Kitaplık düzenlemek, hayatı düzenlemek demektir.
Aradığımı bulamadığımda gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kalakalırım ben.
Hatta bakakalırım giden geminin ardından atamam kendimi denize, dünya güzel.
Öyle tutukluk yapmış tetik gibi hedefi bulamadan zihin kınıma tıkarım fikirlerimi.
Aradığımı bulmam lâzım elimle koymuş gibi.
Ve kendime hiç ikiletmeden yeni yılda yapılacaklar listesine eklemeden, giriştim işe.
Açtım güzel bir müzik harici hoparlörümden hani şu her yerde disko yaratabilen cinslerden. İşitme kaybım olduğundan beri yapışık ikiz gibiyiz kendisiyle.
Aldım üçlü merdivenimi en emniyetlisinden. Aman neme lazım ev kazaları en az iş kazaları kadar çok ve tehlikeli, tedbirli olmak gerek.
Başladım bir yandan silip temizleyip, okşayarak konularına göre ayırmaya. Bunu yaparken de tabii kaşe basılmamış yeni kitaplara kaşe basmaya ki kaybolursa ya da birine verirsem beni bulsunlar adım ve telefonum yazılı kaşeden. Kitap hazine tabii kaybolmamalı.
Başladım en üste klasik serimi kırmızı ciltleriyle gelin kızlar gibi yerleştirmeye. Unutmuşum neler var, aa Gogol sen de mi burdaydın, aman Doriancığım hoş gelmişler, Gide senin yerin nire diye diye şakalaşıp diziyorum yan yana.
Baş köşeye Mustafam Kemalim kuruluyor tabii ki. Nutuklar, anılar, hakkında yazılanlar artık ne varsa.
Yanıbaşına siyasi, sosyoloji, gazetecilerin yazı derlemeleri ve araştırma kitapları. Bir Gazetecinin Not Defteri, Olaylar ve İnsanlar, Kıldan İnce Kılıçtan Keskince, Emret Komutanım daha neler neler taa seksen öncesi yazılmışlar ve hala aynı oyunu izliyoruz kapalı gişe. Oyuncular değişmiş ama oyun aynı oyun.
Bunların altında felsefe ve düşünce kitapları, denemeler geliyor.
Yani benim kitaplık diyor ki aslında;
yok Spinoza demiş “herkesin efendisi olmaya çalışmak yerine bir olmaya çalışmak gerek” de,
yok Nietzche demiş de “Belki de kötüdür iyi. Ve biz aldatılanlar isek eğer tam da bu yüzden aldatanlar da değil miyiz?”
işte Krishnamurti “İnanmak ve inanmamak bir cahillik sürecidir, oysa düşüncenin zamanı bağlayıcı niteliğini anlamak özgürlüğü sağlar ve ancak özgürlük yoluyla keşfetmek mümkündür” demiş de aman efendim Tolstoy İtiraflarım’da “İnsan hayatını sadece kendisi için değil tüm insanlık için yaşamalıdır” demiş falan da yani filozoflar düşünmüş yazmış, demiş ama oyun yine değişmemiş.
Fakat oyunda rolünü iyi oynayanlar unutulmamış. Kötü adam da iyi adam da…
Son nefese kadar diyor benim kitaplık, rolümüzü oynamaya devam edeceğiz.
Hemen yanına kişisel gelişim kitaplarımı yerleştirdim. Almam gerekenleri aldım ve orada kitaplığımın süsü olmaya devam edecekler. Kendimi bulmamda çok yardımları oldu ve artık kendi hayat felsefemi, bakış açımı oluşturdum. Hiçbir ekole, sisteme, yönteme bağlı kalmadan doğayla iç içe ve kendimle hasbıhal ederek.
Hemen alt raflarda edebi kitapları dizmeye başladım. Eskiler, yeniler, zihnimin, konuşma dilimin lezzetleri. Onlarla da rolünün içine hep bir estetik ve umut katmayı unutma diyordu kitaplığım.
Bunu en kısa ve öz zarafetiyle bana hatırlatan şiir kitaplarım sesleniyorlardı köşeden “bizi de yaz bizi de yaz…”
Tabii bir dizeye koca bir ömrü sığdıran can kitaplarım şiir kitaplarım.
Henüz olmamışa bel bağlamaktansa, kısacık ömürde olanın kadrini bilmeyi hatırlatır bazen şair;
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor”
Cemal SÜREYA
Biten şeylerin korkusunu zamanın sonsuzluğuna içirir bazen de şair, susamış bir ceylan gibi;
“Bendedir korkusu biten şeylerin
çelik gagasında fecri taşıyan
Mavi Kartal benim
Pençelerimde
asılmış bir zümrüt gibidir hayat
sonsuzluk ısırır güzel kavsimde
susamış bir ceylan gibi zaman
Ahmet Hamdi TANPINAR
Velhasılı derlenmiş, elden ve gözden hatta gönülden geçirilmiş bir kitaplık hayatın kendisidir.
Geçmiş geçememiştir bazen
Gelecek gelmemiştir
Bugünse bizden şefkat bekler.