“Sevmek ne uzun kelime
Derin deniz mavisi, ne zaman geleceksin?
Saat 17’lerde ortalık kararacak, şarkılar söyleyeceğiz, radyodan fasıllar dinleyeceğiz.
Ama yazda güzde yapacağımız şeyler var, yapacak çok şey var diyor Cemal Süreya, hastanede yatan eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı mektupta.
Sevmek ne uzun kelime; bir mektubun girişi, sanıldığı gibi bir şiir değil ama divan-ı kebir kadar uzun ve geniş.”
Cumartesi akşamı, sevmeyi hatırlatan o günün akşamı, iki sevgilinin mektuplaşması kadar sıcak, içten biz bize yaşadığımız bir dinletiyi bu cümlelerle açmıştım. Yüzlerce kişilik bir koro bir ağızdan iki saat boyunca sevgiyi söyledi. Konser salonu dans pistine dönüştü çünkü o gecede put gibi oturmak ve susmak yasaktı. Kötüye, nefrete, yalana, ihanete, dalalete ait ne varsa dışarıda kaldı, sokmadık içeri.
Yanımıza sadece aşka dair, sevdaya dahil, iyiye, güzele ait ne varsa aldık bağrımıza bastık.
Yüzlerce yüreğin tek yürek gibi atmasıydı bu dünyanın en çok ihtiyacı olan.
Ve biz de yasemenler üstüne yemin ettik, aşk bizdik, hepimizdik. Sevmeye gelmiştik bu cehenneme ve cehennemi cennete çevirmeye.
Kıyametler aşktan kopsun razıydık. Böylece nefretten kopan kıyametleri def edebilirdik.
Bazen bize de hüsran, hasret ve esmer günler düştü kaçınılmaz olarak.
Başımızı sevgiliyle derde girdi belki ama
Yine de hayatı bekletmedik hem zaten kaç kişi kalmıştık ki savunan sevdayı?
Bazen o kadar sevdik ki unuttuk adımızı ve sonra yağmura bir şarkı söyledik,
gitti yasemeni dansa kaldırdı, tüm yalnızlara mavilikler diledik, adımızı hatırlamasak bile vardığımız makam nihayet makamıydı; varılabilecek en yüksek makam!
Sevdim seni bir kere başkasını sevemem dedikse de aslında sevmiştik ama yalan söylememiştik. Çünkü o zamanki biz sadece onu sevmişti. Sonraki bizler de başkasını.
Ve ne yaşanırsa yaşansın bir adı kalmalıydı geriye bir de kahreden gurbet. Bütün şiirler gözlerini, bütün şarkılar saçlarını söylemeliydi. Nihavent, buselik geçmeliydi fikrimizden. Kaybetmek için çok erkendi bazen sevmek için çok geç.
Geç olsun güç olmasın deyip pervane gibi ateşin etrafında yana yana kül olduk, yoluna ömrümüzü adadık sevdanın.
Hem zaten gülmek için yaratılmış gözlerde niye yaş olsundu ve sevmek için yaratılmış kalpler niye boş kalsındı?
Bir gün belki hayatta geçmişteki günlerden bir teselli arardık o zaman resimlere bakarız diye düşündük.
Belki resimlerle beraber şarkılara da sarılıp geçmiş değil bugün gibi yaşardık hala onu. O bizim şarkılarımız olurdu ve hiç ölmezdi kalbimizde.
Hem zaten dünya daim miydi ki?
DEĞİLLEME
Zaman zalim değil
Hayat hain değil
Dünya daim değil
Aşk acı değil
Saki sen değilsin
Baki ben değilim
Akarız akakta
Döneriz dolapta
Katreyi karafta
Çorbayı çanakta
Teni de toprakta
Bırakır gideriz.
Aylin MÜFTÜLER
***14 Şubat 2026 gecesi Merkezefendi Belediyesinin ev sahipliğinde Aslı Güven, Zeki Güven ve ben keyifli bir konser yaptık. Şarkılaştık, şiirleştik, dans ettik. Sevmenin ne uzun kelime olduğunu o gece öğrendik hep birlikte. Yazının tamamı konserin bir özeti!
