06.11.2026, Cuma
7 °C / 15 °C Denizli Hava Durumu

Biraz daha eksik

A- A+

“Kendisi olmaktansa diğerleri gibi olmak, kalabalıkların içinde bir taklit, sıradan bir rakam, bir hiç olmak daha güvenilir ve kolaydır”

Kirkegaard’ın bu tanımınca yaşayan milyonlarca insanın yanında kendisi olmanın tüm zorluklarına göğüs geren az sayıda insan, başkalarının çizdiği hudutların içinde yaşamak istemiyorlardı.
Fosforlu Cevriye’de ne güzel tanımlıyor Suat Derviş kalabalık içinde bir taklit olmayı reddeden Cevriye’nin hapisteki duygularını;
“Demir kapıların, demir parmaklıkların ardındaki hüznü biliyordu. O aczin ıstırabını biliyordu.
Hayatının sahibi olmamanın acısını duyuyordu. Başkalarının çizdiği hudutlar içinde yaşamak zorunda olmanın ne ağır olduğunu anlıyordu.O şimdiye kadar daima yaşadığı dakikayı yaşamış, daha önce bir hayatı olduğunu ve daha sonra da bir hayatı olacağını hiç düşünmemişti.”
Demir parmaklık bazen somut demir parmaklıktır, bazen toplum baskısı bazen aile bazen kendine güvensizlik bazen koca baskısı bazen de korkulardır.

Benim yeşilin kıyısındaki mavi köyümü bilen bilir. Köyümün mavisi sabahın seherinde kristal kadehte billûr sudur. Geceden ay ütülemiş, güneşin eline katlayıp vermiştir sabahlığını mavinin. Kum balıkları, minicik mercanlar hatta lidakiler eşlik eder mavinin ütüsünü bozmaktan korkarak attığın sessiz kulaçlara. Mavinin kucağında sallanırken gözünü zümrütten bir dağ okşar.
Bu ütülü maviye ulaşabilmek için güneşle yarışırım her sabah hangimiz önce sahile vuracak diye.
Çünkü bu kristaldeki billûru kaçırırsan çamurla boğuşmak zorunda kalırsın geç saatlerde. Yani biraz emekle hayatın güzelliklerine ulaşabilirsin.
İki kilometrelik yürüyüşümde bir hanımefendiyle karşılaşır selamlaşırım her sabah.
Her gün başka bir zarif kombinle yürür o seksen sekiz yıldır yürümekten usanmamış ince bacaklar.
Geniş çeperli keten bir şapkanın güneşten koruduğu yıllanmış yüzü adımlarını sayar dikkatle.
Misal kırmızı desenli kazağının içine giydiği uçuk sarı gömleğini kazakla aynı tonlarda çorapları tamamlar, limoni babet pabuçlarının içinde. Siyah-beyaz pötikare pantolonunun paçaları çorapları göstermeye elverecek kadar kısadır. 1950’lerde kavanozlayıp da bu yıllarda açılmış gibi gelir bana bu zeytin dalı hanımefendi. Şık kombine çok yakışan kibar bastonunun dostluğuna dayanarak gücü yettiğince sakin sakin sahili kat eder tek başına.
Bende hep kalabalıklarda bir sayı olmayı reddetmiş, kendisi olmayı becerebilmiş bir kadın olduğu hissini uyandırmıştır.
Ölümü sanki bastonunun üstüne bindirip gezdiriyor gibidir.
Hayranlıkla her sabah günaydınımı gönderirken, ondan sanki güç alırım hayatı dibine kadar yaşamak için.
Hayatı dibine kadar yaşayıp hatta tenceresini sıyıran şahane kadınlardan birini daha tanıyorum. Kristaldeki billûru yakalamak için zorluklara katlanmış, emek vermiş ve ulaşmış.
Başkalarının çizdiği hudutlar içinde yaşamak zorunda hissetmeyen, kendi sınırlarını koyabilen, hayatı önüne çıktığınca olduğu gibi, içinden geldiği gibi yaşayan. Neredeyse Cevriye gibi sanki o andan önce hayatı yokmuş ve ondan sonra da hayatı olmayacakmış gibi o anı, anın içinde yaşayan.
İçindeki tüm duyguları elinden çıkan sanatlara döken, ya bir elbiseye, bir takıya, ya bir kapı süsüne ya da bir köy evinin yeniden yaratılmasına yansıtan bir kadın.
İnsanları cinsiyetine, yaşına ve mesleğine göre kategorize etmeden ilişki kurabilen, çalkarası gözleriyle insanın yüreğini görebilen, bedenine, ruhuna iyi bakan, köpeğinden kedisinden sevgisini esirgemeyen, girdiği her mekanı ve kalbi güzelleştiren bir kadın tanıyorum.
Artık onu sadece şarabın gözyaşında görebilirim bir de Sirius çıktığında.
Kalabalıkların içinde bir taklit, sıradan bir rakam olmayı reddettin Suziciğim yani can Suzan Işık.
Pek çok kalpte çok özel köşkler kurdun kendine. Her girdiğin yürekte izin kaldı.
Bu dünyadan ayrılış sebebine bile milyonda bir rastlanır. Giderken de özel gittin.
Sensiz bu dünya biraz daha eksik ama senin varlığınla biraz daha yükseldi.
Gittiğin yere güzellik götürüyorsun buraya bıraktığın güzelliklere de sahip çıkacaklar var üzülme.
İyi bir yere gideceğin için biliyorum ki sevgili sevgilimi göreceksin; onu çok özlediğimi söyle.
Seni de özleyeceğim ve iyi ki diyeceğim her hatırıma düştüğünde.
İyi yolculuklar güzel dost…


XX KROMOZOMU

Yakasını hafifçe kaldırmış
omuzları sadece kendine eğik
ve yine de dik,
yüzünü kesen rüzgâra meydan okuyordu.
Kollarını kendine sarmış
yalnız kendine,
adımları kaldırımı sertçe dövüyor
sağa sola yalpalamadan
dümdüz yürüyordu.
Sırtına geçirdiği dünü yakmıyor
sadece ısıtıyordu.
Yarının düğmelerini açık bırakmıştı
yalnız, içine giydiği yüreği
sert havalardan onu koruyordu.
O iki tane X taşıyordu genlerinde.
X yatay çizgiydi
bu yüzden yere sağlam basıyordu.
Y dikey giderdi
bundandı sağa sola çok yalpalaması
ve ondandı bir X olarak, Y’lerden uzak durması.
Amaan lüzumsuzdu bunlarla
kafasını karıştırması.
Yakasını biraz daha kaldırdı
ayazın yanağından bir makas aldı
kendine kavuşmuş kolları
dik omuzları
ve içine giydiği yüreği
hep birlikte
hayatı adımladılar.

Aylin MÜFTÜLER

 

Yazarın Diğer Yazıları
Enteresan zamanlarda yaşamak
26 Ekim 2026 Pazartesi
Rağmen kadın olmak
12 Ekim 2026 Pazartesi
Üstüm başım şiir
5 Ekim 2026 Pazartesi
Poseidon tatilde
28 Eylül 2026 Pazartesi
Dört işlem
21 Eylül 2026 Pazartesi
Uzun ölmek
14 Eylül 2026 Pazartesi
Konsantre hayat
31 Ağustos 2026 Pazartesi
Düşmanı inşa etmek
17 Ağustos 2026 Pazartesi
Arşipel’den Hierapolis’e
10 Ağustos 2026 Pazartesi
Mavi sürgün
3 Ağustos 2026 Pazartesi