“Bir gece yarısı askerler kapıyı çalıp 15 dakika içinde evden çıkmalarını söylemiş. Kızıl Ordu’da çarpışmakta olan babası hariç, annesi, yaşlı ninesi ve ondan küçük iki kardeşi ile birlikte sokağa çıkarılmışlar; köydeki yalnızca kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan bütün aileleri de!
Bu 15 dakika içinde ne doğru dürüst giyinebilmiş ne yanlarına yiyecek bir şey almayı akıl edebilmişler. Köy meydanından en yakındaki tren istasyonuna iki saat yaya yürütülmüş sonra yük vagonlarına bindirilmişler; nereye, niye gittiklerini bilmeden. Günlerce sürmüş bu tren yolculuğu; günde iki kere istasyon olmayan bir yerde tren duruyor, asker, vagonların kapılarını açıyor ve dışarı çıkıp tuvalet ihtiyacını gidermelerine izin veriyormuş o kadar! Yolda birçok kişi ölmüş. Ve kadın, dehşete kapılıp bu konuşmayı bir daha hiç unutmamama yol açan şeyi söylüyor; bu molalarda sırasıyla annesini, ninesini ve kardeşlerini gömdüğünü…
Benden birkaç yaş büyük yani 12 yaşında bir kız…”
Boğazım düğüm düğüm her sayfada insanın daha ne kadar korkunç olabileceğini düşünüyorum.
Ve daha ne kadar dayanıklı olabileceğini!
Ve daha ne kadar süreceğini insanın insana yaptığı zulmün.
Ve ne zaman tamamen söneceğini insanın direngen ruhunun.
Nuriye Ortaylı’nın, annesini ve onun yaşadığı dönemi bir belgesel tadında anlattığı Annem Şefika kitabında okuyoruz yukarıdaki paragrafı. Yazarın kulaklarıyla duyduğu bu korkunç yolculuğun ardından 12 yaşındaki kız hayatta kalıyor ve kırklı yaşlarında karşılaştıklarında anlatıyor bunları yazarın annesi Şefika’ya.
Kitap, bir Çin lanetini anarak başlıyor;
“Enteresan zamanlarda yaşayasın”
Her dönem belki kendi içinde enteresandır ama bazı dönemler gerçekten lanetlenmiş gibidir. Ardı ardına iç ve dış savaşlar, açlık, kuraklık(hem doğadan hem yanlış yönetim kararları yüzünden), siyasi hırslar, devrimler; sürekli yer değiştiren devrilenler, devirenler, bitmeyen kaos! Bu arada fillerin tepişmesinde yine ezilen halklar.
İç savaştan dünya savaşına, iç sürgünden dış sürgüne, komünizmin despotluğundan faşizmin soykırımına savrulmuş milyonlarca insan.
1917’de doğmak tam lanetin içine düşmek demek.
Hayat biraz kader, çokça keder, epeyce azim ve yeteri kadar şans değil mi?
Evet hayat bu, peki savaş?
Peki insanın insanı köleleştirmesi?
Peki maddi ya da manevi şahsi çıkarlar için insanın insana zulmü?
Her dönem biraz lanet taşıyor içinde mutlaka ama bazı zamanlar korkunç.
O zamanlar insanı insan olmaktan çıkarmadıysa, bu zamanlarda direncimiz bu kadar çabuk kırılmamalı.
Evet yüzyıllar boyunca her dönemde yaşanılanlar illa bir değişme yapıyor genetik kodlarımızda kabul. İnsan rahata çabuk alışıyor kabul.
Hatta o savaşın ortasında o kederli sayfaların arasında bile rahata çabuk alışıyor insan;
“Şefika, altıncı sınıflara Rusça öğretmeni olarak işe başladı. Ağabeyleri de çeşitli işler buldular. Bu sayede kişi başına günde 400 gram ekmek almaya hak kazandılar. Biraz rahata erince Abdullah Hoca’nın evini rutubetli buldular. İnsanoğlu…”
Yani evet o korkunç şartlarda bile daha rahatını istiyor insan ama mücadele ruhumuz bu kadar cımbızla ayıklanıp alınmadı henüz.
Şefika bir an bile umudunu kaybetmedi.
On iki yaşındaki kız da!
Şans, kader, keder, azim tamam hepsi belli ölçülerde belki ama umudun ölçüsü yok.
Bu reçete umut olmayınca işlemiyor.
Umut mücadele ruhunu ateşleyen kibrit.
Bu hafta bizim topraklarımızda da umudu kaybetmeyenlerin bize bıraktığı en değerli varlığa sahip çıkma haftası.
Bağımsızlığın ne ağır bedeli olduğunu idrak etme haftası.
Bedeli ödenmiş emanete, ihanet etmeme ve ettirmeme haftası.
Ve o bedeli bir daha ödemek zorunda kalmamak için *fikri, irfan ve vicdan kardeşleri hür bırakma ve bıraktırma zamanı.
Tam bu haftada Şefika’yı hemen ardından Nutuk’u tekrar okumak hem kendime hem okuruma bayram ödevi olsun.
Bir ödev de İstiklal Marşımızın on kıtasını da bütün kalbimizle, idrak içinde okumak olsun ne dediğini anlayarak, hissederek.
“Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Tam Bağımsızlık” demekle Cumhuriyet yaşamıyor ve tam bağımsız olunmuyor.
Bağımlı yapmak isteyenlere hep birlikte karşı çıkarak, sesini çıkaramayan için de sesimizi çıkararak, gerektiğinde bize dayatılanı yemeyip aç kalmayı göze alarak bağımsız olunuyor.
Bizi bize düşman edene, asıl düşmanı açık ederek, kralın çıplak olduğunu göstererek bağımsız olunuyor.
Kardeş kardeşe bağımsız olunuyor, öteki olunca değil.
*Öğretmenler! Cumhuriyet sizden; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
Mustafa Kemal ATATÜRK
İSTİKLÂL MARŞI
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif ERSOY