21.01.2022, Cuma
0 °C / 10 °C Denizli Hava Durumu

Bir salkım yaş üzüm

Zeki Akakça / D20HABER - 1 Aralık 2021 Çarşamba - 09:00 Bir salkım yaş üzüm

Herhangi bir konuya inanan ve inancının gereğini yapanlara saygı duyarım. Yanlış ya da doğru olduğu yorumunu saklı tutarak. Yaşam nasıl ekmek, su ve hava gibi temel değerlere bağlıysa, insan olmanın bir diğer değeri de inançtır. Neye, neden inandığını kişi kendisi değerlendirmelidir. Bu düşüncelerimle bir kare fotoğrafın özelinde yolculuğa çıkacağım sizleri.

A- A+

Yıllar öncesiydi, henüz ilimizde fotoğrafçıların bu kadar çok olmadığı, fotoğraf çekmenin bu denli yaygın ve kolay olmadığı zamanlardı. Hatta o zamanlar kırsala fotoğraf için pek çıkan olmazdı. Telefonlarla çekim de yaygın değildi. Hatta kendime ait bir digital makinem de yoktu. Daha çok analog makinem ile çekiyor, digital makineyi ise emanet alarak çıkıyordum çekimlere.

O dönemlerde birkaç arkadaşımla beraber Babadağ tarafına doğru yola çıkmıştık. Yolda çok oyalandığımız için Kelleci deresi ve köyünün üst taraflarına ulaşmamız zaman almıştı. Ana yol üzerinde hemen yola bitişik olan köy mezarlığı dikkatimizi çekmiş ve mezarlığın içinde bulmuştuk kendimizi. Zaman bayram tatili sonrası olmalıydı. Çünkü kısa süre önce gerçekleşen ziyaret sırasında mezar üstlerine bırakılanlar, mersinler, buğdaylar, çiçekler, su testileri ve etrafı temizlenmiş mezarlar göze çarpıyordu.

Ama asıl dikkat çeken bazı mezar taşlarına bağlanan asmadan kopmuş “yaş üzüm salkımları” (taze üzümlerdi). Bu çok ilginç gelmişti bana. Birçok yöre gezmiş-görmüş, incelemiş, hikâyeler dinlemiştim ama böyle bir gelenek-inanışla hiç karşılaşmamıştım. Mezarlıkta sadece birkaç mezar taşında göze çarpan bu farklılığı fotoğraflayıp arşivime kaydetmiştim. O gün bu gündür arşivimde yar alan bu fotoğrafa dair sonraki zamanlarda farklı bilgilere ulaşmış ve konu hakkında derleme yapmıştım.

Bu farklılığın yaşandığı yer Denizli-Eski Babadağ yolu üzeri ve kent merkezine yarım saatlik mesafededir. Bu bölgeye sonraki zamanlarda defalarca gittim. Gerek fotoğraf için gerek doğa yürüyüşü ve televizyon çekimleri için. Zira bölge şehrin arka bahçesinde gibiydi. Halen kırsal yaşamın tüm değerleriyle yaşandığı yer olan Kelleci köyü idi burası.

Adını dereden alan ya da adını dereye/vadiye veren bu bölgeye grubumla hemen her mevsimde yürüyüşler, geziler düzenledim. Öyle güzellikler hoşluklar vardır ki burada anlatmakla bitmez. Gidip görmek, yaşayıp hissetmek gerektirir.

Mesela dere üzerinde yola yakın yerde su ile çalışan değirmen vardı (vardı diyorum artık çalışmıyor). O değirmenin kapısında değirmencinin telefonu yazılıydı. Zahire öğütecekler, değirmeni çalıştırmayı bilmiyorsa değirmenciyi arayıp ondan yardım alırlar, çalıştırmayı biliyorlarsa unlarını elde eder ve değirmen hakkını oraya bırakır giderlerdi.

Mevsimine göre dağlardan aşağı inen çobanlar, at ve eşeklerle yaylalara gidip dönenler, oduncular ve diğerleri kısaca köy yaşamının olanca doğallığı ile süren bu Yörük köyü ilgilenenleri kucaklar her zaman.

Zamanınız uyarsa köy merkezindeki kahvede çay-kahve içip, yöre insanı ile gelenekler-görenekler ve yaşam hakkında söyleşebilirsiniz.

Konu uzun, anlatılıp yazılacak çok şey var elbet. İyisi mi kendinize bir ayrıcalık tanıyın; benim “mezar taşına asılı bir salkım yaş üzüm” arkasına sakladığım hikayelerin gerisini gidip dinleyin/yaşayın derim…