Epstein Dosyası’nın; incelemeye açılan, bol dehşet sosuyla tüm medya mecralarında topluma servis edilen, korku filminden bin kat fazla adrenalin salgılatarak bizi heyecanın doruğuna taşıyan olayları önümüze seren bu dosyanın, kurguyla karışık sinematografik etkisinde titremekteyiz.
Bu dosya hakkında konuşmayan yahut bilgisi pek olmayanı, aşağılayan ve utandıran bakışlarımızla süzmekteyiz. Daha daha, güvendiğimiz ve sevdiğimiz ve dahi oy verdiğimiz kimlerin kimlerin bu dosyanın altından ortaya döküleceğini feci şekilde merak etmekteyiz. Borsa takip etmekten beter haldeyiz.
Kendinden başka kimseye zarar vermeden uyuşturucu kullanan tepeden tabana ünlü veyahut bu meseleyle ünlü olmuş olanların resmi geçidini izlemekteyiz öte yandan. Bu meselenin kapatacağı asıl meselelerin tamamen kapanmasına odaklı planlanmış zaman, bize sonsuz gibi gelmekte. Her gün isim listesi, kelepçeli bilek fotoğrafı beklemekteyiz dizi film izler gibi ağzımız açık.
Yukarıdaki iki paragraflık lokal anestezi yeterli geldiyse ameliyata geçebiliriz!
Biz bu iki paragrafla uyuşurken;
-Saltanatın devam yolunda taş olarak görülen değerler, neredeyse bir yıldır haksız yere hapiste. Ve bizim sesimiz her geçen gün uyuşturucu konularla kısılmaya devam ediyor. Anestezinin etkisinde sokağa adım atacak hal bulamıyoruz ve daha kötüsü artık aklımıza gelmiyor, demansa ramak kaldı!
Su gibi, bir lokma ekmek gibi ihtiyaç olması gereken o sokağa çıkma güdümüz uyuşturuluyor.
- Her gün onlarca kadın ve çocuk öldürülmeye devam ediyor ve bizim sesimiz çıkmıyor, uyuşuğuz.
- 1000 emekli maaşı ederi olan saati kolunda taşıyanlar yanına başka aksesuarlar eklemeye devam ederken 1 emekli maaşıyla açlık sınırında rekor kıranlar, Üsküdar’ı geçen atlıyı boş bakışlar ve midelerle izlemeye devam ediyorlar, uyuşmuşlar.
-Üzerinden üç yıl geçen depremin yaralarının hala sarılamadığını belki de sarılmadığını, hala 200.000 kişinin çor çocuk çamurun içinde geçici olması gereken konteynerlerde kalıcı olmaya itilen sefil bir yaşama mahkûm edildiğini görüyor ama idrak etmiyor mil çekilmiş gözlerimiz ve susuyor lâl olmuş dillerimiz. Battaniye örtmeye kıyamadığının üstünü beton örten, üşümüş elini bırakamadığı çocuğuyla beraber ruhu ölen babanın fotoğrafı düşüyor ekranlara tüm parmaklardan, bir an sırça bir hüzün bütün ülkeyi sarıyor ama bizdeki hüzünlü sanal hikâye 24 saat sürüyor, cama yansıyan gerçek hikâyelerse bir ömür…
- Bizim dillerimiz bu uyuşmalar içinde sivil itaatsizliği kalbinde uyuturken yine dönümlerce arazi madenlere ve beşkardeşlere peşkeş çekiliyor.
- Uyuşturucu kullanan ünlüleri alfabenin başına koyarken, uyuşturucu mafyasının, insan kaçakçılığı mafyasının, organ mafyasının elinde sönmüş çocukların ünsüz harflerini alfabeye bile almıyoruz.
Kayıp çocukların araştırılmasına bile izin vermeyenleri başımıza taç etmeye devam ediyoruz. Çocuk tacizcilerini bir kravatla iyi adam yapıp, iyi çocukların hayatlarını bir kravatlının kararıyla karartıyorlar, bağıramıyoruz. Bir kravata ömürleri satıyoruz.
-Kötü insanların sokağa salınmasına, iyi insanların parmaklık ardına alınmasına alışıyoruz uyuşmuş vicdanlarımızla.
-Adalet için sokağa çıkanı dövüyor, şeriat için sokağa çıkanı seviyorlar ve biz sanki trene bakıyoruz.
-İran’da ölen binlerce insanı kahraman ilan edip onlara üzülürken, onların artık ölümüne çıkmak istediği yola, bizim nasıl yaklaştığımızı görmüyoruz.
-Boş mideyle saraya alkış tutana “ne yapıyorsun kardeşim” bile demiyoruz.
Ellerimiz, ayaklarımız, gözümüz, dilimiz, beynimiz ve kalbimiz her gün başka bir türetilmiş olayla uyuşturuluyor ve biz yavaş yavaş susturucularla zehirleniyoruz.
Bu bir korku filmi değil ey halkım.
Bu simülasyon gibi algılamamız istenen gerçek bir istimlak. Ruhumuz, aklımız, fikrimiz ve vicdanımız istimlak ediliyor istedikleri gibi kullanabilmek için.
Bu simülasyondan ancak birbirimizi yukarı taşıyarak çıkabiliriz.
Elimize verilmiş boyumuzdan büyük kaşıklarla çorbamızı içemiyoruz ve aç kalmamız isteniyor.
Öyleyse uzun kaşıkları karşıya uzatıp, birbirimizi besleyerek hayatta kalabiliriz.
Birbirimizin VİCDANİ AMATEM’i biziz.
UYUŞURSAK ÖLÜRÜZ
ve UNUTURSAK!
SESLENİŞ
….
……
Vurulduk ey halkım,
unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize
çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler
getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarımız, arabamız olurdu.
Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı,
köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını,
birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım,
unutma bizi...
…..
…..
Uğur MUMCU
**AMATEM: Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi