Suyun azlığına inat en kurak bölgelerde yetişen, toprağın özünü alıp insanlara sunar üzüm bağları…
Tarihin uzak zamanlarından itibaren yerleşimlere ev sahipliği yapan yörelerin kutsal değerleri üzüm bağları.
Denizli’nin Çal, Güney, Bekilli ve kısmen Baklan ile Buldan bölgeleri üzüm yetiştiriciliğinin adresleri olarak bilinir. Bu yöreler aynı zamanda üzüm hammaddeli endüstriyel ürünlerin de üretiminde ülkemizin sayılı bölgeleridir.

Öyle ki ülkemizdeki şaraplık üzüm üretiminin yaklaşık %35 lik bölümünün Çal bölgesinde yetiştiği belirtilmektedir. Yine Buldan ilçesinin bir bölümü ile Güney ilçesinin bir bölümünde sofralık üzüm yetiştiriciliği de kayda değer niteliktedir.

Tarihi geçmişi tam olarak bilinmeyen zamandan bu yana Büyük Menderes akarsuyunun bereketlendirdiği topraklarda birçok medeniyet kurulup yıkılmıştır. Şimdi o medeniyetlerin gelip geçtiği yerde bugünün yaşayanları varlıklarını sürdürmektedir. Elbette tarihin bıraktığı mirasın değerlerinin bir kısmını da yaşatarak.

Bu topraklar ki günümüzden sekiz bin yıl öncesi de yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır.Aşağıseyit ve Ekşihöyük kazılarındaki buluntulardan bunlar anlaşılmakta, daha sonrasında ise Pagan inanışlarından, tek tanrılı dinlere ve günümüze kadar süreç devam etmektedir.
Şarap tanrısı Dianysos’un burada yaşadığı bu isimle bir yerleşim yerinin olduğu da iddialar arasındadır. Motella Antik Kenti’nin bugünkü Medele/Yeşiloba yerleşiminin olduğu yer olduğu da yine iddialar arasındadır.
Bu iddialara kanıt olarak adı geçen yerlerdeki yapı kalıntıları gösterilmektedir. Apollon Lairbenos ve diğer tarihi bölgeler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Böylesi bir kültürün üzerinde yaşam sürdüren insanların geçmişteki kültürden etkilenmeden varlığını sürdürdüğünü düşünmemek gerekir.

Geçmiş zamanın Apollon Lairbenos tapınak alanından, Pepuza Antik Kenti ve Motella Antik Kenti’ne, belki Tanrıça Kibele inancından Şarap Tanrısı Dianysos’a kadar farklı inanış ve değerlere ev sahipliği yapan bu topraklar sıradan yerler olmamalıdır.

Bugün devam etmekte olan üretim faaliyetleri; toprağın işlenmesi bağların filiz vermesi ve üzüme dönüp, sonrasında tüketilmesine kadar geçen sürece ev sahipliği yapan bu bölge hak ettiği ilgiyi görmeli hak ettiği değeri almalıdır.
Özellikle Çal, Bekilli ve Güney yöresinin suya hasret topraklarında, o toprağın tadını üzümlere taşıyan bağlar üzümün kurutulmasıyla kışlık tüketimlere, ezilip suyunun işlenmesiyle de endüstriyel üretime sahne olmakta insanlara kazanç kapısı yaşam enerjisi ve gelecek kurma şansı vermektedir.
Üzüm bağlarının hikayesi önce budama, sonra toprağın işlenmesi ve doğanın vereceği yağmur suyu ile güneş enerjisinin asmaların kollarında depolanmasıyla sürer gider.

Üzüm bağlarında sadece üzüm yetişmez aralarda yöre halkının günlük tüketimde kullanacağı sebze ve meyveler de yetişir. Üzüme komşu, elma, erik, cennet elması, incir, zeytin, domates, biber ve diğerleri ilk akla gelenlerdir.

Asmaların budanan dalları yakacak, yaprakları kısmen hayvan yiyeceği olarak da değer bulur buralarda. Kayrak taşından yapılmış evlerde toprak kaplarda depolanan üzüm suları zamanı geldiğinde tüketime sunularak değerlendirilir.
Yüzlerce yıldır olduğu gibi günümüzde de bağlarda yetişen üzümler; kuru üzüm, üzüm suyu, pekmez ve sirke olarak il dışı ve hatta ülke dışına pazarlanarak yöre insanına ekmek-aş olmaya devam etmektedir.
Üzüm bağlarının hikayesi böyle başlar ama böyle bitmez. Efsanelere, kültürel değerlere, mitolojik hikayelere, tarihi mekanlara ve olaylara elbette yapılara sirayet ederek sürer gider.

Dinlemek isteyene şarkı, türkü, masal ve hikaye, okumak isteyene kitap yaşamak isteyene yurt olan bu toprakların ziyaretçilerine hep verecek bir şeyleri olmuştur.
Yeter ki gidip görün ve isteyin…