30.11.2021, Salı
6 °C / 11 °C Denizli Hava Durumu

Güneşin sürprizi

Zeki Akakça / D20HABER - 3 Kasım 2021 Çarşamba - 08:00 Güneşin sürprizi

O gün çektiğim fotoğraflardan biri ile “Denizlerimiz-Göllerimiz “ konulu ulusal bir yarışmada siyah/beyaz baskı dalında birincilik, 3 tanesi ile de sergileme alacaktım... Bir kare fotoğrafın ardındaki öyküyü aktarmaya çalışacağım bu kez. Bazen bilgi-birikim, bazen de şans fotoğrafçıya yardımcı olur. Ama başarı hiçbir zaman tesadüf değildir…

A- A+

Kültürümüzün parçası olan efsanelerdeki konular, mekânlar, insanlar ve diğer canlılar hep biraz ulaşılmaz, doğaüstü ve farklı olarak tasvir edilir. Batı medeniyetlerindeki mitolojik hikâyelerde de aşağı yukarı durum böyledir.

Göllerimiz, akarsularımız, dağlarımız, ormanlarımız ve diğer değerlerimizi etkileyici anlamlarla aktarmak istediğimizde bir efsanevilik, olağanüstülük yükleriz. Bu onları uzun süre korunmak içindir belki de; kim bilir?

Yıllar önce Bafa Gölü’ne gidip, orada kamp kurup, dağ ve gölü kutsallaştıran efsanenin geçtiği dağa çıkmıştım. Efsanede geçen gölün görüntüsünü izlemek istemiş ve bunu da yaşamıştım.

O dağa; yani Latmos’a çıkıp Bafa Gölü’ne baktığımda, Çivril – Akdağ’ın zirvesinden aşağıdaki Işıklı Gölü’ne baktığımda gördüğüm manzaranın aynısını görünce çok şaşırmıştım.

Akdağ zirvesinden aşağılara bakınca gümüş tepsi gibi parlayan bir göl ve o gölden aşağı rakımlara akan suyun ovada oluşturduğu görüntüye takılıp kalmıştım… O akışın yarattığı yeşil doku izlemeye, anlamaya, yorumlamaya değerdi.

Efsanelerden, mitolojik hikâyelerden söz ederek geleceğim konu sanırım anlaşılmıştır. Işıklı Gölü ve Büyük Menderes akarsuyudur o konu…

O su ki; yeryüzüne çıktığı Afyonkarahisar’ın Dinar bölgesinden başlayarak, sonsuzluğa karıştığı Söke Ovası’nın sonuna kadar onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Ben, yine başa dönüp Işıklı Gölü’ne odaklanayım. Işıklı Gölü bu günlerde karalar bağlamış, ölüme yatmış durumda. Ne o gümüş tepsi hali, ne renkli çiçekleri, ne de onlarca kuş türünün binlerce ferdine ev sahipliği yapacak hali kalmıştır. Yarıdan fazlası kuruyan göl, ekosistemi ne yazık ki insanlığın yarattığı bir sonuç olarak orada durmaktadır.

Fotoğrafçıların, televizyoncuların, gazetecilerin ve tabii ki şov sever siyasilerin popülist yöneticilerin güzel olduğu zamanda sökün ettiği Işıklı Gölü’ne şimdilerde pek uğrayan yoktur.

İyisi mi ben burada bir nokta koyup, yıllar öncesine geri döneyim.

Fotoğraf kaygılı üç arkadaş olarak soğuk sayılacak bir kış günü Denizli’den yola çıkıp yönümüzü Çivril tarafına çevirmiştik. Zıpır yokuşundan çıkarken fikir kimden geldiyse “bir de Çal tarafından dolaşalım” deyip rotayı değiştirmiştik. Oralarda oyalanırken zaman epeyce geç olmuş ve kış gününün kısa günü akşama dönmüştü. Güneşin epeyce aşağılara indiği zamanlarda Işıklı gölünde en güzel gün batımı zamanının yaşandığı Beydilli köyünün sahiline ulaşmıştık.

