Üstümde iki sarışın canlı battaniye, baba koltuğu ismini eril mülkiyetçilik addederek, kitap koltuğu dediğim koltukta, yanımdaki sehpada 15 civarı dumanı üstünde kitap, renk renk lolipopları merakla açıp yalayan bir çocuk resminde buldum kendimi gecenin ikisinde. Okşayarak elime aldığım her kitap başka bir havanın kokusunu, başka bir suyun serinliğini, başka bir toprağın bereketini, başka bir ateşin dansını, başka bir ağacın gölgesini, başka bir demirin gücünü getirdi bana. Evren ellerimdeydi, hayat gözlerimde yeniden şekilleniyordu. Kâh Azra Erhat’la Mavi Yolculuk’a çıkıyor dalgalarla boğuşuyordum kâh Henry David Thoreau’nun Walden Gölü’nde kendim ev yapıp doğal yaşamın içinde yek başıma yaşıyordum. Juan Tajes’in şiiriyle Suyun Sınırları’nda dolaşıyordum.
Kahvemi yudumlarken içimden mantra gibi “Traum und Baum”yani “Rüya ve Ağaç”diyen iç sesimi dinliyordum Walter Benjamin’in Masalcı kitabında ormanda kaybolan adamın korkusuyla.
Daha korkumu henüz bastırmışken bir gülümseme oturuyordu dudağıma çünkü Sevan Nişanyan’ın Elif’in Öküzü geçmişti elime o anda ve alfabeyi ilk bulanların Fenikeliler olduğunu ve ilk harfe de “Alef” yani öküz dediklerini buradan da Arapça “Elif”’e dönüştüğünü okuyordum.
Hayatın altı kutsal elementini tek tek yüreğime yerleştiriyordum her bir kitaba dokundukça.
Tabii bütün bu duygu durumu yolculuklarının müsebbibi kitap fuarıydı.
Oysa yorgunluktan hışımız çıkmıştı. Sunak Dergisi ve Türk Yazarlar Sendikası Standında üç gündür hafta sonu demeden akşamın yedisine kadar ayaktaydık. Konuk yazarlarımız vardı, onları kentimizden memnun gönderme telaşımız, hoş buluşmalarla kurulan yeni dostlukların hazzı, sıcacık söyleşilerde değişen bakış açıları, iki dizenin ucunda kuruluveren bağlar yumuşacık bir yorgunluk bırakıyordu bedenimize.
Hele aynı kitap masasının üstünde sevgiliyle yan yana adımızın olması Sonsuzluk ve Bir Gün filminin bir karesiydi. Kitaplarımızın adları şöyle okunabilirdi;
“Ayın Eğrisinde Ölmeye Yatan Nehir Günün Doğrusunda bir gün uyanacaktır.”
Kitap fuarları çok başkadır diğer fuarlardan.
Tanrı’nın sesiyle başlar çünkü
“OKU!
İşte sana o kitap!
Bir kılavuzdur o korunup, sakınanlar için.” BAKARA SURESİ- 1,2 ayetler.
Ve Atatürk’le devam eder;
"Ben çocukken yoksuldum. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım."
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Sanatın hiçbir dalı kitap olmadan var olamaz.
Gelin, komşularınızla toplaşın altın gününüzü burada yapın. Kitap günü yapın hatta en kıymetli cevherdir kitap çünkü. Çay var içerseniz, yol var gelirseniz, kitap var severseniz biz de varız daha ne olsun. Her gün neredeyse her saat bir söyleşi var 45 dakikalık. Giriverin mutlaka oradan bir kelime bir cümleyle çıkacaksınız.
Çocuğunuzla gelin, arkadaşınızla gelin. Otobüsler ücretsiz. Denizli kitap fuarı yazın Google Amca’ya otobüs saatlerini de söyler size.
Kitaplar çok pahalı diyorsanız, adınızı bardağa yazdıkları kafelerde bir bardak kahveyi kaça içtiğinizi ve bunu ayda kaç defa yaptığınızı sorgulayın. Kaç tane kitabı rahatlıkla alabileceğinizi anlayacaksınız.
Arkadaşınızla beraber alın kitapları dönüşümlü okuyun.
Hele bir de sahafları keşfetseniz, içinde kaybolur sonra da kendinizi bulursunuz. Kaç kişinin o kitapları okurken neler yaşadıklarını düşününce, altını çizdikleri ya da yanlarına notlar aldıkları satırları görünce, sararmış sayfaların kokusunda zaman yolcuğuna çıkınca ne kitapsız ne kedisiz der insan.
Fuar, EGS fuar alanında 07 Aralık akşamına kadar sizleri bekliyor.
HATIRLA: 6 Aralık Cumartesi Saat: 16:00-17:00 arası 3 numaralı salonda Yaşar Tok’un kitabı özelinde kuraklık ve kirliliği konuşacağız. Menderes ölürse, hayat biter.
