12.05.2021, Çarşamba
15 °C / 30 °C Denizli Hava Durumu

Koyunu Sudan Geçirme

Haber Merkezi - 10 Nisan 2021 Cumartesi - 09:03 Koyunu Sudan Geçirme

Yöre insanının değişik şekilde dilendirdiği etkinliğin adıdır bu. Bir efsane mi, yoksa bir hikaye midir bilinmez…

A- A+

Fotoğraf konusunda bulunduğum coğrafyada ilk’leri yaşamak bana hep heyecan ve mutluluk vermişti. Görülmeyeni göstermek, bilinmeyeni ortaya çıkartarak farkındalık yaratmak önceliğim olmuştur. Özellikle hikayeli/konulu fotoğraflarla kamuoyunun dikkatini çekmek sanatsal kaygılı fotoğraftan biraz daha sıcak gelmiştir bana. Sanatı toplum kültürüne katkı, tarihe görsel miras bırakmak, not düşmek olarak değerlendirmişimdir. Bana göre zamanın tanığı olan fotoğraf bu alanda müthiş bir görev üstlenmektedir.

Örneklemem gerekirse eğer; Eren Günü kutlamaları, Sudan Koyun Geçirme Yarışmaları, Tepekuyu Ereni bunlardan bazılarıdır. Bunlar bilinen, yaşanan, yaşatılan geleneklerdi ama kaybolmaya yüz tutmuş, kıyıda köşede kalmıştı. Belki de sönmek üzere olan bir ateşti ve kül içindeki közleri üflemek bana düşmüştü…

Bu çalışmalarımdan biri olan “Koyun Sudan atlatma/ Sudan koyun geçirme” etkinliğinde çektiğim, ulusal/uluslararası bazı yarışmalarda ödüller alan, aynı zamanda adı geçen etkinliğin tanınmasındaki simgelerinden olan fotoğrafın hikayesini okuyacaksınız. Her fotoğrafın bir hikayesi vardır ama her hikayenin fotoğrafı var mıdır bilemem.

Başlangıçta yalnız olarak fotoğrafladığım, daha sonra arkadaşlarımı da yanıma alarak çekimler yaptığım etkinlikti “Sudan Koyun Geçirme”…

Köylüler ile o zamanlar konuşurken, bunun önemli bir etkinlik daha önemlisi gelenek olduğunu, ileri zamanlarda bunun çok özellik arz edeceği, birçok insanın buraya ziyaretlerde bulunacağını söylemiştim. Köylüler, elleriyle “hadi be sende” tarzı hareketleri ile gülmüşlerdi. Zamanın Muhtarı Hasan Akçin de bana gülenlerdendi. Sonra hakkımı teslim etti. Halen görüşüp konuşur ve birlikte güleriz.

Bu etkinlikle başlangıçta fazla ilgilenen olmadı. Hatta katılımcısı da fazla değildi. Zaman içinde ilginin artması, o zamanlarda konunun basın-yayın aracılığı ile duyurulması, başlangıçta yerel televizyon kanalları sonrasında ulusal özel kanallar ile resmi kurum kanallarının konuyu işlemeleriyle ilgi arttı bu günkü haline dönüştü.

O zamanlarda internet aracılığı ile bazı fotoğraf paylaşım sitelerinde, bu etkinlikten çektiğim fotoğrafları paylaşmaya başlamıştım. Sonra çevremdeki arkadaşlarımla etkinliği takip edip fotoğraflamaya ve paylaşarak tanınmasına katkıda bulunmaya çalışmıştık.

İşte bu çalışmalarımızdan birinde yine yaz aylarının sonuna doğru (bu etkinlik ağustos ayı sonu veya eylül ayının ilk haftasında yapılır) sıcak ve tozun toprağın birbirine karıştığı zamanlardı. Grup arkadaşlarımız ile etkinliğe gittik. Grubumuzun büyük bölümü çekimleri yapıp geri dönmüşlerdi. Hatta bir bölümü umduğunu bulamamış ve pişmanlık duygularını gizleyememişlerdi.

Biz de yaklaşık aynı duygular içinde iken etkinliğin yapıldığı Aşağıseyit köyüne komşu Dayılar ve onun ilerisindeki Gelinören köylerine doğru geçip dönüşte tekrar buradan geçmeyi planlamıştık. Geride kalan olarak biz bir arabada 3 kişiydik.

