Sovyetler Kafkaslar’dan…
Fransızlar Güneydoğu’dan…
İngilizler İstanbul’dan…
Yunanlılar Ege’den…
İtalyanlar Akdeniz’den girdi Anadolu’ya.
Köyler ateşe verildi.
İşkenceler…
Katliamlar…
Tecavüzler yaşandı.
Acılar çekildi.
Yaşananlara ilişkin Denizli’den birkaç anımsatma…
Çal’ın eski adıyla Şeyh Elvan, bugünkü adıyla Kocaköy olan yerleşim yerinde, Şıbalakoğlu Mehmet’i işkenceyle katletti Yunan askerleri.
Bekilli’nin Deşdemir’inde, Hacı Mehmet Efendi’nin tarlada çalışan annesi ve oğluna kıydılar.
Buldan’ın Boğazçiftlik Köyü’nde evleri ve yiyecekleri ateşe verdi, sonra da oturup seyretti işgalciler.
Yine Buldan’da 200 kişi hunharca öldürüldü.
Menderes’in diğer yakasındaki köylerde 200’e yakın Sarayköylü can verdi.
Yakılan Köprübaşı, Karataş, Karakıran ve Kabaağaç köylerinde acılar yaşandı.
Yunan askerlerinin Çivril’e girerken Deveci Hacı Mehmet ile oğlu Osman’ı katlettiler.
Şenköylü Müderris Rüştü Efendi ve Kayserili Ömer Hoca…
Cabar Köyü’nün ateşe verilmesiyle diri diri yanan 90 dolayında çocuk, kadın ve yaşlı…
Bu acıları unutmak mümkün mü?
Anımsadıkça 30 Ağustos’ta kazanılan zaferin büyüklüğü daha da iyi anlaşılıyor.
Ama ne yazık ki bu büyük zafer son yıllarda şanına yaraşır şekilde kutlanmaz oldu.
Hani yasak savma deyimi vardır ya, onun gibi…
Ağır mı oldu?
Değil.
Bakın bugüne…
Çelenk koyma ve valilik makamındaki tebrikat bölümünü çıkın, tören 42 dakika.
Askeri araçla bayramınız kutlu olsun turu.
Saygı duruşu.
İstiklal Marşı.
Günün önemini belirten konuşma.
Bir asker, bir öğrenci tarafından şiir okunması.
Büyükşehir belediyesi Ekibi’nden halk oyunları gösterisi.
Gaziler, askerler, sporcular ve mehter takımının geçit resmi.
Tören bitti.
Saat 10.00’da başladı.
10.42’de tamam.
Bu mudur?
“Budur” derseniz…
Ben de “kalsın; şehitlerimizin, ebediyete göç eden o dönemdeki gazilerimizin ve 95 yıl önce acı çekenlerin kemiklerini sızlatmamak için düzenlemeyin tören falan” derim.