05.06.2020, Cuma
14 °C / 31 °C Denizli Hava Durumu

Bir gülüş, bir duruş…

Haber Merkezi - 25 Nisan 2020 Cumartesi - 10:58 Bir gülüş, bir duruş…

İnsanın yaşadıkça gördüğü, gördükçe göstereceği ve bir o kadar da anlatacağı şeyler olmalı. Anlatmalı-anlatabilmeli, saklamadan. Bölüşmeli, çoğaltmalı sevgiyi, güzelliği, ve bölüştükçe azaltmalı acıyı, kötülüğü, çirkinliği...

Anadolu coğrafyasının gözden ırak köşelerinde ne hikayeler saklı ne yaşamlar tanınmayı bekliyor kimbilir. Yaşayıp bilen, gezip görenler birazcığını paylaşsa neler neler çıkar ortaya kimbilir.
Bu kadim coğrafyanın sakladığı kültürlerden, uygarlıklardan dökülüp kalmış ne parçaları çıkar ortaya…

Çok uzaklara gitmeden Denizli’nin merkeze yakın ilçelerinden Çardak sınırlarında mini bir coğrafyaya götüreceğim sizi. Buradan bir kare fotoğrafın küçücük hikayesini aktaracağım.
Görsel sunumlarda bir kare görürsünüz. Oysa onun ardında kilometrelerce yol, uzunca bir zaman ve öykü saklıdır.
Hafta sonları fotoğrafı bahane ederek arkadaşlarımızla yakın yerlere yolculuklar yaparız. Bazen kalabalık olur bu yolculuklar bazen de 2 -3 kişi…

Öylesi bir günün sabahında önceden sözleştiğimiz Dr. Metin Vural ağabeyim ile yollardayız. Her zaman olduğu gibi sabah kahvaltımızı yanımıza aldığımız üç-beş parça yiyecek ile bir köy kahvesine oturup yapacağız.
Sabah erken saatte yola koyuluyoruz. Yola çıkınca her zaman planlanan güzergahtan gidilmez. Işık bahane olur, bir şey akla gelir ya da yolda bir fikir çıkar ona göre şekillenir rota.
O gün de öyle oldu. Çaltı köyünde kahvede kahvaltı yapmayı planlamıştık. Ama Bozkurt’a girince “orada bu işi aradan çıkaralım” dedik. Kahvaltı sonrası yola buradan devam edip İnceler tarafına yöneldik.

Çıplak coğrafyadaki tek tük ahlat ağaçlarını ve oval tepeleri izleyerek ‘e ulaştık. Buralarda pek birşey olmayacağı düşüncesiyle oyalanmadan devam ettik yolumuza. Benim aklımda Metin ağabeye göstermek istediğim “İnceler Tekkesi” köyü vardı. Daha önce bir kaç kez gelmişliğim vardı buraya.
Burası ilginç bir yerdi. Küçücük ama sevimli, sessiz, sakin ve kendini Hambat ovasına nazır bir yere konuşlandırmıştı. Hâlâ toprak damlı ahşap kapı-pencereli evler vardı. Adeta çıkından düşmüş oyalı yazma görünümlü bir yerdi.

İnceler Tekkesine ulaştığımızda ortalarda kimseler yoktu. Sonra yaşlı bir ihtiyar çıktı eşeğine binmiş “oduna gidiyorum” dedi. Ben köyün içlerine doğru gitmeyi önerdim. Daha önceki gelişlerimde konuştuğum insanlar vardı. Çok geçmeden sesler gelmeye, eve buyur edenler, nereden geliyorsunuz diyenler olmaya başladı. Bizi görüp evlere saklanan yaşlılar da vardı tabi.
Bir film platosunda gibiydik. Nuri Bilge Ceylan film çekiyordu da biz içine düşmüştük sanki.

Evini süpüren bir kadın kapı aralığından baktı, “Hoşgeldiiin” dedi. Tanıdıktı sanki. Ama ben çıkaramadım.
Konuşmaya başladık. “Anamın fotoğrafını çektiydin ya sen hani” dedi.
“Hatırladım” dedim. “Nasıl ebe sağlıklı mı? Gözleri nasıl oldu?” diye sordum.
“İyi ama eskisi gibi değil, ayağa kalkamıyor, yatıyor” yanıtını aldım.
O arada eşi çıkıp geldi. Kapı önünde konuşmaya başladık. Kadının eşi ile de tanışıyorduk. Konuşurken adamın yüz hatları ve dişlerini fark ettim. Çok farklı geldi, ışıkta hoştu. O arada Metin ağabey de geldi. Çok munis ve pozitifti. Gülüyordu… Oysa dişleri yoktu. Katıksız bir kırsal insanı, yüzüne bakınca hayatını okuyabileceğiniz türden.
Sohbeti koyulaştırırken “fotoğrafınızı çekebilir miyim?” diye sordum.
“Çekiyorsun ya zaten” dedi, gülerek kadın.
“Ama ben kocanın fotoğrafını çekeceğim bu kez, seni ve anneni çok çekmişim” dedim. “Heee olur” karşılığını verdi.

Metin ağabey ile göz göze geldik, adam portre için iyiydi. İzin de aldık. Ben ışığa göre adamın yönünü ayarlarken, Metin ağabeyin telefonu çalmaya başladı. Kaybedecek zaman yoktu. Ben adamı hem konuşturuyor, hem de çekiyordum. Gülümse, bana bak, karşıda ne var, falan derken farkına vardı adam dişlerinin görüldüğünü ve “yeter bu kadar başka çekme “dedi.
Orada noktaladık çalışmayı.
Sonrasında eşi ve onunla sohbete devam ettik. Bize ikramlarda bulunmak istediler. Ama zamanımız yoktu. “Bir daha ki gelişimizde alacağımız olsun” dedik. O gelişimizde fotoğraflarını da getirme sözü vererek ayrıldık.
Ben çekmiştim portreyi ama telefonun kurbanı olan Metin ağabeyim maalesef çekemedi. Modelimiz de artık müsade etmedi.
Vedalaşıp köy içine doğru yol alıp başka evlerin ve insanların fotoğraflarını çektik. Sonra köyün yukarılarına çıkıp ovaya doğru genel çekimler yapıp günü tamamlayıp geri döndük.
Modellerimin adlarını adreslerini burada vermiyorum. Mütevazı bir aile, orada kendi hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar.
Verdiğim söz üzerine bir sonraki ziyaretimde onlara fotoğraflarını götürüp teslim ettim ve çaylarını içtim. Ama buruk bir ziyaretti bu. Anneleri artık yoktu. Onlardan sonsuza dek ayrılmıştı. Ona rahmet, kalanlara sağlık, sıhhat dileğiyle ayrıldım bu kez.
İşte bir kare fotoğraf ve arka planı.
Sağlıklı günlerde yine oralarda olmak dileğiyle…