“ Ve ne zaman Tanrım birbiri ardına şairlerin damıtılmış yoğunluklarını okusam, kendimi tıkanmış, zayıf, donuk hissediyorum; samimiyetsiz ve düpedüz gülünç. İçimde soluk, renksiz bir hassasiyet alevi!
Tanrım, bunu bir adama yağda yumurta yapmak için yitirmeli miyim; hayatı ikinci elden işiterek, bedenimi besleyerek ve idrak gücümün ve daha sonraki dile getirişimin kullanılmamaktan semirip uyuşmasına izin vererek?”
Yıl 1951 yaş 19 ve günlüğe yazılan son derece feminist, kendini erkenden tanımış bir kalemin güçlü cümleleri.50’lerin Amerikasında evliliği, hayatı, kimliği, cinsiyeti, toplumu her şeyi beyninden, ruhundan, içinden geçirerek sorgulayan, dalından yenice kopmuş tazecik ama acısı kıvamında yeşilbiber gibi damağımızda acı- kekre ve lezzetli bir tat bırakan Sylvia Plath’tan geliyor yukarıdaki paragraf. Hayatı ikinci elden işitmeyi reddeden bir derin kuyudan.
31 yıllık kısacık yaşamını düşünerek, yazarak, içinden çıkmaya çalışarak uzatmış bir ölmeye gelen o.
Hayatı çekirdeği ve kabuğuyla yutup hayat olmak isteyen, hepsi olamayınca hiçbiri olmaktan boğulan ve hayat olamayıp ölüm olmayı defalarca prova ettikten sonra nihayet üstüne olduran bir konsantre yaşam oyuncusu.
“Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim, bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım, olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini, tonlarını ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum. Ve korkunç derecede sınırlıyım… Uğrunda yaşayacağım çok şey var yine de anlaşılması mümkün olmayacak kadar hasta ve üzgünüm.”
1950 -1953 ve 1958-1959 yılları arasında yazdığı günlüklerde daha en başında hissedilen sıkışmış bir ruhun kederli hüznü ve intihara temayülü gözümüzü acıtıyor okurken.
Dehanın, mutluluğu yanında taşımadığını derinden anlıyorsunuz satır aralarında. Çok olmak yani çok zeki, çok güzel, çok yetenekli, çok düşünür, çok popüler çok çok olmak içinden çıkılamaz bir girdap gibi.
Çok olduğunda belki her şey de olmak istiyordur insan.
Fakat Sylvia’nın yüksek ama karmakarışık ruhunun düzensiz raflarında kabul cümlelerine de rastlıyoruz öte yandan;
“Öfkeli miyim? Evet. Neden mi? Çünkü Tanrı olmam ya da sıradan bir kadın veya erkek ya da aslında herhangi bir şey olmam mümkün değil. Ben hissettiğim, düşündüğüm ve yaptığım şeyim.”
Okurken ben de bütün bu sorgulamanın içine giriveriyorum kendimi kendime sorgu yargıcı atayarak.
Son cümlesi çok içime işliyor ve diyorum işte bu yani bu kadar;
Ben hissettiğim, düşündüğüm ve yaptığım şeyim!
O vakit hissederken, düşünürken ve davranırken ne kadar samimiysem o kadar benim işte.
Yani her an değişebilirim, her an yeniden doğabilirim.
Her düşüncemde, her hissedişimde ve her davranışımda kimsem oyum.
Ne bir an öncekiyim ne bir an sonraki.
Sadece ve sadece olmak!
O an ne olduğunun idrakine varmak.
Keşke ömürler devredilebilseydi.
Sylvia’nın o 31 yıllık kısacık konsantre hayatından kim bilir kaç şahane yaşam çıkardı.
BOYUNAYIM
Ama enine olmayı tercih ederdim
Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
Taşları ve o ana sevgisini emen
Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan
Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
Sanki özenle boyanmış ve
Kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi
Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden
Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki
Ama kalkışmanın anlamını bilir
Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin
Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında
Ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya
Aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan
Uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
Ben de onlar gibiyim aslında
Düşüncelerim bulanır sonra
Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
Sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman gökle aramızda
Ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
O gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve
Benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin
Sylvia PLATH