Kötü bir sürpriz bizi bekliyordu. Hava puslu ve gri renkliydi. Ben o zamanlar henüz analog makinem ile dia ve negatif filme fotoğraflar çekiyorum. Yolu uzattığımız için diğer yerlerde fazla deklanşöre basınca filmleri çokça harcamıştım. Geriye 10 veya 12 karelik filmim kalmış. Biraz film sayımın az kalması ve biraz da havanın kapalı oluşu nedeniyle fotoğraf çekme hevesim kırılmış olmalıydı, keyifsizdim. Beraber geldiğim arkadaşlar digital makine ile çektikleri için onlar açısından bir sorun yoktu. Yedek kartlarını takıp dilediklerince fotoğraf çekiyorlardı.

Ben bu ruh halimle dışarıda durup gölden gelen silah seslerini dinleyip öylece bakınmak yerine oradaki lokantaya girip yemeğimi söyleyip, sıcak ortamda içeceğimi yudumlamayı tercih ederek içeri girdim. Kısa süre sonra arkadaşlarım da geldiler içerideki masaya. Yiyecek ve içeceklerimiz geldi hem dinleniyor hem sohbet ediyor, bir yandan da yemeklerimizden yiyip içeceklerimizi yudumluyorduk. Ama gözümüz hep dışarıdaki hava ve göldeki ışıkta. Gölün üzerinden alçalmakta olan güneşin azıcık ışık verip vermeyeceğini takip etmekteyiz.

Öyle bir an oldu ki kara bulutların arasından az bulutlu bir noktadan güneş kıpkırmızı ortaya çıktı. O ne telaştı öyle, önce ben koştum makinemi kaptığım gibi. Çünkü gölün yüzeyi müthiş aydınlanmıştı. Peşimden arkadaşlarım da dışarı atmışlardı kendilerini. Fare görmüş kedi gibi pür dikkat kesilmiştik.

Gölde av yapanlar kayıklarla birer ikişer geri geliyorlardı. Sahilde bizi görünce (kaçak av yapmış olacaklar ki) yan tarafa dümen kırıyorlar, bazıları da geri dönüyorlardı. Sonra lokanta sahibine gelen telefondan anladık ki bizi resmi görevli zannetmişler. Lokantacının verdiği bilgilere göre tekrar sahile yanaşıp kayıklarındaki avları ve silahlarıyla karaya çıkmaya başladılar. Bazıları ise bizden iyice ürkmüş olmalı ki yüz ya da iki yüz metre açıkta öylesine bekliyorlardı.

Avcıların dönüşü sonrası kıyıya yaklaşan balıkçılar ve onlarla gelen aileleri ve kısa kış gününde gölde sandal binmek isteyenler de yok değildi. Bir kayıkçı onları alıp kısa bir tur sonrası geri indiriyordu.

Bu koşuşturma ve telaş sırasında ben az kalan filmim kadar çekim yapabilmiştim ve ne çektiğimi de doğal olarak görememiştim. Zira filmlerim yıkanacak, basılacak ve taranacak sonra ben ne çektiğimi görecektim. Bu da en az 3-5 gün demekti. Ama var olan filmlerime görüntü kaydederken kırk düşünüp bir kez deklanşöre basıyordum. Ortam bir anda stüdyo gibi olmuştu. Sonra güneş yine buluta girdi ve bir daha da çıkmadı. Perde kapanmıştı adeta…

O gün ışıklı gölü kenarında dar vakitte, kısıtlı olanaklar ve 10-12 karelik filmimle ne fotoğraflar çıktı merak içindeydim. O gün sabahtan akşama çekim yapmış olduğum halde en iyi fotoğraflarımın akşamın o dar vaktinde yakaladığımdan habersizdim…

Geri dönüşümüzden birkaç gün sonra banyodan gelen ve bir kısmı da basılan fotoğrafları görünce anladım tüm bu olanların ne anlama geldiğini. Doğa bazen sürprizler yaşatıyordu insana. Saklıyor ve “acaba”diyordu, “acaba fark ederler mi?”…

O gün çektiğim fotoğraflardan biri ile “Denizlerimiz-Göllerimiz “ konulu ulusal bir yarışmada siyah/beyaz baskı dalında birincilik, 3 tanesi ile de sergileme alacaktım. Bir kare fotoğrafın ardındaki kısa öyküyü aktarmaya çalıştım siz okuyanlara. Bazen bilgi-birikim, bazen de şans fotoğrafçıya yardımcı olur. Ama başarı hiçbir zaman tesadüf değildir…