Bir anda zihnin patikalarında kaybolup dünyadan elini eteğini çekmek.
Unutarak dünyayla ilişiğini kesmek.
Hatırlamayarak, dünyayı yok sayarak bütün acıları dindirmek.
Savaş ne demek?
açlık ne demek?
devlet ne demek?
sömürü ne demek?
haksızlık ne demek?
adaletsizlik ne demek?
hukuksuzluk ne demek?
katliam ne demek?
cinayet ne demek?
taciz ne demek?
şiddet ne demek?
ihanet ne demek?
çürümek ne demek?
çürümüş toplum ne demek?
Bilmemek, kendine bir dünya yaratıp onun içinde bir nevi huzurla yaşamayı seçmek demek.
Psikiyatri klinikleri böyle yaratılmış binlerce dünya evrenidir. Her klinik kendi güneş sistemini oluşturuyordur belki de.
Uzun yıllar önce tanıdığım biri böyle bir anda bizim dünyamızı terk edip kendi dünyasını kurmuştu. Konuşurken cümlemde geçen her kelimeyi soruyordu. Kira geçti konuşmamda bir ara. Kiranın ne olduğunu ve bazı insanların birden çok evleri olduğunu öğrenince bana demişti ki: Neden iki evi olan insan diğerini evi olmayana vermiyor bedava? Yani evi var işte ötekinin de evi olur bu kadar.
Ben parka gittiğimde karnımı doyurdum para almadılar. Bu zaten olması gereken değil mi?
Aklımız kafatasımızda durdukça fermente oluyor bu dünyada. Hinliğe, bencilliğe, sömürüye dönüşüyor. Oysa kayıp dediğimiz insanın dünyasında tam bir sosyalist sistem gelişiyor.
Çocukluğumuzun masumiyetine yaklaşıyoruz Benjamin Button gibi.
Sanki o hasta dediğimiz insanlar kendi dünyalarını kurdukları yaşta doğup bu dünyaya düşmüşler gibi.
50 yaşında doğuyorsun ve çok masumsun. Katakulli ne bilmiyorsun, hayata güveniyorsun, doğaya, insana güveniyorsun. Bir sürü şeyi bilmiyorsun ve bilmemek tedirgin etmiyor seni çünkü bilmediğini bilmiyorsun.
“Beş yaşındaki çocuktan kendime yalnızca bir adım var. Fakat yeni doğmuş bebekten beş yaşındaki çocuğa ürkütücü bir uzaklık var” demiş Lev Tolstoy.
“Masumiyetimizi beş yaşına kadar yavaş yavaş kaybediyoruz” diyor yani. Ondan sonra acımasız bir dünyanın çarkı döndüren dişlileri oluyoruz kimimiz, kimiz de o dişlilerin arasında ezilen üzümler.
O üzümlerden kimimiz posa, kimimiz sirke, kimimiz şıra, kimimiz yıllanmış şarap oluyoruz.
Bazen o kadar ezilmiş hissediyoruz ki yok olmaya yakın, işte o zaman bazılarımız kendi dünyalarına mevcut yaşlarındayken yeniden doğmayı yani ikinci masumiyeti seçiyor.
İkinci masumiyete giderken aklını yanına almıyor. Çünkü akıl yüreğin önüne geçtiğinde masumiyetten uzaklaşıyor insan dediğimiz hayvan.
O yıllar önceki tanıdığım, kısa bir masumiyet molası verdikten sonra zihnine, aramıza döndü pek çok kendi evrenini yaratanlar gibi. O masumiyet molasından da hiçbir şey hatırlamıyor şimdi. O masumiyetin huzurunu tarif et desen edemez. Bir rüya gördü ve uyandı. Ama biz ona hasta dedik.
Ve biz ikinci masumiyeti seçenleri bu dünyadaki aklımızca tedavi ediyoruz. Evet bu dünyaya uyum sağlayamıyorlar kabul ve tedavi ederek tekrar uyumlanmalarını sağlıyoruz ama asıl hasta olan kim?
ESİNTİ
Mutluyum diyorsam inanın
Altını kazıyıp durmayın
Kahveyi de sade severim
Yalnızlığı da
Yüzüme acıyarak bakmayın
Kalabalık mutsuzluğunuz
Sizin sinik uyumunuz
Bana yazdığınız reçeteden
Kendinize derman ummayın
Mutluyum
İster inanın ister inanmayın
Aylin MÜFTÜLER