06.11.2026, Cuma
7 °C / 15 °C Denizli Hava Durumu

Zam istemezük

A- A+

"Biz Quebec'li doktorlar, hekimlere verilen maaş artışlarının iptal edilmesini ve sistem kaynaklarının sağlık çalışanlarının iyiliği ve Quebec halkına layık sağlık hizmetleri sunulması için dağıtılmasını istiyoruz."

Yanlış okumadınız ben de iki kez okuduktan ve farklı kanallardan teyid ettikten sonra doğruluğunu anlayabildim.
Kanada’nın Quebec eyaletinde 789 doktor bu itiraza imza attı. Sadece kendi kazancındaki artışın hayatı ve sağlık sistemini güzelleştirmeye yetmeyeceğinin farkında. İşini iyi yapamadığında, hemşiresi, sağlık personeli yetersiz ve mutsuz olduğunda, hastasını gönderecek birim bulamadığında, acil işlem için çok uzun beklemek zorunda kaldığında yani sistem işlemediğinde aldığı paranın ne kadar çok olursa olsun değerini yitireceğinin farkında.
Bunun adı sosyalizm, sosyal düşünme, herkes için düşünme, başkasını da düşünme. Bizsek var oluruz, birsek yok oluruz mantığı.
Bizdeki sosyal çürümenin tam tersine bir sosyal dirilme.
Bilinmeyen ruhani emirleri hem de çarpıtarak iki dudağının arasından siyasal destekli fermanlar püskürterek, kaynak gösterdiği kutsal kitapta dahi hiç olmadığı halde insanların yatak odalarına, günlük hayatlarına, saçlarına başlarına, giyinmelerine soyunmalarına müdahale etmeyi kendinde hak görerek, faydalı tek bir iş bile yapmadan Kanadalı doktorlardan kat kat fazla kazancı ne sebeple elde ettiğini havsalamın almadığı bireylerin cirit attığı katakulli sistemimize bakınca hele çürüme ve dirilme nedir anlıyorum.
Tabi olduğu din; başkası tokken aç yatan bizden değildir derken, devlet parasıyla hacca ütücüsünü götüren kimdendir ve hala aynı yüzsüzlüklere artırarak nasıl devam etmektedir ben çözemiyorum.
Sahtekârlığın kutsal suyla yıkanıp paklandığı ve yüzakı gibi kör inanana servis edildiği, ayakların baş, başların ayak olduğu bu kokuşmuş bataklığın içinden çıkmak kolay değil ama iki seçenek var;
Ya boğulur yeniden doğarız ya da bizi batağa çekeni paçasından asılarak onu batırır biz çıkarız.
Biz olmayı nasıl hatırlarız?
Biraz tarihin tozlarını silkeleyerek mesela!
1915 tehcirinde, 6-7 Eylül olaylarında, varlık vergisi eziyetlerinden, mübadelelerden sonra memleketteki renk, ahenk ve lezzetin ne kadar eksildiğini, hoşgörünün o zamandan azalmaya başladığını idrak ederek.
Madam Anahit’in Çiçek Pasajı’ndan yankılanan akordeonunu duyarak belki Kemani Sarkis Efendi’nin bir nihavendini seslendirirken.
Bir Rum tavernasından havalanan midye tavanın kokusu damağında caciki tadını çağrıştırırken ayakların kıvrak bir rembetikoya eşlik ederek.
Boynunda Yosi Efendi’nin en şahane organzesinden bir fular taşıdığını hayal ederek.
Kimlerdenmiş sorusunu taa o zamanlardan sormaya başladığımızı ve bunun içimizi gizli gizli kemirdiğini bilerek.
Bu kemirmenin zekâtı olarak da başkasının hakkı için sokaklara çıkarak
Yediğimiz her lokmanın aslında iki kişiye de yeteceğinin fakında olarak
Her birimiz zordaki başka birimizin elinden tutarak, gözüne sokmadan, ilan etmeden yanında olarak.
Siyasette, sosyal hayatta, ahlakta, adalette çürümenin ne olduğunu anlamayana sabırla anlatarak, sahada yaşayarak.
Benden sonra tufan konfor alanından azıcık popomuzu çıkararak.
Sesimizi yükseltip itirazlarımızı ilk günkü gibi alevli tutarak, sürekliliği içselleştirerek.
Normalleşmeyerek!
İhmal ve tedbirsizlikten gelen ölümleri cinayetle bir tutarak normalleştirmeyerek, hesap sorarak.
Bencilleşmeyerek.
Bir tek bizim şahane olduğumuz ve en güzel şeyleri hak ettiğimiz zannından silkinerek.
Düşünerek ve düşündüğümüzü paylaşarak.
Kadın, çocuk, masum cinayetlerine kimlerdenmiş, orada ne işi varmış demeden tepki vererek.
Sokak köşelerine bir kap su bir kap mamam bırakarak.
Yediğimiz meyve çekirdeklerini toprak alanlara atarak.
Bulduğumuz her karış toprağa bir ağaç fidanı dikerek.
Plastik su şişesini, simidin kâğıdını, çekirdeğin kabuğunu cebimizde çöp kovasına taşıyarak.
Balkonumuzu sel basacak gibi foşur foşur değil de banyo kovasında biriken suyla yıkayarak.
Yaşayan her canlıya, yeşile, kediye, köpeğe, kuşa, dağa, taşa, insana, doğaya yani hayata saygı duyarak.
Ve her günü umutla kutsayarak gerçekleri halının altına süpürmeden!

EVRENİ SEVMEK Kİ

Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim
Ama şiirlerimle seni doyuramam ki
Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim
Daha ötelerine, daha buyuramam ki

İnsanı insan diye sevmişim, hep severim
Ve onu tanrılara karşı bile överim
Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki

Güzellikleri alır satarım, gelişim bu.
Güzel tellalıyım ben; alan var mı? Neşem bu
Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki

İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın
Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın
Bu derin aldanıdan seni uyaramam ki

Kim zafere erecek, zafer ne? Bir akşamda
Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
Haykırmaksa, gür, varım, bir güldür açan, ama
Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki

Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın
Özgürlükler üstünde? Bir yüce aramanın
Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın
Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki

Ahmet Muhip DIRANAS


*** Celal Başlangıç, Hayata Söylenmemiş Şarkılar kitabında bu eksilen renklerimizi yaşanmış öykülerle anlatıyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Enteresan zamanlarda yaşamak
26 Ekim 2026 Pazartesi
Rağmen kadın olmak
12 Ekim 2026 Pazartesi
Üstüm başım şiir
5 Ekim 2026 Pazartesi
Poseidon tatilde
28 Eylül 2026 Pazartesi
Dört işlem
21 Eylül 2026 Pazartesi
Uzun ölmek
14 Eylül 2026 Pazartesi
Konsantre hayat
31 Ağustos 2026 Pazartesi
Düşmanı inşa etmek
17 Ağustos 2026 Pazartesi
Arşipel’den Hierapolis’e
10 Ağustos 2026 Pazartesi
Mavi sürgün
3 Ağustos 2026 Pazartesi