Yıl 2014 mevsim sonbahar diye başlasam da sakıncası yok zaten şiirden hallice bir yazı olacak.
O yıl birkaç fotoğraf gördüm sosyal medyada hatta annemin üstündeki tişört de dikkatimi çekti.
Hepsinin üstünde İngilizce cümleler ya da sözcükler vardı. Biri şöyle diyordu;
“My boss is an a*shole” yani “Patronum tam bir pislik”!

Aslında daha ağır anlamları var da siz sorar bulursunuz Google amcaya. Sorun şu ki; bir tamirci çırağı bu tişört üzerindeyken patronuyla kol kola fotoğraf çektirmişti. Her ikisi de gülümsüyorlardı tişörtün aralarına nifak soktuğunu anlamadan.
Bir diğer fotoğraf kahvehanede çekilmişti. Bildiğimiz pişpirik oynanan, maço abilerin vakit ve ömür katili oldukları kahvehanede. Kâğıt oynayan sakal bıyık ifrazatıyla yüzünü doldurmuş bir adamın üstündeki tişört şöyle diyordu;
“I love my husband”yani “Ben kocamı seviyorum”.

Annemin tişörtünde parlak taşlarla çevrelenmiş bir yazı vardı tam göğsüne gelecek şekilde yerleştirilmişti “delicious” yazıyordu“lezzetli”.
Anneme o tişörtteki yazının anlamını açıkladım. İstersen giyebilirsin ama bilerek giy dedim çok utandı ve bir daha giymedi.
Sokaktaki tabelaların, konuşmalardaki bozulmaların, saçma sapan kısaltmaların, aynen aynen deyip sohbeti kısırlaştırmanın sıkıntısı günden güne artıyordu içimde. Yıllardır zihnimi yoran bu; Türkçemin ağır işgal altında olması, halkımın da bu işgal altında utanılacak duruma düşmesi meselesine kendimce bir çözüm buldum.
Karşı devrim yapacaktım!
Böylece ikinci şiir kitabımla aynı adı taşıyan bir marka oluşturdum ve kullanım hakkını aldım.
“Üstüm Başım Şiir”

Bu markayla, üzerinde şiirlerimden dizeler bulunan ve şiirin çağrıştırdığı tasarımlarla bütünleşmiş tişört ve peştamallar ürettim. Kitabımla eş zamanlı olarak görücüye çıkardım.
Çok ses getirdi. Hem tasarım hem üretim hem pazarlama tek kişide olunca ticari başarıyı pek yakalayamasa da severek kullandı alanlar. Üretimi şimdilik durdurdum fakat ürünlerimden her fırsatta bahsedip kalanları da hediye götürüyorum eşe dosta.
Bir derdim vardı anlatmak istediğim anlattım ve anlatmaya devam ediyorum.

Bu konuda büyük emekler veren ve Türkçemizin değerini tekrar kazanması için ömrünü adayan Feyza Hepçilingiler’in Dil Bayramı sebebiyle Denizli’de bulunması, kendisiyle sıcacık iki gün geçirme şansını yakalamış olmamdandır kendi meselemi ortaya dökmem. Pamukkale Filarmoni Derneği Epiktetos Şiir Kulübü ve Caz Kedisi Şiirli Kültür Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği Dil Bayramı etkinliği Denizli Penguen Kitabevi’nde yapıldı cumartesi günü. Epiktetos Şiir Kulübü başkanı Halim Yazıcı İzmir’de yapılan dil bayramlarından örnek vererek açılışı yaptı. Dilimizi konuştuk, dertlerini tartıştık, sevgimizi sunduk dilimize. PAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Havva Kutlu Ergür de Feyza hocamızla söyleşti. Hele gençlerin coşkulu katılımı görülmeye değerdi. Bayram gibi bayram yaptık anlayacağınız. Feyza hocamın Türkçe Off kitabını özellikle lütfen alın okuyun. Dilimizi nasıl katlediyoruz el birlik sanatçısıyla, spikeriyle, bankacısı, radyocusu, televizyoncusuyla görün ve üzülün. Üzülün ki konuşurken iki değil beş kere düşünün. Çocuğunuzla da doğru Türkçe ile konuşun ki o da mesele edinsin kendine dilini.
Hepimizin meselesidir Türkçemize sahip çıkmak. Hem iç hem dış mihrakların saldırısından güzelim dilimizi kurtarmak. Dışarıdan yabancı dil istilasına uğratılırken içeriden de bizim yanlış kullanımlarımızla bir hançer daha sokuluyor canım dilimin kalbine. Görevimizdir o hançeri güzel kalbinden çıkarıp, sarıp sarmalamak.
Dilimizi kaybedersek kimliğimizi kaybederiz.
İnsan kendi dilinde ağlarsa ancak acısı sağalır.
Kendi dilinde yapılmış şakaya ancak, karnı ağrıyana dek gülebilir.
Kendi dilinde söverse ancak öfkesini boşaltabilir.
Kendi dilinde severse ancak o zaman sevdiğini yürekten bilir.
Ve kendi dilini güzel ve doğrukonuşarak en zarif şekilde anlaşabilir.
Övünmemiz gereken; cümle arasına ne kadar İngilizce kelime sıkıştırabildiğimiz değil,
Türkçemizi ne kadar doğru ve güzel konuşabildiğimizdir.
Nice 94 senelere canım Türkçem!
