Dün doğum gününü kutladık sevdiceğim sevdiklerinle; kitap, kedi, şarap ve sevdiğin koltukta her gün büyüyen boşluğun. Hepimiz boşluğunun kucağındaydık; çünkü kasımdı, çünkü onaltısıydı, soğuktu yokluğun. Sokulduk birbirimizi ısıttık boşluğunun kucağında, içimizi nasıl ısıtacağımızı bilemedik.
Boşluk bir mezar boyuyla açılır içinde insanın sonra o boşluğu açanın sende edindiği yer kadar büyür. O boşluk onunla yaptığın her şeyle aranı doldurur. Yine keyiflidir kendin için de yaparsın o sevdiğiniz şeyleri lakin lezzette bir şey eksiktir. Hiç konuşmadan izlediğiniz bir filmde bile nefesi saçlarında gezinir ya, gözünün ucuna bindirirsin yüzünü, kalbinin atışı senin kalbine doğrudur bilirsin.
İşte öyle bir eksiklik, o güzelim hicâzkârın anlattığı gibi;
Lezzet almış geçmiyor bak sevdayı dildârdan gönül
Geçti aylar geçti yıllar geçmedi yârdan gönül
Var mıdır bir faide bu hale ısrardan gönül
Geçti aylar geçti yıllar geçmedi yârdan gönül
Doğum günü hediyesi sevmezdin, öyle maddi şeyler hele. Bu sefer sana reddedemeyeceğin bir hediye yaptık dostlarınla. Ölmeye Yatan Nehir - Meandros’u yazdın 8 yılını verip ve ölmeye o değil sen yattın da basamadın ya gözünü açık bırakan kitabı; işte biz bastık ve doğum gününde baskıdan çıktı dumanı üstünde.
İyi ki doğdun sevdiceğim, bir tutamı hep eksik kalsa da bana tattırdığın lezzetleri sensiz ama seninle tatmaya devam edeceğim.
Seni uğurladım yolun açık olsun, boşluğun da yaşadıklarımızın nişanesidir, ömrüm oldukça kalbimdedir. Ve bu dünyaya verdiklerini hatırlatmak için nefesim yettiğince çabalamak ruhumun dileğidir.
Ölümün güzelini versin derdi babacığım. Ölümün güzeli nasıl olur ki derdim küçücük aklımla!
Onun bir saatin içinde “hakkınızı helal edin” deyip küt diye gidişini gördüğümde ve
senin; altın makas, gümüş bıçakla beyaz örtünün üstünde uyuyarak hem de aslında vedalaşarak bu adaletsiz dünyayı terk edişini gördüğümde anladım ölümün nasıl güzel olabileceğini.
Çünkü bu memlekette yaşamak ölmekten hallice, ölüm de hiç güzel değil artık.
Çünkü bu memleket her gün; üstüne kaza, kader, şehadet etiketleri yapıştırdıklarıcinayetten bozma ölümlerle toprağa gönderiyor evlatlarını.
Paran var, tatile çıkıyorsun yanıyorsun, ölüyorsun çoluk çocuk.
Kargo taşıyan askersin ama savaşta değilsin, hurda uçağa bindiriyorlar, düşüp parçalanıyorsun.
Gezmeye gidiyorsun, lokantada yemek yiyip ölüyorsun.
Öğrencisin, yurtta asansöre binemiyorsun çünkü boşluğa düşüp ölüyorsun.
Meslek öğren diye MESEM’e gönderiyor ailen ama seni ucuz işçi olarak çalıştırıyorlar beşinci kattan düşüp ölüyorsun.
MESEM zaten seri katil gibi her gün ya inşaattan düşüyor bir çocuk ya eteğini makinaya kaptırıp ezilip feci şekilde can veriyor.
Parkta oturuyorsun arkandan bir manyak gelip bıçakla dürtüyor, ölüyorsun.
TUSAŞ’ta mühendissin, kocan çiçek gönderiyor misal almaya iniyorsun, teröristler-nasıl girdilerse sinek uçmaması gereken kuruma- takır takır taranıyorsun makinalıyla, ölüyorsun
Çocuksun 8 yaşında, derdest edip aile içinde seni boğup dereye atıyorlar, bi Allah’ın kulu kim öldürdü bulamıyor ama sen ölüyorsun.
3 yaşındasın annenin sevgilisi sigara söndürüyor her yanında, tecavüz ediyor, parçalanarak ölüyorsun.
Akranınla tartışamıyorsun bile, gözünün üstünde kaşın var deyip sallıyor bıçağı oracıkta ölüyorsun.
Annen ekmek al diye gönderiyor 12 yaşındasın, polisin bir yüz karası plastik mermiyi dayıyor kafana komaya giriyor dayanamayıp ölüyorsun.
Akşam yemek için masaya oturuyorsun ailecek bir anda 5. katta olan evini zeminde buluyorsun, koca apartman bir anda çöküyor, ailecek ölüyorsun.
Kaldırımda, yolda yürüyorsun pek muhterem müdürlerin, bakanların, vekillerin şımarık çocukları babalarından kaptıkları bilmem kaç milyonluk arabalarla sana çarpıp öldürüyor, sen öldüğünle kalıyorsun ne hapis ne ceza.
Bu memlekette ölümün adı gerçekten ecel olana dek bu cinayetlere susmayacağız.
Unutalım diye her şeyi yapacaklar unutmayacağız
Bu cinayetlerin partisi, siyaseti yok!
Her an birimiz bu cinayetlere kurban gidebiliriz.
Yanındakinin hakkını aramadığında, senin hakkını arayacak kimse kalmamış olacak!
Sevgili sevdiceğim, güzel geldin, zor ama anlam alarak ve anlam katarak yaşadın ve güzel gittin.
Boşluğunu bağrıma basarak güzel ruhundan öpüyorum, huzur seninle olsun.
BULANTI
Hüznüm boy attı bu aralar
sulak yerde büyütüyorum
yüzümde söz yarası
içimde köz karası
melek şeytan arası gidip geliyorum
kursak dolu
havam parçalı bulutlu
kusmakla susmak arası
yolumu arıyorum
kendime bir dost bir düşman
akla kara orantısız
sarmaş dolaş sapla saman
uçmak var hep aklımda
kanadım kayıp bulamıyorum
koşarken düşlerim
ben düşüyorum
derin sularda yelkenim
ben filikada sahile vuruyorum
taş almışım elime
kendimi kaydırıyorum
uzaklara
çok uzaklara
Aylin MÜFTÜLER