29.07.2021, Perşembe
25 °C / 40 °C Denizli Hava Durumu

DİL

A- A+

Genelde belgesel izleyen bir toplumuz ama ben yine de sormak istiyorum: Gülse Birsel’in yeni dizisi “Jet Sosyete”yi izliyor musunuz?

Diziye son haftalarda yeni bir karakter katıldı, Talib’in annesi. Ülkemizde annelerin oğullarına yakışır bir gelin adayı bulamadığı hepimizin bildiği bir gerçek. Talib’in annesi Şennur Hanım da farklı değil. Ama benim dikkatimi çeken bunu ifade ediş tarzı. Gelin adayı ile ilgili olumsuz tüm düşüncelerini sıralayıp, sonuna da bunları demediğini/demek istemediğini söylüyor. Bunu en iyi yansıtan repliklerden biri de şöyle:

Yıldız, ben seni severim biliyon,
Sana öyle derler böyle derler, ben demiyom.
Gezenti derler, ben demiyom.
Fındıkçı derler, ben demiyom.

Ben bu eleştiri dolu sözlerde, eleştirinin yapılış şeklinde bile bir nezaket olduğuna inanıyorum. Özellikle de son zamanlarda toplum olarak bir iletişim sorunumuz olduğunu düşünürsek, bu farklı bir yaklaşım gibi geliyor bana.

Uzmanlara göre; İnsanlar arasında bilgi, duygu ve düşünce paylaşımları, konuşmak, tartışmak ve hatta kavga etmek bile iletişimin bir parçası oluyor. İletişim kurmak insanın en temel ihtiyaçları arasında ve her insan sosyal çevresinde sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürmek için iletişim kurmak zorunda. Ayrıca ruhsal ihtiyaçları gidermek için de, toplum düzeninin sağlanması ya da kanun ve kuralların sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için de iletişim gerekli.
Bunları ben demiyom, uzmanlar diyor.

Ama bu günlerde hayatımızın her alanında yapılan konuşmaları dinledikçe özlem duyduğumuz şeylerden birinin, yapıcı eleştiri olduğuna inanıyorum. Zaten sıkıntılarla dolu hayatımızda birde bu kavgacı üslubu duydukça hep birlikte daha da huzursuz oluyoruz.

Bankacılık yıllarımda iletişim konusunda sayısız seminerlerine katıldığım, kitaplarını okuduğum Hocamız Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, “iletişim odaklı bir yaşamın önemli olduğunu söyler, toplumsal ya da bireysel ön yargılardan uzak kurulacak iletişimin, sağlıklı toplumların oluşmasında önemli yer tutacağını anlatırdı ve “kaliteli, güzel, mutlu bir yaşam için karşılıksız ve samimi iletişime odaklanmalıyız” derdi.
Hatta hiç unutmadığım bir önerisi; anlamadığınız bir konuşmada asla karşınızdakine “sen anlatamıyorsun” demeyip, “ben anlayamadım” dememizi istemesiydi. Ben bu öneriyi o eğitimlerden sonra defalarca uyguladığımı ve çok etkili olduğunu bizzat yaşadığımı söyleyebilirim.

Peki bunları neden yazıyorum?
Bildiğiniz gibi 24 Haziran da ülke olarak bir seçime gidiyoruz. Bunun anlamı önümüzdeki yıllarda bizim için önemli kararları verecek kişileri seçeceğiz. Bir başka anlamı da bu kişiler seçime kadar her türlü medya ortamında konuşmalar yapacaklar. Sıradan bir vatandaş olarak benim onlardan bir talebim var; topluma örnek olacak kişiler olarak, kullandıkları iletişim dilinde de örnek olsunlar. Eleştirilerinde bile yapıcı, pozitif bir dil kullansınlar. Onlar “kavgacı gürültücü” bir dil kullandıklarında bu toplumun her kesimine dalga dalga yayılıyor ve olumsuz etkiliyor.

Eminin çoğumuzun tek istediği sadece barış, hoşgörü ve uzlaşma içinde yaşamak, buna da kullandığımız dille başlamakta sanırım hiçbir sakınca yoktur. Bir yazıda okumuştum; “Hiçbir alfabede ‘kötü’ harf yoktur.”

Yazarın Diğer Yazıları
Kimseyi Geride Bırakma!
14 Mayıs 2020 Perşembe
Karantina
8 Nisan 2020 Çarşamba
Corona günleri
25 Mart 2020 Çarşamba
Göç etmek
29 Ocak 2019 Salı
YIL 2019
31 Aralık 2018 Pazartesi
MARDİN
17 Ekim 2018 Çarşamba
GÜL, LAVANTA VE ÜZÜM
18 Eylül 2018 Salı
SONBAHAR
3 Eylül 2018 Pazartesi
GELECEK DÜN GELDİ
12 Temmuz 2018 Perşembe
KADIN
28 Mayıs 2018 Pazartesi