Kapatsam gözlerimi ve havalansam gökyüzüne/İçli bir melodi eşlik etse uçuşuma/Pırıl pırıl bir havada görsem şehrimin coğrafyasını/O dağ benim, bu ırmak senin desem/Göllere batıp çıksam, dallara konup kalksam/Kanyonlarda dolanıp ovalarda süzülsem/Karlı dağların doruklarından uçup/Sarı başaklı ekin tarlalarına konsam/Bitmez bir şarkı çalsa/Bu rüyadan hiç uyanmasam…
Hayal ile gerçek arasında nasıl bir çizgi vardır ve nerede başlayıp nerede biter bilmem ama istek ve ihtiyaçlara da sınır çizilmez onu bilirim.
İnsan yaşadığı yere benzer derler inanırım. Coğrafya kaderdir derler o da kabul derim.
Coğrafyamın güzelliklerini tanımayı, kültürünü öğrenmeyi ayrı bir görev edinirim. Bunca zaman gezmiş görmüş, tanımış, kayda alıp arşivlemişliğim de vardır.
Kaybolmak ile var olmak arası gidip gelen geleneklerin tekrar gün yüzüne çıkarılıp yaşatılmasına vesile olmuşluğumla da gururlanırım.
Bu güzellikler yanında kaygılarım korkularım da çoktur. Birçoğunda haklı çıkmışlığım vardır ama haklı çıkışlarımdan daha çok acı duymuşumdur.
Başa dönüp varlığı ile gurur duyduğum güzelliklerden, sahip olduğumuz doğal, kültürel ve tarihi değerlerden söz etmek isterim. İsterim ki bunlar yaşasın, gelecek kuşaklar da görüp deneyimlesin. O kuşaklar bunları yazılanlardan öğrenip keşke görebilseydik demesin.
İlerleyen zamanlarda her birini ayrıca yazıp fotoğraflarıyla göstereceğim güzelliklerden kısaca söz edip başlıklar sunmaya çalışayım.

Doğanın bize sunduğu; ala karlı, başı dumanlı vakur duruşlu dağlarımızın koyak gölgeli yerlerinde yaşanan-yaşatılan gelenekler, ritüeller vardır. Kimine Eren, kimine dede, kimine baba denen adak/sunak yerleri, dua ve inanç gereği bez, saç, para saklanan, asılan- bağlananlar, kiminde ise kurbanlar kesilip yemekler pişirilenler. Hıdırellez gelenekleri, yağmur duaları, türbeler, kutsal ağaçlar gibi…

Honaz dağı zirvesinden, Babadağ, Bozdağ, Akdağ ve Sandıras zirvelerine kadar babalar (ovo-obo) dikilen sunak ve dua için türbeler yapılan doğa parçaları bu değerlere birer örnektir.
Bozdağ’ın güneyine bakan vadilerdeki Acıpayam Kanyonu, Akdağ silsilesini bölen Tokalı Kanyon, Akçay’a set vuran Kemer Barajı’nın şişmesiyle oluşan İnceğiz Kanyonu, Büyük Menderes üzerindeki Çal Kısık Kanyonu, Bekilli Mangırın Kısık Kanyonu ve henüz keşfedilmeyi bekleyen diğer kanyonlar coğrafyanın doğal değerlerine örneklerdir.

Acıpayam ve Çameli bölgesinin dağ yöresi Gireniz havzası folklorik değerleri, Çivril ve Çal yöresinin iç Ege Bölgesi’ne kayan folklorik benzerliği, doğum, düğün ve ölüm gelenekleri, Tavas yöresinin efe-zeybek oyunlarıyla Aydın-Muğla komşuluğu benzeri birçok kendine has özellikleriyle bu coğrafya tarihin her döneminde farklılıkların yaşandığı yerlerdendir.

Tarih denilince anımsatmadan geçilmeyecek olan antik kentler; Hierapolis, Tripolis, Laodikeia, Attouda, Colossae, Eumenia ve diğerleri diyerek sayılabilecek onlarca antik kent yine bu ilin sınırları içerisindeki tarihi varlıklardır. (Tarihin akışını değiştiren Kazıkbeli ve Miryokefalon da sayılmadan geçilmemelidir)
Elbette bunlar sayılırken dünyaca tanınan ve UNESCO tarafından daimi dünya doğa mirası listesine alınan, Hierapolis antik kenti ile iç içe girmiş Pamukkale’den söz etmemek ona ayrı bir başlık açmamak olmaz. Keza Pamukkale’nin beyazına kırmızı suyu ile selam veren Karahayıt’ı da bu başlık altında anmak gerekir.
Yakın tarihe gelindiğinde ise kalem işi Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi kalem işi süslü camilerimizden de söz etmek gerekir. Bazıları bakımlı olup korunurken, kaderine terk edilmiş (çoğu bakanlık tescilli ) camilerimizin varlığından da haberdar olmak gerekir.

Akköy Camii, Belenardıç Camii, Çivril de Savranşah Cami, Emirhisar Camii, Bayat Çamii, Sundurlu Camii, Tavas’ta Hırka Camii, Kale’de Cevherpaşa Camii, Acıpayam’da Yazır Camii ile Yukarı Gölcük Camii, Çameli’de Güzelyurt-Tahtalı Camii bunların bazılarıdır.

Burada yazarak anlatmanın çok ama çok uzun olacağı, (okuyanı da sıkacağı) bu şehrin doğal, tarihi ve kültürel değerlerini zamanı geldiği, aklım erdiğince yazıp anlatacağım.
Bu değerlerin sadece bu şehrin insanları tarafından değil, tüm insanlarca bilinip tanınmasını, korunup geleceğe taşınmasını arzu edenlerdenim. Bu amaç için şimdiye kadar verdiğim mücadeleyi bundan sonra da sürdüreceğim.









