01.10.2020, Perşembe
15 °C / 27 °C Denizli Hava Durumu

Ağacın kanı

Zeki Akakça / D20HABER - 12 Eylül 2020 Cumartesi - 09:30 Ağacın kanı

Kara katrandan “ak-pak ekmek” çıkaranların hikâyesidir bu... Dağların sarp yerlerinde kurumuş yaşlı çam ağaçlarının sonunu anlatır. Koca gövdeli, ağır dallı, çıralı ağaçların katran ocaklarında son bulan “ bir varmış, bir yokmuş” hallerinin özetidir…

A- A+

Katran ocaklarına taşınan bu ağaçların kök, gövde ve dallarından bir dizi işlem sonrası elde edilen “organik bir ürün”ün yani “Kara Katran” ın hikayesi…
Burada çam katranı çıkaranların yaşamından minicik bir alıntıyı, küçücük bir dokunuşu bulacaksınız.
Çam ağaçları dışında başka reçineli ağaçların da katranı çıkarılır. Ancak onları burada konu etmeyip sadece fotoğraflarıma giren çam ağacının katranını anlatacağım.

Çok zor ve zahmetli, isli, akmalı, tozlu ve yapışkanı bol bir iş sahasıdır katrancılık.
Dağlardan ağaçların toplanıp taşınması bir macera, bunların yarılıp kırılıp ocağa girecek hale gelmesi/getirilmesi bir macera, katran ocağının inşaatı/kurulması ve yakılacak hale getirilmesi başka macera, çıraların kazana dizilip dışına ateş yakılacak hale getirilmesi daha sonraki macera, katran ocağının yakılması ve ateşinin beslenmesi, kazanın kapağının iyi kapatılması, arada gazının alınması çok başka bir macera ve son olarak çıkan katranın toplama haznesine boşaltılıp depolara konulması en keyifli maceradır.

KATRANI KİMLER NEREDEN ÇIKARIR?

Katranı çakacak ağaçların yaşlı ve gövdelerinin çıralı-özlü olması gerekir. Zira reçine yaşlı ağaçların gövdesi ile köklerinde yoğun olarak bulunur. Yaşları yüz hatta bin yıllara ulaşan yaşlı ağaçlar ormanda tespiti yapılan alanda “Çıracılar” tarafından kesilerek istiflenirler. Bahar başında karların yenice eridiği, havaların yumuşamaya başladığı özel zamanlarda başlayan bu macera işler bitene kadar sürer gider. Sonra bu “orman ürünü” satış yoluyla katrancılar tarafından satın alınarak ocaklara taşınırlar.

Bu süreçte yaşanan acı, tatlı anılar, sevgiler, aşklar, kazalar, yaralanmalar hatta ölümler olur. Hayatın içinde ne varsa katrancılar-çıracılarda da aynısı vardır. Dağlarda olmak ve mahrumiyeti yaşamak, yerleşim yerlerinden uzakta olmak engel değildir birçok şeye.

Katrancılar dağların beyaz karlarına, yeşil ormanlarına ve gökyüzünün mavisine vurgundurlar.
Onların şarkısını rüzgar, ağıtlarını da sular söyler.
Ve onlar ağacın kanından can bulanlardır…

Ağacın kanı:
Yanana çıra
Yakana odun
Kalana kül,
Gözyaşına; kan
Kana “katran” dediler,
“Yanan ben, Yakan benden” dedim, gülüverdiler…

İki ürün elde edilir bunca zahmet ve çilenin sonunda “katran ve kömür”…
Onca eziyet sonrası ortaya çıkan ürünün pazarlanması ve gelir elde edilmesine hiç girmiyorum. Sadece kömür şimdilerde kolay satılan üründür…

Ancak yasal zorunluluklar ve pazar bulamama ile hammadde azlığı (dağlarda yaşlı ağaçların azalması ve mevcutlarının toplanmasının maliyeti) bu geleneksel üretim alanının sonunu getirmiştir.
Şimdilerde bir elin parmakları kadar kalan katran ocakları son zamanlardaki mevzuatlar gereği (termik santraller, nükleer santraller ve suları alıp ekosistemi yok eden HES’ler çok masum) tamamen ortadan kalmak üzeredir. Benim bildiğim belgeselini çekip arşive kazandırarak fotoğraflayıp belgelediğim son 4 ocakta artık üretim dışıdır. (yasal olarak izin alamayan bu iş sahası ıslah edilip yer göstermek ve sembolik olarak bile olsa yarınlara taşımak yerine kapattırılmaktadır)

Katranın kullanım alanları farklıdır. Buradan çıkan kömürün de öyle. O konular biraz soğuk ve sevimsiz olduğu için yazıya konu edilmemiştir. (Ancak ileri zamanda ayrı bir başlıkla paylaşılacaktır)
Katran ocağında aile boyu çalışır insanlar çoğunlukla. Çünkü emek yoğun bir iştir ve mümkün mertebe ailece emek verilir dışarıya işçilik ödemeden üretim esas alınır.
Zordur zahmetlidir katran çıkarmak, o isli, tozlu, akmalı kara üründen tertemiz ekmek ve tadında yemek elde etmek çok anlamlıdır.
Ne mutlu o erdeme erişenlere…