06.11.2026, Cuma
7 °C / 15 °C Denizli Hava Durumu

Tanrım beni taştan yarat

A- A+

“Bütün insanların ruhu vardı ama çoğu farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.”
Sabahattin Ali bunu insanlar için söylüyor Kürk Mantolu Madonna’da. Ben bunun tersini ören yerlerinde ve müzelerde gezerken söylüyorum. Parmak uçlarıma basmak ihtiyacı hissediyorum Tripolis’te gezerken mesela. Laodikya’da arp dinlerken kendimi eflatun bir ibadetin efsununda yıkanırken buluyorum. Hermes’le göz göze geliyoruz ve bana bir göz kırpışıyla iki bin yılın öyküsünü anlatıyor. Kartalın pençesini geçirdiği bir adamın yüzündeki acı, benim gözümden dökülüyor.
Marsyas’ı kurtarmak istiyor kalbim asıldığı mağaradan.
Bazı insanların farkında olmadıkları ruhları bedenlerini terk edip iki bin yaşındaki taşlara sığınmışlar sanki. Heykel deyip yanından geçtiğimiz beyaz tenli sessiz ruhlar bize hayatı fısıldar dinlemeyi bilirsek. Hayatı yavaşlatmayı, ince şeyleri durup düşünmeyi, aslında zamansız olduğumuzu fısıldar.
Yavaş, dikkatle ve ince ince yapılan her şeyin kalıcı olduğunu anlatırlar. Hızla değişen her şeyin hızla yok olduğunu da. Çağımızın kaknem beton heykeller dikilmiş kaknem şehirlerinin en ufak sarsıntıda insanını da götürerek yerle bir olması gibi.
Oysa elini başının altına koymuş, dudağında tüy gibi bir tebessüm, uyuyan Eros’un yanağına iyi geceler öpücüğü kondurmayı kim istemez? İki bin yıldır uyuyor ve hiçbir sarsıntı uyandıramamış.
Sonsuzluğa giden yol bu mermer heykellerden ve sütunlardan geçiyor.
Sonsuzluk agorası!
Hem de bir nevi DNA testi gibidirler bu neredeyse saydam taşlar, kazdıkça atalarımızı söylerler bize ve görürüz ki savaşların eksiksiz tamamı kardeş savaşlarıdır. İçimizi ve çirkinliğimizi gösterirler yani.
O zamandan bakınca eminim çok korkunç görünüyoruz.
O şeffaf taşların içinden geçen zümrüt bakışlarımız bugün, barut ve utanç karasında görmeyi unutmuş, boş boş dolaşıyor dünyada.
Mademki dünya bir devr-i daim dünyası madem bir donar bir yanar bu dünya milyonlarca yıldan beri sonuna gelmişsek bile bir parmaklık sıyıracak canı kalmıştır illa ki. O azıcık canı da bir ihtimal ikibin yıl öncenin estetiğiyle yaşarız. İhtimal içinde hep umut taşır.
Kim bilir o kuş kadar zamanda binlerce yılın zarafetini konsantre yaşarız kim bilir?
Özlem bu yani, dokunduğumda ruhuma işleyen ruhu varsa taşların,yine olur.

“Birçok şeye ihtiyacımızı onları görüp tanıdıktan sonra anlamaz mıyız?” diyor Sabahattin Ali yine aynı kitapta.
Taşların ruhuna dokunmayı, sevgili sevdiceğimle ören yerlerini, müzeleri gezerken öğrendim ben. Bir rehber kadar bilgilendirir ama araya kendi ruhunu da koyardı. Biz böyle taş taş üstüne koyarak gezerken ben hem taşların hem de cümlelerin arasında onun ruhunu da gördüm.
İşte o görmelerden sonra ihtiyaç haline geldi hem taşlar hem sevdiceğim.
Şimdi taşlara olan sevgim onun bana mirası. Hem mirasa sahip çıkıyorum o güzelim taşlara dokunurken, agoralarda gezerken hem de onun ruhunu arıyorum bir ihtimal…
İşte geçen gün Kent Müzesi’ne gittiğimde de bunlar düşmüştü aklıma.
Hemen ardından da **DKM’de ilk defa sergilenen kazı buluntularını görmeye Lykos’un Antik Yüzleri sergisine gittim. Aman nasıl karşılandım sanki o yeni çıkan heykeller değil de ben konukmuşum gibi. Bronz ve mermerin sıcaklığı bir süre beni sakladı dünyanın kaosundan. Sonsuzluk elimden tuttu, gözlerimde huzurun ılık buğusu, hayatı kaç kere baştan yaşadım saymadım.
Sanat bir ihtiyaçtır bazı insanlar da! Onları görüp tanıdığımızda ihtiyaç olduklarını anlarız evet Sabahattin Ali haklı. Sanat da bu ihtiyaçlardan biri.
Ne kadar erken karşılaşırsak sanatla, sonsuzlukla da o kadar erken tanışırız.

