Bir atasözümüz der ki; “İnsan yaşadığı yere benzer.” Çok yalın bir anlatımdır bu. İnsanın şeklini – şemalini, rengini belirleyen yediği – içtiği, soluduğu hava yaşadığı ortamdır.
Kendimce yaşayıp gözlemlediğim ve o sebeple de inanıp savunduğum değerlerdendir; ”Kültürleri şekillendiren coğrafyalardır” söylemi.

Yaşam kültürü insanların kimliği, künyesidir bence. Ne olursa olsun yetiştiği ortam, aldığı aile içi eğitim ve etkileşim yaşamı boyunca insan benliğinde kayıtlı kalacaktır.
O inançla, yaşadığım coğrafyaya ilişkin kültürel değerlere sahip çıkmayı görev bilmişimdir. Tanımak, tanıtmak, koruyup kollamak ve yapabiliyorsam kayıt altına alıp yaşatmaya çalışmak hep önceliğim olmuştur.

Bu zamanlar biraz da mevsim gereği kırsalda yetişen ürünlerin bollaştığı, sebze ve meyvelerin olgunlaştığı, hasatların hız kazandığı günlerdir. O sebeple olsa gerek toplum genlerinde saklı duran kutlama, kutsama ve şükran ritüelleri de bu günlerde ortaya çıkıp canlanmaya başlar.

Ritüeller diyorum zira bunların hepsi kalabalık gruplar ve genele yayılan kutlamalar şeklinde olmayabilir. Kimileri bunu gizlice yaparken kimileri toplum geneline yaymayı hedefler.
Bu eylemleri kimileri dağ başında, kimileri ırmak kıyısında, kimileri bir ağaç gölgesinde, kimileri ise yeşil yaprağın bile olmadığı ortamlarda yapar. Öyle ki kimileri de yasak ve toplumsal baskı nedeniyle gizlice ve kendi dar çevresinde bunları gerçekleştirir. Hepsinin bir anlamı, bir hedefi ve özünde kültürel kimliğinin devamını sağlamak vardır. Bu bir yaşam formu, kültürel devamlılık, yaşama bağlılık olarak algılanmalıdır.

Yaşadığımız şehir özelinde bu günlerde toplum ihtiyaçları da gözetilerek, kent merkezi ve bazı ilçe merkezleri ile mahallelerde müzikli (konser) ağırlıklı organizasyonlar yapılıyor. İnsanlar deşarj oluyor kısa süreliğine de olsa eğlenip farklı zaman geçiriyorlar. Bunlara hasat şenliği, tarımsal ürün tanıtımı gibi farklı adlar veriliyor. Kimilerinde sportif faaliyetler de olabiliyor, yağlı pehlivan güreşleri, at yarışları ve benzerleri gibi.
Bazı organizasyonlar ise tarihin derinliklerinden gelip yarınlara taşınma amaçlı/kaygılı oluyor. Denizli de bu anlamda üç geleneksel kutlama, anma veya kültürel etkinlik öne çıkıyor. Bunları “gelenekselleşmiş” olarak kabul etmek gerekiyor, zira ulusal anlamda da bunların tescili/kabul görmüşlüğü vardır.

İlki; Denizli, Çal ilçesi, Aşağıseyit mahallesi (köyü demek daha doğru ) Büyükmenderes akarsuyu kenarında yapılan “Sudan Koyun Geçirme” ya da “Sudan Koyun Atlatma” geleneği.

İkincisi ; Denizli, Beyağaç ilçesi Sandıras Dağı zirvesine yakın noktadaki “Eren Günü” etkinlikleridir.
Üçüncüsü ise Denizli, Acıpayam ilçesi Alaattin Mahallesi Taşkın Dede ve Donbaba mevkilerinde yapılan adak/anma törenleridir.

Her üç etkinliğe katılanlar ve yaşatanlar sadece oralarda yaşayanlar olmayıp il sınırlarını aşan bölgelerden katılanlardır. Biliyoruz ki kültür idari sınırlara tabi değildir.
Bunlar dışında gerçekleştirilen yağmur duaları, hayır yemekleri, anma günleri gibi etkinlikler de yine kültür kodlarımızda olan ve yarınlara taşınması amaçlanan değerlerdir. Tarihi anlamda değerlendirilebilecek; Honaz dağı güneyine gerçekleştiği bilinen Kazıkbeli Savaşı, Çivril bölgesinde gerçekleştiği belirtilen ve tarihin akışını değiştiren Miryokefalon Savaşı örnekleri.

Yine mistik anlamdaki; Bozdağ’ın Acıpayam cephesinde yapılan Ören, Hisar ve Benlik mahalleleri yaşayanlarının önderlik ettiği Eren Tepesi ile Tepe Kuyu erenlerinde yapılan etkinlikler de yaşatılmaya çalışılanlardandır.
Diğer geleneksel etkinliklerden yağlı pehlivan güreşleri, deve güreşleri, rahvan at yarışları gibi etkinlikler de bir yandan devam etmektedir. (Doğum, düğün, ölüm ritüelleri, adaklar, şükür duaları ve diğerleri ayrı bir başlık altında konu edilip işlenecek değerlerdir)

Bu mistik havalı törenler – gelenekler dışında irili ufaklı daha birçok gelenek, görenek, örf-adet ve diğerlerini listeye eklemek mümkündür. Temel amaç kültür kodlarımızın kaybolmaması için sahip olduğuz değerlere gereken önemi vermek ve yarınlara taşımak olmalıdır.
Tüm bu faaliyetler temelde toplumu aynı paydada toplamak, güç oluşturmak, birlik – dirlik ve toplumsal barışı sağlamak amacını da gütmektedir.
Kültürel değerlerimizi daha iyi koruyup yaşatacağımız yarınlara…