Durmuyor…
Kâh Denizli’de, kâh Gaziantep’te.
Kâh Diyarbakır’da, kâh İzmir’de.
Mücadelesi CHP’yi Kayyım’dan geri
almak için.
Verdiği mücadele toplumun geniş
kesiminde karşılık buluyor.
"Organik gıda" deriz ya, o da organik
siyasetle halka ulaşıyor.
Önce partiye el konulduğu gün yağmur
altında tomanın üzerine çıktı.
Sonra geldiği Denizli’de, Bayramyeri’nde
bankın üzerindeydi.
İzmir’de traktör römorkunun, kahvehanedeki
sandalyenin, portakal kasasının üzerinde
yaptı konuşmalarını.
Bu da halka daha samimi geliyor, daha
çok karşılık buluyor.
Bir kadının verdiği desteği, Özel’i yanağından
öperek göstermesi de samimiyetin ta kendisi.
Bir diğeri, daha önce çekilen ve çerçevelenen
fotoğrafıyla gelip anıyı yeniliyor.
Cep telefonunu eline alıp selfieyi bizzat çekiyor.
Hülasa halkla temasın önüne ne bariyer çekiyor
ne de çekilmesine müsaade ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözünden kaçmıyor bu.
Siyasi rakibini yakından, biraz da gıptayla izleyişini
partililerine "Yorulan varsa kenara çekilsin,
çekilmeyen de hakkını versin. Bize gelmeyeni gidip
bulacağız" sözleriyle ifade ediyor.
Diyor ki AK Parti kadrolarına: Lordlar Kamarası'nda
gibi kurulmayı bırakın, "avam" olun, uzak kaldığımız
halka inin!
Ancak, halka nasıl inileceğini
söylemiyor, yolunu göstermiyor.
Vekil, esnafa gitse vergiyle başlayıp
BAĞ-KUR ve SGK primleriyle devam eden,
olmayan alışverişle biten sitemler
dinleyecek.
Vekil, işçiye gitse "ne oldu bizim
asgari ücret? sorusuyla karşılaşacak,
aldığı ücretin ev kirasına gittiğini
duyacak.
Vekil, emekliye gitse "5 emekli bir
araya gelsek bir yoksul etmiyoruz"
tepkisiyle karşılaşacak, "Karı-koca
emekliyiz, aylığımız ev kirası ile
elektrik, su, doğal gaza anca yetiyor,
toruna harçlık bile veremiyoruz"
sözlerini dinlemek zorunda kalacak.
Vekil, çiftçiye gitse hasadını yaptığı
buğdayın maliyeti karşılamadığı
hesabına verecek yanıt bulamıyor.
Böyle olunca vatandaşa gitmemeyi,
gitse de kendi partilileriyle bir arada
olmayı yeğliyor.
Çünkü Saray'a "Sorumlu ben değilim,
Kurduğunuz rejim yüzünden" diyemiyor.
Özel ise il il, ilçe ilçe gezerek iktidarın
yapamadığını yapıp halktan korkulmaması
gerektiğini bir güzel anlatıyor.
Bir yandan da üst düzey koruma olmadan
halkın arasına rahatça girip, "Bunu sen
yapabilir misin?" diye soruyor çaktırmadan.
Mahkemenin butlan kararıyla CHP'nin seçilmiş
genel başkanı ve yönetim kadrolarının alaşağı
edilmek istenmesine de şu sözlerle dikkati
çekiyor:
Genel başkanı değiştirmeye çalışıyorlar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve
atadığı Adalet Bakanı bu işin tam
göbeğinde, bunu herkes böyle bilsin.
Ya partimizi geri alacağız, ilk seçimde de
1. parti yapacağız ya da iktidar yürüyüşümüzü
yargı darbesiyle engellemeye çalışırlarsa bir
başka yol bulup partiyi iktidar yapmaya
çalışacağız. Başka yolu yok.
Ne Cumhuriyet Halk Partisi'ni kaderiyle karşı
karşıya bırakırız ne seçilmemişlerin eline
bırakırız ne de Tayyip Erdoğan'ı bir şekilde
iktidarda tutmak isteyenlerin planlarının
parçası oluruz.
Ve yazımızı başlığa çıkardığımız Tatar
Ramazan'la bitiriyoruz.
Geçtiğimiz gün toprağa verdiğimiz Kadir İnanır'ın
"Bizim adımız Tatar Ramazan, biz bu oyunu
bozarız" repliğiyle meydan okuyor Özgür Özel.
Kime mi?
Önüne engel çıkaran iktidar ve aparatları
ile "butlan koltuğu"nda oturmaktan
gocunmayan, seçimlerin "mağlup adamı"
Kemal Kılıçdaroğlu'na.
Haaa Özel'in içinden Tatar Ramazan çıkar mı
çıkmaz mı onu da önümüzdeki günlerde
sergileyeceği siyasi performans gösterecek.