“Sürgün demek olan bu ufka hapsedilişi daha en başından hemencecik kabullenmişti Stefano…….
Yeniden açıp kapatabileceği bir kapıya, gündelik eşyalara, bir masaya, bir kaleme sahip olduğu için duyduğu sevinç-özgürlüğünden keyif almasına neden olan şeylerdi bunlar- ona uzun bir süre yetmişti, bir nekahet dönemimdeymiş gibi.”
Hapishanede hücre mahkûmluğundan bir adaya sürgün gitmek böyle bir özgürlük ve şükür duygusu yaratıyor insanın içinde demek ki. Cesare Pavese, Tutukevi kitabında böyle anlatıyor unutulmuş duyguların hatırlanışını.
“Mesele bir tutuklu ya da sürgün olup da kilit altında tutulmak değil mesele bir kâğıt parçasına bağlı olmak” diyerek asıl derdini tükürüyor romanın kahramanı Stefano.
Kâğıt parçasına veya ağır abilerin çıkar değirmeninin çarkına ya da tek adamların iki dudağından çıkacaklara bağlı olmak!
“Bizler, kendi memleketleri hariç dünyanın her yerinde mutlu olan huzursuz insanlarız”
Romanda Giannino’nun tespiti bu ve ne çok tanıdık, ne çok biz!
Memleketimizde mutlu olmak ihtimalleri santim santim elimizden alınmaktayken dünyanın herhangi bir yerinde mutlu olma ihtimalini kovalıyoruz ya da hayalini kuruyoruz. Hayalini kurmak bile sanki bir anlık nefesimizi rahatlatıyor. Oralarda doğmuş olanlara duyduğumuzu hafif kıskançlığı bastırmaya çalışarak çoluğumuzu çocuğumuzu mink minik oralara yönlendirmeye çalışıyoruz kaç nesillik bir huzursuzluk içinde. Hoş onlar da kendisine yaşama ve adil güreşme minderi sunmayan memleketine pek de gönül indirmiyor ya.
Bu da aslında kendine düşman inşa eden iktidar sahipleri yüzünden oluyor.
Nasıl olduğunu sevgili Umberto Eco, Düşman Yaratmak denemesinde şöyle anlatıyor;
“Düşman sahibi olmak sadece kimliğimizi tanımlama açısından değil aynı zamanda kendi değer sistemimizi ölçebilmek için bir engel edinmek ve o engelle yüzleşirken kendi değerimizi sergilemek açısından önemlidir. Dolayısıyla düşman yoksa onu inşa etmek gerekir. Bu aşamada bizi ilgilendiren düşmanı üretme ve şeytanlaştırma sürecidir.”
Nasıl bizi bize anlatıyor canım Ecocuğum.
Mesela bir yerde diyor ki yine, Cicero ve Augustinus’un ahlakçılık ve düşman tanımlamalarını baz alarak ;
“Düşmanlarımız bizden farklıdır ve farklı adetlere göre davranırlar. Mesela Barbarlar Roma Dönemi kabartmalarında bile yassı burunlu ve sakallı olarak tasvir edilmişlerdir. Ve Barbar nitelemesi de dil ve dolayısıyla düşünce kusurunu işaret eder. Yani farklı olmaları tehditkâr olmalarının belirtisi haline getirilir.”
Farklılıklar mayalandırılıp, köpürtülerek kötü bir şeymiş ve devletimiz için tehditmiş algısı yerleştirilip bu algı her koşulda ve ortamda beslenip büyütülerek düşman yaratılmış olur. Bu yüzden yaratılmış düşman sınıfına sokulmuşların bir kısmı demirden, bir kısmı ufuktan parmaklık ardında tutuluyor ki; kendi değerini sergileyen ve aslında bataklık haline gelmiş çürümüş değersizliğini saklamaya devam edebilsin iktidar sahipleri. Ve düşman yaratmaya devam etsinler ki bu döngüyü sağlayabilsinler.
En barışçımızın özünde dahi mevcuttur düşman yaratma ihtiyacı.
“Peki etik” diyor Eco, “düşmana sahip olma ihtiyacımız karşısında aciz midir? Bence bir düşman yokmuş gibi davrandığımızda değil, onları anlamaya ve kendimizi onların yerine koymaya çalıştığımızda etik ortaya çıkar. Ötekini anlamaya çalışmak, farklılığını inkâr etmeden, görmezden gelmeden, klişesini yok etmektir.
Ama gerçekçi olmamız lazım. Düşmanı anlamak şairler, azizler ve hainlere özgüdür.”
Öyleyse hainleri boş verin de şairlere kulak verelim ve azizlere; aslında öteki diye bir şey olmadığını yalnızca öyle algılamamız için düşman yaratıldığını anlayalım ve bu idrak içinde bir olarak düşman yaratanı ortadan kaldıralım.
ACEM-KÜRDÎ
Dinle gülüm
dinle sabahı,
duyabildin mi
kuşlar şakırken ahengi
yüreğini aç izle,
yağmurla güneşin
çocuğudur gökkuşağı
görebildin mi
sevgiyle süzülen yedi rengi
dansını rüzgârın dalgalarla
hissedebildin mi,
tüy gibi basmadan
birinin ayağına diğeri
sen de söyle
bak şarkılar bile
acem-kürdî
her milletten bir nota
ötekinin dengi
gel
bugün şu anda
ilk şarkıyla yeniden
koyalım hayata mihengi
hatırlayalım
huzur neydi
barış neydi
sevgi neydi…
Aylin MÜFTÜLER