Aradığımız görüntü benim daha önceki yıllarda görüp çekemediğim ve arkadaşlarıma anlatmaya çalıştığım koyunların sıralı şekilde suyun içinde yürümeleri/yüzmeleri idi. Ama bunu bir türlü bulamıyorduk. O gün de aynı hayaller ile gelmiş ve onu göremeyip biraz buruk ruh haline bürünmüştük.

Etkinlik tamamlandıktan sonra Aşağıseyit’in ilerisindeki köylere gidip dönerken köprüye gelmiştik. Gözüm yine dışarılarda ve çevreyi taramaktaydım. Tam köprü üzerinden geçerken arabayı kullanan arkadaşıma “dur” diye seslendiğimi hatırlıyorum. Bir an için aradığım görüntünün karşımızda olduğunu görmüştüm. Üçümüz birden arabanın kapılarını açarak köprü üzerinde durduk. Kapılar açık halde elimizde makinelerle araçtan fırlayıp dışarı çıktık. Köprü üzerinde trafik durmuş, tıkanmıştı.

Sürü aşağıda Menderes Nehri’nin içindeydi. Dizelenmiş baş tarafında insanlar bir şeylerle meşgul gibiydiler. Onun çoban olduğunu sonra fark ettik. Güneş eğik durumda ve ışık yatay geliyordu. Hatta su da bulanıktı. Ben ve arkadaşlarım aynı konuyu fotoğraflıyorduk. Ama köprüde trafiği kapattığımız için herkes korna çalıyor, arada bağıranlar da vardı. Kulaklarımızı kapatmış gibi kısa sürede çekimlerimizi yaptık. O zamanlar henüz digital makinem olmadığı için ben negatif filme çekimler yapmıştım. Arkadaşlarım digital makinelerini kullanıyorlardı.

O hengame içinde köprü trafiğini açıp arabayı ileride bir yere koyup tekrar köprü üzerine geldik. Ama o ilk gördüğümüz manzara çoktan bozulmuştu. Biraz üzücüydü ama biz almamız gerekeni o kısa sürede alabilmiştik. O dar zamanda çektiğimiz fotoğraflar ile ben ve arkadaşlarım farklı yerlerden maddi boyutu olmayan ödüller aldık. Böylelikle etkinliği ulusal platformlara da taşımış olduk.

Bu sırada benim çektiğim bir kare ise iki ayrı uluslararası yarışmada ödüllere layık görüldü. O fotoğraf artık etkinliğim simgesel fotoğrafı olarak litaratüre geçmiş oldu. Bu fotoğrafı farklı kılan çekim anında çobanlara yardım için onlara doğru koşan çocuğun kadraja girmesiydi…

Fotoğraf, emek ister, bilgi ister, beceri ister ama biraz şansa da ihtiyacınız vardır. Aynı anda aynı noktaya bakan üç ayrı kişi iken benim payıma o anda kadraja giren çocuğun fotoğrafa kattığı etki olmuştu.


Fotoğrafta en çok haz aldığım an “fotoğrafı çekerken yaşadığım -o an- duygusudur”. Bu fotoğrafta da aynısı olmuştu. Fotoğraf kadar onu çekerken duyduğum heyecan ve haz bana yetiyordu.

Bu etkinlik ile ilgili değişik zamanlarda farklı yerlerde sunumlar yaptım, söyleşilere katıldım. Yurtdışı seyahatlerimden bazılarında bu konuyu işleyen sunumlarda yaptım. Ayrıca yurt içinde yapılan “sunum yarışmaları”nda da başarılar elde etmişliğim vardır (Sunumuma ulaşmak isteyenler sosyal medya üzerinden arama motorlarına “Karakoyun Efsanesi” yazarak aratırlarsa hikayesiyle bu sunumlardan birine ulaşılabilir). Bu etkinliğin UNESCO tarafından Dünya Kültürel Varlıklar Envanter Listesine alınmasında benim paylaşımlarımdan da yararlanılmıştır. Zira orada da konunun bilinirliği, tanınırlığı konusunda belgeye gerek duyulmaktadır.

Sonuç olarak Anadolu kültürünün renkli mozaiklerinden birinin yaşamasına-yaşatılmasına bir nebze katkı koyabilmişsem bu benim mutluluğumdur…