Hacı hacıyı Mekke’de, derviş dervişi tekkede bulurmuş. Ha bir de deli deliyi dakkada diye eklemişler.
Yalan değil, deli deliyi gözünden tanır bencileyin. Çocukluğumdan bu yana en az kendim kadar deliyle dakkasında buluşmuşluğum çoktur. Yaş gençlikte rahvan giderken, kemale yaklaştıkça tırısa kalktığından, ruh bu hızla sağında solundaki delileri de kaçırıyor. Hayatın çok hızlı geçmesi pek çoğumuzu yoruyor; eve ve insana kapatıyor, sanki yalnız kalınca ölüm gelmeyecekmiş gibi!
Ölüm beklesen de gelecek beklemesen de. Bir bardak su duruyor önünde içsen de alacaklar önünden içmesen de!
İlk şeftali çiçeğinin açışına, safran kedinin ilk doğumuna, günün ilk ışığına, gecenin son karanlığına, boş sokakta ilk kuşun ilk şakıyışına tanıklık etmek için orada olman gerek.
Orada olmak!
Olmak istediğin yerde, yalnız hissetmediğin yerde.
Konuşabildiğin yerde, üretebildiğin yerde, dokunabildiğin yerde, anlayabildiğin ve anlaşıldığın yerde, iyi hissettiğin yerde.
İnsan hırsın olduğu yerde iyi hissetmez.
İnsan hıncın olduğu yerde hep hesaplaşma arar, çözüm aramaz. İnsan çıkar peşinde huzur bulamaz. İnsan yalan peşinde yalnızlaşır. Kendine yalan söylerken bile kendinden uzaklaşır. Sürekli her şeye içerleyen insan, dışarlanır. Hesaplar kapatmak içindir. Sürekli devreden hesap, intikama gider, sonuca değil. Yüzyıllardır hem beşerde hem yurtta hem cihanda devr-i daim eden veya ettirilen, hınç döngüsüdür.
“Sen bana bunu yapmıştın ben içerledim sonra içimde hınca dönüştü şimdi senin bana yaptığını ben sana yapıyorum ohh yağlarım eridi.”
Yağların eridi lakin o eriyen yağlar katı yağdı ve dünyanın bütün hayat damarlarını tıkadı. Seninle başladı dünyaya yayıldı.
Nietzsche “Hınç, güçsüzlerin güçlüye duyduğu gizli kin, kıskançlık ve öç alma duygusuna dayalı tepkisel bir psikolojidir. Doğrudan eyleme geçemeyen, aciz kalmış bireylerin veya toplulukların içsel zehirlenmesidir. Eylemden yoksun tepkisel bir duruştur” diyor.
Tam da bile isteye bu hale getirilen toplumda; parmağının ucuyla başkalarının hayatını taciz eden hadsizliğin de temelinde yatar bu hınç illeti.
Sokakta incir çekirdeğini doldurmayan bir lafa 15 yıllık hayatı söndüren bıçağı, yine 15 yaşın elinden sokar bu hınç illeti.
Din, mezhep, ırk, dil yüzünden katliam yaratır bu hınç illeti. Kurban, zalim sürekli yer değiştirir, asla kurtarmayan kurtarıcı hep aynıdır.
Tepeden vahiy gibi indirilir, aşağıda farz gibi uygulanır bu hınç illeti.
Yukarıdan aşağı aşılanır ama panzehiri aşağıdan yukarıdır. Büyük biraderler, köle zihniyeti sürekli hınçla doldururlar ki huzur bulamasınlar.
Huzursuz insan güzel şeylerle ilgilenemez, dostluk kuramaz, kalıcı işler yapamaz.
Anlık öfke patlamalarıyla boşalır ve yine huzursuzlukla dolar; fasit daire, kısır döngü yani.
Ama hani başa dönersek “derviş dervişi tekkede bulur” dedik ya işte tekkeler dervişleri bir araya getirir. Bu satırları yazışım da benim dervişlerimi bulduğum tekkemden sebeptir.
Bizim gençliğimizin tekkesi Yaprak Kitabevi idi sevgili Mehmet Çınar’ın postuna oturduğumuz. Ve o tekkede bulurdu birbirini kentin dervişleri ve delileri; zehrimizi orada kitaplarla, derin sohbetlerle akıtır, hınçtan temizlenirdik.
Şimdi yine sevgili Mehmet’in yönetiminde yer aldığı Penguen Kitabevi yeni tekkemiz oldu. Bu tekkede yapılan doyurucu ve ufuk açıcı söyleşiler, etkinlikler; bizi aklın, kalbin ve ruhun kutsal üçlemesinde buluşturuyor. Bilmediğimizi alıyor, bildiğimizi veriyoruz. Başka açılardan dünyaya bakıp tepkisel değil, içi dolu ve etkin eylemlere yönelik duruşlar kazanıyoruz.
Çözümsüzlüğün umutsuzluğundan sıyrılıp, çözüm ihtimaline yelken açıyoruz. Bunu tüm dervişler ve post sahipleri gönüllü yapıyorlar. Burada buluşan kitap kulüpleri üyeleri, okunması gereken, değer katan kitapları konuşup fikir alış verişi yapıyorlar. Yaş sınırı yok. Beşeri, mahlûkatı, yurdunu ve cihanı umursayan herkese kapısı açık. Kediler ve kitaplar burada emniyette hem zaten ne kedisiz ne kitapsız!
Diyeceğim o ki birbirimizi hınç yerine etkin eyleme götüren anlayışla beslemektir üzerimize düşen. Buna fırsat yaratan böyle tekkelerin pek çok açılmasını dilerim. Tabuları konuşmadan, hınçları söndürmeden, gerçeği görmeden gayya kuyusundan çıkılmaz.
Hınç aşağıdan yukarı doğru söndürülür. Önce iki insan arasında sonra bütün dünyada.
BÜYÜCÜ
suyu dağıt ateşi çöz
saçlarını gözyaşlarının koyağında kurut
hırçın ve aldanmış bir badem ağacının şimdi
parlat düşlerini çocuğum
içimize vuran zincirlerin şıkırtısında
ateş yorulur ağrılar erir
nice masalların sütüyle kesilen göğsün
bir anka kuşunun göğsüne düşer
soluğun bir uzar beni yakalar
bir sararır sonbahar olur
suyu değiştir ölümü büyüle
güğümünü doldurduğun çeşmelere sesini bırak
yaşadığını söylesin acının saatleri
Hidayet KARAKUŞ