04.12.2020, Cuma
6 °C / 16 °C Denizli Hava Durumu

30 Ağustos ve çıkamayan gazlar

A- A+

Başlığı görünce iki konu arasında ne alaka var diyebilirsiniz. Aslına 30 Ağustos’un ve geçtiğimiz hafta Karadeniz kıyılarında bulunan doğal gaz rezervinin, yani her iki konunun milli bir değer ve kazanım olmasına rağmen, nedense toplumun tamamını sevindiremediğine şahit olmam yazıma böyle bir başlık atma ihtiyacı oluşturdu.

Geçtiğimiz hafta Sn. Cumhurbaşkanı, müjdeli bir haber vereceğini duyurmuş, toplumun tüm kesimleri merakla beklemişti. Ama haber daha yayınlanmadan bile sosyal medya üzerinden konunun ne olduğunu önemsemeden verilecek haber ile ilgili “bol mizahlı” paylaşımlar yapılmıştı. Sonrasında gelen haber ülkesini seven ve milli değerler hakkında bilinç sahibi olan herkesi sevindirmesi gereken bir haber oldu. İlk bulgulara göre, Türkiye’nin 8-10 yıllık ihtiyacını karşılayacak rezerve sahip doğal gaz kaynağının bulunduğu, sonraki keşiflerle bu miktarın artabileceği ifade edildi.

Bu sayede Türkiye’nin bu tarz keşifler yapabilecek nitelikte teçhizat ve donanıma sahip sondaj ve arama gemilerine sahip olduğunu da gururla öğrenmiş olduk. Ardından muhalefette bulunan tüm siyasi partiler tebrik ve mutluluk ifade eden açıklamalar yaparak, milli bir tavır gösterdi. Ancak iktidar kanadı nedense sanki bu keşiften mutlu olmayan ciddi bir çoğunluk varmışçasına açıklamalarda bulunarak muhalefetin olumlu tepkilerini göz ardı etmeyi tercih etti. Hatta iktidar kanadı sosyal medyada yapılan bazı aleyhte paylaşımları sanki muhalefet partilerinin ortak tepkisi imiş gibi göstermeye çalışarak bütün muhalefeti milli olmamakla itham etme çabasına girdi.

İktidar medyasına yakın kanallarda bu gündem ile programlar yapılıp, olumlu yönde yapılan açıklamalar makaslanıp, sanki bütün muhalefet bu keşfe üzülmüş gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Neyse ki toplum sağduyusu artık bu tarz algı yönetimlerine çok pirim vermiyor. Sonuç olarak bulunan ve çıkarılacak olan doğal gaz şu veya bu partinin malı veya kazanımı değildir. Tabi ki be keşfi yapabilecek gelişme ve ön görüyü sağlayan bu günkü iktidarı kutlamak gerekir.

Doğal gaz ile ilgili mesele yeni durulmuşken, bu kez de 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında pandemi sebebi ile kısıtlama getirileceği açıklaması yapıldı. Ve tabi ardından muhalefetin “Ayasofya’nın ibadete açılması türünden başka etkinlikler yapılıyorken neden 30 Ağustos’a kısıtlama getiriliyor” sorusu ve eleştirisi geldi. Bu noktada konuya tek bir açıdan bakacak olursak, pandemi gerekçesini haklı bulmak mümkün.

Ama İktidarın bu tür milli bayramlara başından beri mesafeli bir tavır sergilediği açık. İktidarın milli bayramları kendisini Cumhuriyetin kurucu kadrolarının devamı olarak konumlandıran CHP’nin etkinlik alanı olarak görmesi, özellikle son dönemlerde yapılan kutlamaların geçmiş dönemlerde AKP açısından sıkıntılı anıları olan ‘’Cumhuriyet Mitingleri’’ne dönüşmesi ve iktidarın her geçen gün totaliterleşen tavrı üst üste koyulunca bu türden gerilimler gün geçtikçe kaçınılmaz hale geliyor. Hele hele daha 1 yıl önce cuma gününe denk gelen 30 Ağustosta cuma hutbesinde Atatürk’ün adının dahi anılmaması ve Ayasofya açılışındaki cuma hutbesi rezaleti, iktidarın bu yılki 30 Ağustos’a girerken sicilinin hiç de parlak olmadığını zaten gösteriyor. Hal böyle olunca masum olarak görülebilecek “kutlamalarda kısıtlama” kararı bile yeni bir fay hattının oluşmasına yetiyor.

Toplumsal olarak ilginç bir dönem yaşıyoruz. Siyaset anlaşılmaz biçimde uzlaşma, istişare etme yerine ayrışmadan medet umar bir noktada. Bu noktanın iki kutuplu İttifak siyasetinin de bir sonucu olduğunu düşünmek mümkün. Ancak iktidarın uzun süredir tabanını konsolide edebilmek için gerilim siyasetinden medet umduğunu söylememiz gerek. Artık hiçbir eleştiri, hatta öneri iktidar kanadı için değerli değil. Muhalefet ısrarla çözüm önerileri sunmamakla, yapıcı siyaset yapmamakla itham ediliyor. Ancak getirilen en basit bir öneri bile “sizden akıl alacak değiliz, sizin aklınıza ihtiyacımız yok” şeklinde tepkilerle refüze edilebiliyor.

Haziran 2015 seçimlerine girerken, CHP lideri Kılıçdaroğlu asgari ücret artışı ile ilgili vaatlerde bulunmuş, AKP kanadı tarafından görev yaptığı sürede SSK’yı batırmakla, hesap bilmezlikle suçlanmıştı. Ama Kasım 2015’te iktidar, yenilenen seçimin ardından tekrar iktidar koltuğuna oturur oturmaz aynı asgari ücret zammını kendisi yapmıştı.

Muhalefet partileri iktidara talip olma yönteminin uzlaşma, toplumsal manevi değerler üzerinden değil toplumu birleştirecek söylemlerle politika üretmek olduğunu görmeye başladı. Yoksa İstanbul Büyükşehir Belediyesini AKP’nin elinden almak mümkün olmaz, MHP kökenli birini CHP Ankara adayı olarak kabul ettirmek söz konusu olamazdı. AKP iktidarının ilk yıllarında kullanıp terk ettiği uzlaşma siyasetine geri dönmesi kendisi açısından temel gereklilik. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP ise totaliterlik konusunda ortağına fark atmış durumda. Öyle bir boyutta ki MHP’nin magazinleşen figürlerinden Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’u (kamuoyu kendisini rahip Bronson krizinde Iphone telefonu kırarken tanımıştı) sırf fındık fiyatlarını eleştirdi diye partiden ihraç etti.

Sonuç olarak bulunan ve bulunacak doğal kaynaklar gibi Cumhuriyeti var eden milli değerler de hepimize ait. Aynı oranda sahip çıkılmalı “sen-ben” kavgalarına heba edilmemeli. Bu konuların toplumsal “gazlar” olarak birikmesi çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Bu vesile ile bize Cumhuriyeti hediye eden en önemli kilometre taşlarından biri olan 30 Ağustos Zafer bayramımızı kutluyor, başta Ulu Öner Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Pragmatizm ve reformlar
24 Kasım 2020 Salı
Trumpizm
13 Kasım 2020 Cuma
Kentin müzesi
15 Ekim 2020 Perşembe
Mış gibi…
14 Eylül 2020 Pazartesi
Sn. Rektör
13 Ağustos 2020 Perşembe
15 Temmuz ve Sonrası
21 Temmuz 2020 Salı