16.05.2022, Pazartesi
15 °C / 30 °C Denizli Hava Durumu
  1. ANA SAYFA
  2. /
  3. POLİTİKA
  4. /
  5. CHP
  6. /
  7. Karaca’dan cezaevleri raporu

Karaca’dan cezaevleri raporu

Haber Merkezi - 28 Aralık 2021 Salı - 12:12 Karaca’dan cezaevleri raporu

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, hazırladığı raporda, Türkiye’de her 100 bin kişiden 357’sinin cezaevinde olduğuna dikkat çekti.

A- A+

“Aradığınız Hakka Erişilemiyor, Cezaevlerinde Sağlığa Erişim” başlıklı raporunu Lerkez Yönetim Kuruluna (MYK) sundu.

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, “Aradığınız Hakka Erişilemiyor-Cezaevlerinde Sağlığa Erişim”raporunda, cezaevlerindeki intihar vakalarına, sağlığa erişim engellerine dikkat çekti. Adalet Bakanlığı ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) verilerinden hareketle hazırlanan raporda cezaevlerindeki kapasite sorununa dair istatistikler de yer aldı. Rapordan bazı başlıklar:

TÜRKİYE KAPASİTE BİRİNCİSİ

Cezaevlerindeki doluluk oranlarının kontrol altında tutulabilmesi önleyici tedbirlerden birisidir. 08.04.2021 tarihinde yayınlanan; Lozan Üniversitesi tarafından Avrupa Konseyi için yürütülen SPACE 1 projesi kapsamında hazırlanan “Annual Penal Statistics on Prison Populations for 2020 raporunda yer alan verilere göre;
Türkiye’nin genel cezaevi kapasitesi 233.194 kişidir.
Cezaevinde bulunan 297.019 kişi, kapasite ile orantılandığında her 100 yer için 127 kişi düşmektedir. Türkiye bu oranla da Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında cezaevi yoğunluğunda ilk sıradadır.
2010’dan 2020’ye kadar olan süreçte cezaevindeki kişilerin oransal değişimi %115 olmuştur. 2010’dan 2020’ye cezaevindeki kişilerin değişim oranında Türkiye 1. olduğu ve ikinci sırada yer alan Andorra’nın yaşadığı artışın %50.6 olduğu rapora yansımıştır.
Cezaevinde bulunan insan sayısı olarak veriler incelendiğinde Rusya 519.618 kişi ile 1. sırada iken Türkiye 2. sırada yer almıştır.
Nüfusun her 100.000 kişi için 357 kişinin cezaevinde olduğu rapora yansımış olup bu oran Konsey ülkeleri arasındaki en yüksek oran olmuştur.

Güncel bir veri olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 02.11.2021 tarihinde yayımlanan “Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2020”verilerine göre;
31 Aralık 2020 tarihindeki kişi sayısı 2019 yılının aynı tarihine göre %8,5 azalarak 266 bin 831 olmuştur.

Her yılın 31 Aralık tarihi dikkate alınarak Türkiye’de yüz bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011 yılında 172 iken bu sayı 2019 yılında 351, 2020 yılında ise 319 olmuştur.
12 yaş ve üzeri kişiler incelendiğinde; 12 ve daha yukarı yaştaki her yüz bin kişiden 390’ı cezaevindedir.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sitesinden ulaşılan verilere göre 30.11.2021 tarihi itibarıyla 295.754 kişi cezaevindedir. Bu veriye 7242 sayılı Kanun gereği Covid-19 iznine ayrılan hükümlüler de tabidir. 01.11.2021 tarihi itibarıyla 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 11 kadın kapalı, 6 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Bu kurumların kapasitesinin 266.575 olduğu belirtilmiştir.

