğimiz için bizi sokak kapısında karşıladılar. Çok duygusal bir ortam yaşandı. Çok fazla etkileyici ve göz yaşartıcıydı.

Sonra oturup eskiden-yeniden sohbetler, sonu gelmez anılar anlatıldı, arkadaşlar soruldu, kimler hayatta, kimler gitti… Benim hiç duymadığım ya da unuttuğum konular. Babamı işten attırmak için kurulan kumpaslar, resmi dilekçeli şikayetler ve her şeye rağmen babama sahip çıkıp işine devam etmesini sağlamalar ve saire…

O gün dinlenme ve yakın yerleri gezmekle geçti. Evin altında anne-babası ile birlikte ailece yaşadıkları yerleri duygulanarak bize anlatan Necip Çavuş, kızları ile torunlarının samimiyeti bizi son derece etkiledi. İlk kez karşılaştığımız insanların misafir severliği ve samimiyeti anlatılmazdı.

Köyün adı muhtemelen vadi tabanına yakın yerde bulunan sıcak sudan geliyordu. Bu suyun yanına köylünün yararlanması için çamaşırhane ve hamam benzeri yer yapılmıştı. Fırınları ve yöreye özel ekmek, eşleri, oğulları gurbete gitmiş kadınların sokak aralarındaki sohbetleri, hayvancılığın yaygın olduğunun belirtisi inekler ve onların peşindeki çocuklar, yamaçtaki köy mezarlığı ve evlerin mimarisi gibi bir sürü detay…

Ilısu köyünün güneyinde vadi tabanından akan Melendiz Çayı buradan geçip biraz ilerideki Ihlara Vadisi’ne ulaşıyordu.
Ihlara Vadisi ve ilçe merkezi Güzelyurt’u gezmeyi bir gün sonraya bırakmıştık. Ama ertesi gün havanın yağışlı ve kapalı geçeceğinden habersizdik. Bu durum bizim şansızlığımız olmuştu. Ama yine gelip oraları gezip biraz da buralarda vakit geçirelim temennisi ile olabildiği kadar Ihlara Vadisi ve Güzelyurt’ta dolandık.


Her güzellikte olduğu gibi bu güzel zamanında sınırı vardı ve ayrılık zamanı gelmişti. Özlemle beklenip hasretle kavuşma sonrası buruk bir ayrılık zamanı yaşıyorduk. Yaşlı insanlar kırk küsur yıl öncesinin anılarıyla hoş zamanlar geçirmiş ve bu buluşmanın belki de son görüşme, konuşma olduğunun farkındaydılar. Tekrar tekrar sarılıp gözyaşlarını gizlemeye çalışmalarda boşunaydı.

Hatıra fotoğrafları tekrar tekrar çekildi, vedalaşılıp dönüş yoluna düşüldü.
Onlar kaldı biz yola düşmüştük. Ondan sonraki süreçte irtibatı koparmıyor Necip Amca’dan haberler alıyorduk. Ama o zaman da farkına varmıştık yolun dönülmeze doğru gittiğinin. Necip Amca hasta idi. Çok zayıflamış ve yemek yemiyordu. Sanki babam ile görüşmek için direniyordu.
Çok zaman geçmedi aradan birkaç ay sonra onun sonsuzluğa yola çıktığı haberini aldık.
Ona rahmet ailesi ve sevenlerine başsağlığı, babama da sağlıklı ömürler diliyorum.
Zaman akıp gidiyor, ömür bitiyor, geride hoş anılar ile bir de güzellikler kalıyor.
Güzellikleri çoğaltmak ve yaşatmak dileğiyle…