Hayatın gerilimli korku filmine evrildiği günler bugünler. 3D hatta 4D gözlüklerle filmi her hücremde hissediyorum. Kurşunların üstüme geldiğini görüyorum. O kurşunları kalbimde, Ayla öğretmen gibi çocukları koruduğumda sırtımda, koruyamadığımda ruhumda, senaryonun yazılışını durduramadığım için beynimde duyuyorum.
Yaralıyım ölümcül ama ölmüyorum.
Hep ölüm gibi oluyor hiç ölmüyorum.
Ben yaşlanıyorum, ölüm gençleşiyor botoks mu yaptırıyor nedir her yıl daha gençleşiyor.
Bile isteye oluşturulmuş tüketim toplumu içinde, tüketen ve tükenmiş ailelerin içinde, otoritenin aileden ve okuldan alınıp devlet eline teslimi içinde, özgünlüğün bertaraf, aynılığın baş tacı edildiği çarpık sistem içinde, cehaletin kötülükle kan kardeşi olduğu sokaklarda ve ekranlarda cezasızlık içinde ölüm gençleşiyor.
Yukarıdan aşağı çeyrek asırdır usul usul akan bir sevgisizlik ve nefret ırmağında yıkanıyoruz.
İmam ve cemaat meselesinde cemaat yaşı okullara kadar geriledi çok şükür. İmamın yaptıklarını minik cemaat görünür kılıyor.
Minik cellatlar doğuran senaryolar, mantar tabancasından bile ödü kopan beni dehşetin içine, fantastik bir korku filminin acılı karelerine kilitliyor.
Anne evine sığınmak istiyorum o zaman; dünyanın bütün çocukları, bütün kedileri ve köpekleri ile beraber. Minik cellatları da kurtarmak istiyorum cellatlığın bir meslek olmadığını anlatarak.
Anlatmak istiyorum ellerinden tutarak annemin bahçesine götürüp hiç çıkmadığı bir ağaca çıkararak çocuk olmanın püf noktalarını. Ağacın dalları onları sarsın istiyorum, yaprakları saçlarını okşasın. Ağzında eriğin mayhoş lezzetiyle kahkaha atsınlar istiyorum.
Annemin evinde onlarla annemin kurabiyelerini beraber yapmak, birbirimizin suratına un serperek şakalaşmak istiyorum. Hayalet suratlarla odadan odaya kovalamaca oynamak!
Çimlerin üstünde alt alta üst üste yuvarlanmak, ellerimizi çenemize koyup uzanarak bir masal kitabı okumak.
Biz masalı okurken kedilerle köpekler yanımızda hoplaya zıplaya oynaşsınlar istiyorum.
Kuşların şarkısını dinlesinler, resimli bilim kitaplarından canlıyı yaşatmayı öğrensinler istiyorum öldürmeyi değil.
Annemin evinde bahçede babamın yetiştirdiği fasulyeleri elleri kaşına kaşına toplasınlar, beraber ayıklayıp pişirsinler ve ekmeği bana bana yesinler istiyorum.
Hayatı gökyüzü ve yeryüzü arasında güneşle yaşayarak öğrensinler istiyorum, dört duvar arasında ekran ışığında solmalarını değil.
Annemin evinde güvenle büyüsünler. Annemin sokakları oyun alanıdır sadece, cinayet mahalli değil.
Annemin evinde sevilsinler, çocuk olsunlar.
Annemin evinde kaş göz işaretiyle fırça da yesinler saygıyı öğrensinler.
Ne yapacaklarına annem karar versin ya da babam; bütün kararların sorumluluğu o küçücük omuzlara çok ağır, büyüyünce kendileri karar verecek nasılsa.
Çocuk olmadan nasıl büyür insan?
Annemin evinde önce çocuk olunur, sonra genç, sonra yetişkin.
Bu sırayı bozarsan yetişkin çocukların ve çocuk katillerin olur.
Ve ben annemin evinde şimdi oturmuş ağlıyorum, annemin evinde büyüyemeyen çocuklara.
gül toplayıcısı
….
elimde bitmemiş vişne oyası
bir pencereye sığar oldu hayat
batır çıkar aynı renk bütün akşamlar
dün dediğin anı, ölümün kibarcası
ben taze gül
güz acemisi evlere sığmıyorum
gözümün dışına çıkan hayat
koşumlanmış at, sürükleniyorum da
dağılmıyorum acıya ev gerek
çok çalıştım bu mahkumiyet için
balkonun duası sokağa kadar
…..
Elçin Sevgi SUÇİN (Paralize Zaman Diyalogları)