24.01.2022, Pazartesi
-7 °C / 2 °C Denizli Hava Durumu

Kadın olmak

A- A+

Bugün size çok kısa bir hikâye anlatmak istiyorum. Hikâyenin kahramanı hayatını kaybettiğinde 58 yaşındaymış, yani bugün benim olduğum yaşta. Aslında yaşını tam olarak kimse bilmiyor, ama ilk çocuğunun 1950’ler de doğmuş olduğu söylendiğine göre, doğum tarihi, 1935-1940 arasında olmalı. O yıllar o köyde kızlar 13-15 yaşlarında evlendirilirmiş. Kendisi, yörenin çok güçlü bir ailenin kızı olmasına rağmen, ilk çocuğu kız olduğu için eşi tarafından büyük bir şehirde yaşayan bir aileye "besleme" olarak verilmiş.

Besleme ne demek siz biliyor musunuz? Açıkçası, ben gerçek anlamını bilmiyormuşum. Bu hikâyeyi ilk duyduğumda evlatlık olarak verildiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Yıllar sonra tanışıncaya kadar, çocuk hasreti çeken, onu sevgiyle sarıp sarmalayacak bir ailenin aldığına inandım hep. Ama bunun öyle olmadığını, küçük yaşta istedikleri gibi yetiştirerek ev hizmetlerini yapsın diye boğaz tokluğuna o eve kabul edildiğini, çok küçük olmasına rağmen aile fertleri tarafından istenileni yapmadığında veya yapamadığında makasla dürtüldüğünü öğrendim. Hatta bir ara annenin ağlamalarına dayanamayıp geri getirildiğinde ise beyaz sandaletleri ile yürüyemediği, çıplak ayakla çobanlık yapan yaşıtlarına ayak uyduramadığı için kendini besleme olarak alan o eve kendi isteği ile geri dönmek istediğini de çok geç öğrendim.

Annenin hikayesine geri dönersek, ilk çocuktan sonra 7 doğum daha yapmış, doğan 6 kızından birisi ölmüş. 6. kız doğduğunda ise bir hafta boyunca ismi verilmemiş ve sonra o küçük kız başka bir aileye bu kez evlatlık verilmiş. O şanslıymış, çünkü onu sarıp sarmalayan bir ailesi olmuş. Ama kalbinde diğer kardeşlerinin değil de neden kendisinin verildiği sorusu hep cevapsız kalmış. Son çocuk ise ailenin tek erkek evladı olarak dünyaya gelmiş.

Bu arada eşi daha ilk kız doğduğunda yakın bir köyde başka bir kadınla yaşamaya başlamış. Bu nedenle, Büyükbaba kendi evinin karşısında onlara küçük bir ev yapmış ve babalarının yanına taşınmadığı zamanlarda o evde yaşamaya başlamışlar. Çünkü baba sadece yaz aylarında aileyi kendi yaşadığı köye götürür, yaz boyunca tüm işleri yaptırır ve işler bitince de geri getirirmiş.

Çoğu geceler aç yattıklarını anlatırken bu yaşta bile gözlerinin dolduğunu görmek, insanın kalbini nasıl sızlatıyor tarif etmek mümkün değil. Son çocuğunun erkek olması da hiçbir şeyi değiştirmemiş. Defalarca boşanmak istemesine rağmen bir abisi boşanması için, diğeri boşanmaması için ona şiddet uyguladığından bunda hiç başarılı olamamış ve mahkeme kapılarından hep çocuklarından utanarak geri döndüğünü bu olayları bizzat yaşayan o çocuklardan dinlemiştim.

Bazen birini sırtında, birini kucağında taşıdığı kızları ile tepedeki ağacın altında saatlerce uzaklara bakıp kendinden koparılıp besleme verilen kızı için gözyaşı döktüğünü, o anı onunla birlikte yaşayan yakınları anlattı. Ama son olarak evlatlık verilen çocuğu için ağlayarak, kendi küçük kızlarından babaları görmeden onu geri getirmelerini istediğini, artık birer yetişkin olan kızları anlatıyor. Şimdi bile onların gözlerinde küçücük yaşlarında annelerinin istediğini yerine getirememenin yaşattığı hüznü görmek mümkün.

Yanında kalan kızlar büyüyüp kendi ailelerini kurduğunda bir tanesi ve eşi, anneye ve diğer kardeşlere sahip çıktığında bir şeyler değişmiş ve artık şiddetten kurtulmuş, ama çok yaşamamış ve 58 yaşında bu dünyaya gözlerini kapatmış. Arkasında hala yaşadıkları acıyı unutamamış, geçmişiyle barışamamış bir sürü kırık kalp bırakmış.

Şimdi bu hikâyeyi neden sizlere anlattığımı yazmak istiyorum;
Bildiğiniz veya sosyal medyadan takip ettiğiniz gibi çok kısa bir süre önce hep birlikte sadece ülkemizde değil tüm dünyada "Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi" için etkinlikler yaptık, konu ile ilgili farkındalık sağlamak için her yeri turuncuya boyadık, ülkemizin her köşesinde sayısız etkinlikler düzenledik.

Kişisel olarak ben, artık bu sorunların çözümü için daha fazlasını yapmamız gerektiğine inanıyorum. Ama bunun ne olduğuna henüz kendim de bir cevap bulabilmiş değilim. Emin olduğum bir şey var; bizim hep birlikte içinde yaşadığımız toplumun bu konudaki gelenek, görenek, örf adet, adına ne derseniz deyin, bu acımasız kurallarını değiştirmek için topyekûn çalışmamız gerektiği. Çünkü tüm bunlar garip bir şekilde kadına yönelik farklı türlerde şiddet olarak geri dönüyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Değişim
16 Eylül 2021 Perşembe
Kimseyi Geride Bırakma!
14 Mayıs 2020 Perşembe
Karantina
8 Nisan 2020 Çarşamba
Corona günleri
25 Mart 2020 Çarşamba
Göç etmek
29 Ocak 2019 Salı
YIL 2019
31 Aralık 2018 Pazartesi
MARDİN
17 Ekim 2018 Çarşamba
GÜL, LAVANTA VE ÜZÜM
18 Eylül 2018 Salı
SONBAHAR
3 Eylül 2018 Pazartesi
GELECEK DÜN GELDİ
12 Temmuz 2018 Perşembe