Helios*, güneşi toparlayıp götürürken, Selene* elinde ayla göründü, bir küpe gibi ayı lacivert kadifenin kulağına taktı usulca çekildi.
2300 yıldır nefesini kadim topraklara üflemeye devam eden, kraliçe Laodike adına inşa edilmiş bu dişi kent Laodikeia; Trimita tuniklerini giyinmişti ve Atatürk’ün çocuklarını karşılamaya hazırdı.
Kentin amfi tiyatrosunun sütunları selam durdular, siyahın zarafetini beyazın aydınlığına karmış gencecik bedenler ellerinde melekelerinin nişanesi enstrümanlarıyla merdivenden inerken.
80 zarif beden, saniyeler içerisinde yerlerini aldılar, Atamızın resmi önünde siyah beyaz bir çiçek buketi oldular.
Lacivert kadife, alkış sesleriyle dalgalanırken maestro, haklı gururla ve geleceğe dönük azimli insanların mütebessim yüzüyle selam verdi ve incecik batona verdiği zarif bir hareketle ilk notayı düşürdü yüreklerimize. Sanki o anda göğün kapıları açıldı, başımıza yıldızlar yağmaya başladı.
Lacivert kadifeye doğru yeşil bir tütsü gibi yükseldi umut 80 farklı sesle bütünlenen melodinin arasından.
Kesilmeye uğraşılan hayat damarımız her notada biraz daha onarılıyordu ve hayata dönen milletin nabzı kulaklarımızda atıyordu.
Kıvılcım olarak girmişlerdi orkestraya ve alev alev yükseliyorlardı.
Bizi yakmayan, yüzümüzü dalga dalga bir bayrak gibi yalayan tatlı alevlerle sıcacık gelecek hayallerine dalıyorduk.
Bitmeyecekti!
Bitiremeyeceklerdi!
Atatürk’ün kıvılcım halinde gidip, alev olarak dönen çocuklarını tüketemeyeceklerdi!
Bir ölüp bin doğacaktık.
30 Ağustos’tu!
Zafer Bayramı’ydı!
Atatürk’ün mavi ışığı gözlerimizi delip kalbimize saplanıyordu, kalbimizdeki mavi aydınlık karanlık korkumuzu siliyordu.
Genç parmakların ve nefeslerin enstrümanlardan çıkardığı usta sesler, aydınlığı çiziyordu gökyüzüne.
Yaşsızlığın tam ortasındaydık.
Ruhların yaşı yoktu ve 2300 yıllık kadim kent, 20 yaşındaki gencecik yüreklerin önünde saygı duruşuna geçiyordu.
Birileri ormanımızı, doğamızı yakıp yok etmek için uğraşırken, birileri aydınlık nesilleri yaşatmak ve geleceğe taşımak için ömrünü adıyor.
TUGFO Gençlik Orkestrası 17-22 yaş arası üstün yetenekli gençlerden oluşuyor ve bu muhteşem gelecek kokulu orkestranın, projenin mimarı çok kıymetli maestro Cem Mansur. Sakin sakin yıllarca harcadığı emeğinin keyfini kendince sürmek yerine bütün yüreğiyle, aklıyla ve bedeniyle aydınlık yeni nesiller yetiştirmekle uğraşıyor dur durak bilmeden ve şahsi çıkar gözetmeden. Türkiye’de ve dünya üzerinde pek çok yerde konserler veriyorlar ve dünyaya ışıklarını yayıyorlar.
Bu gençleri görüp de enseyi karatmak olur mu?
Ve sanatta, bilimde daha nice yetenekli çocuklarımız varken, küsüp, mızıp oyundan çıkarak onları çakalların eline bırakmak bizden sonra tufan demek değil mi?
Biz yaşadık iyi zamanlarda onların bahtı bu mu demeli?
Sahi kader nedir arkadaş?
Kader üç beş hırs kütüğünün bize biçtiği ömür mü?
Kader dediğin coğrafya mıdır, tarih midir, ensesine bas lokmasını al mıdır?
Bütün ihmallerin, soysuzlukların, cinayetlerin, çıkarcılıkların suçlusu mudur kader dediğin?
Kader dediğin bir seramik atölyesidir.
İyi öğretmenlerle o çamurdan testi de çıkar, bardak da.
Çamuru kendi haline bırakırsan ancak sıva olur duvarda.
Yani “umudumuz gençlikte” diyerek kendi oynamadığımız topu sonraki kuşaklara atmak yok öyle.
Her nesil elini kendi taşının altına sokacak.
Her nesil kendi zamanının zorluğuyla boğuşur ve hayatta kalan kendi gururunu yaşar.
Bizim vazifemiz ecdadımızın kahramanlığından itibar devşirmek değil, onların canları pahasına bize kazandırdıkları mirası gelecek kuşaklara taşımaktır.
***Bu muhteşem konser organizasyonu için Pamukkale Filarmoni Derneği’ne teşekkür ederim.

BİR SEN ATAM
Çocuktum ben
bir sen biliyordun.
Önce oyundum,
sonra okuldum,
seni yaşatacak soyundum
bir sen görüyordun
Benim sesim eksikse,
eksikti vatan, millet
öyle derin düşünüyor
benim gözlerimle bakıyordun,
savaşla ansızın büyümüş
çocuk kalbimi okuyordun.
Seziyordun, bir küçük sevinirse,
dünyanın döndüğünü,
çocuk kahkahasıyla
evrenin güldüğünü
Bir sen bildin çocuk olduğumu
şimdi sana nasıl diyeyim
her gün öldüğümü
Aylin MÜFTÜLER
* Helios: güneş tanrısı
Selene: ay tanrıçası