Sevdiceğimin ve birçok kıymetli insanın çok büyük emekleriyle yıkılmaktan kurtarılan taş atölyelerde, taş atölye ruhu da eklenerek yapıldı Kent Müzesi. Çok şükür sevdiceğim açıldığını görebilmişti bedeni bu dünyayı terk etmeden.
Şahane bir müzenin hala tek tük ziyaretçisinin olması affedilmez bir kusurdur.
Alın çoluğunuzu, çocuğunuzu gezin, görün; estetik nedir, binlerce yıl ayakta kalmak ne demek, o yıllardan evrenin size gönderdiği mesaj ne, anlarsınız bunları.
Çocukken taşların ruhunu görmek, o ihtiyacı erkenden fark etmek demek.
Öğretmenlere, eğitimcilere sesleniyorum. Hafta içi müze dersi yapın, götürün çocukları. Her gün bir sınıf gitmeli müzede kuyruk olmalı canlarım.
Kaç kişi bu müze kurulsun diye kendini parçaladı yıllarca çok da güzel oldu.
Marifet iltifata tabidir o vakit görerek, ziyaret ederek emeğe kıymet vermek gerek.
DKM’deki “Lykos’un Antik Yüzleri” sergisi 18 Mayıs 2026’ya kadar açık.
Kent Müzesi ise pazartesi hariç her gün 08:00 de açılıyor 17:00’ye kadar ziyaret edilebilir.

Müzeler ve Kütüphaneler ilkokul ve ortaöğretimde ders olarak ziyaret edilecek yerlerdir. Hatta okul gezileri yapılmalıdır ören yerlerine. Çocuklarımız akıllı ve ruhsuz teknoloji esaretinden ancak böyle kurtulabilir.Sabahattin Ali diyor ya “şehirler bana bir tuzak” işte bu tuzaklardan çocuklarımızı da bu gezilerle kurtarabiliriz.

DAĞLAR

Başım dağ, saçlarım kardır
Deli rüzgârlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır

Şehirler bana bir tuzak
İnsan sohbetleri yasak
Uzak olun benden, uzak
Benim meskenim dağlardır

Kalbime benzer taşları
Heybetli öter kuşları
Göğe yakındır başları
Benim meskenim dağlardır

Yârimi ellere verin
Sevdamı yellere verin
Yelleri bana gönderin
Benim meskenim dağlardır

Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır

Sabahattin ALİ

 


**DKM: Denizli Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezi ya da Denizli Kültür Merkezi kısaltması.

Yazarın Diğer Yazıları
Enteresan zamanlarda yaşamak
26 Ekim 2026 Pazartesi
Rağmen kadın olmak
12 Ekim 2026 Pazartesi
Üstüm başım şiir
5 Ekim 2026 Pazartesi
Poseidon tatilde
28 Eylül 2026 Pazartesi
Dört işlem
21 Eylül 2026 Pazartesi
Uzun ölmek
14 Eylül 2026 Pazartesi
Konsantre hayat
31 Ağustos 2026 Pazartesi
Düşmanı inşa etmek
17 Ağustos 2026 Pazartesi
Arşipel’den Hierapolis’e
10 Ağustos 2026 Pazartesi
Mavi sürgün
3 Ağustos 2026 Pazartesi