HİJYEN: ERİŞİMİ TEMEL İHTİYAÇ

Tutuklu ve hükümlülerin yeterli hijyene sahip bir ortamda tutulmaları ulusal ve uluslararası kurallar ile güvence altına alınmış olsa da cezaevi idarelerinin gerekli hijyen malzemelerini tutuklu ve hükümlülere sağlamıyor olmasından dolayı hijyen ihtiyaçlarını sekteye uğratabilmektedir. Yine salgın döneminde daha çok dikkat çekilen kişisel hijyen konusu cezaevlerindeki kişiler için ulaşılamaz bir konuma gelmiştir. Kalabalık ve hijyen dışında diğer temel haklardan birisi beslenme hakkı ise dikkat edilmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Tutuklu ve hükümlülere sunulan besinlerin, kalitesi, çeşitliliği, besin değeri gibi konular bağışıklık söz konusu olduğunda hastalıklara davetiye çıkarabilmektedir.

CEZAEVLERİNDE SAĞLIĞA ERİŞİM HAKKI

Cezaevlerinde en çok karşılaşılan sağlık sorunları arasında endokrin rahatsızlıkları, nörolojik sistem bozuklukları, kas-eklem sorunları, ürogenital sistem rahatsızlıkları ve solunum sistemi rahatsızlıkları gelmektedir. İnsan Hakları Derneği’nin 01.04.2021 tarihli açıklamasına göre Türkiye’de bulunan tutuklu ve hükümlülerin 604’ü ağır olmak üzere 1605’i çeşitli sağlık sorunları ile mücadele etmektedir.

CEZAEVLERİNDE İNTİHAR VAKALARI

Fiziksel etkisini gösteren hastalıkların yanı sıra psikolojik rahatsızlıkların gereken önemi görmediği de ortadadır. Psikolojik rahatsızlıklar ile ilgili tedavi alınması yine cezaevi idaresinden geçmekte ve çoğu zaman kabul görmeyebilmektedir. Kaldı ki psikolojik olarak hastalığı olan bir birey tedavi alması gerektiğini bilmeyebilir. Burada görev; onu izleyen, onunla birlikte vakit geçiren kişilerden geçmektedir.

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 1997 ile 2014 yılları arasında Türkiye’deki cezaevlerinde toplam 544 tutuklu ve mahkum intihar etti. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) verilerine göre ise 2014’den günümüze intihar eden kişi sayısı 97 olarak kayıtlara geçti. Yaşlılık kaynaklı ölümlerin de yer aldığı Adalet Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre 1997 ile 2014 yılları arasında cezaevlerinde 2 bin 545 tutuklu ve mahkum vefat etti. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) verilerine göre ise 2014’den günümüze cezaevlerinde vefat eden kişi sayısı 125 olarak kayıtlara geçti. Buna göre son 25 yılda cezaevlerinde hayatını kaybeden tutuklu ve mahkûm sayısı 2 bin 670 oldu.

SAĞLIK KOŞULLARI İSTATİSTİKLERİ YOK

Adalet Bakanlığı’nın, cezaevlerindeki sağlık koşulları anlamında istatistik tutmadığı, kaç hasta olduğu kaçının tedaviye erişebildiği yönünde etkin çalışma yürütülmediği anlaşılmaktadır. Sivil toplum örgütleri açısından da faaliyet yürütmenin zor olduğu cezaevlerinde bu ve benzeri hak ihlallerinin tespiti oldukça zordur. Güncel verilerin hazırlanarak kamuoyuna açıklanması, bu sorun alanının çözümü açısından ilk adım olacaktır. Ayrıca tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimlerindeki usulün değiştirilmesi gerekmektedir. Tedavi almak isteyen tutuklu ve hükümlüler hakkında tıp eğitimi almamış idarecilerin karar veriyor olması kabul edilemez. Ayrıca ikinci veya üçüncü derece sağlık hizmetlerine yönlendirilmiş tutuklu ve hükümlülerin doktorunu seçme şansı tanınması ve/veya başka doktorlardan fikir almasına olanak sağlanması; anayasal ve uluslararası ilkeler doğrultusunda yapılmış uygulamalar olacaktır.