10.08.2022, Çarşamba
23 °C / 33 °C Denizli Hava Durumu
  1. ANA SAYFA
  2. /
  3. SAĞLIK
  4. /
  5. KORONAVİRÜS
  6. /
  7. Vişne şarabının ‘hanım ağası’ coronavirüs kurbanı

Vişne şarabının ‘hanım ağası’ coronavirüs kurbanı

Haber Merkezi - 24 Ocak 2022 Pazartesi - 23:05 Vişne şarabının ‘hanım ağası’ coronavirüs kurbanı

Bekilli’deki şarap üreticisi Altıntaş Ailesi’nin acı günü. Altıntaş Kardeşler’in anneleri, Küp Şarapları şirketinin kurucusu Hasan Altıntaş’ın (Şapkacı Hasan) eşi 88 yaşındaki Hatice Altıntaş, covid-19 salgının kurbanı oldu.

A- A+

Kanada’da yaşayan, 2010 yılında British Columbia eyaletinin en iyi mühendisi, 2011 yılında da Kanada’nın ülke çapında en iyi mühendisi seçilen Prof Dr Yusuf Altıntaş ve Küp Şarapları şirketinin yöneticisi Asım Altıntaş’ın annesi olan Hatice Altıntaş, bir süre önce coronavirüse yakalandı. Tedaviye alınan Altıntaş, tüm çabalara rağmen yaşamını yitirdi.

Vefatı Bekilli’de büyük üzüntü yaratan Altıntaş’ın cenazesi, bugün öğle vakti İlçe Mezarlığı’nda toprağa verildi.

FARKINDA OLMADAN VİŞNE ŞARABINI YAPTI

Coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Hatice Altıntaş’ın ilginç bir hayat hikayesi de var. Prof Dr Yusuf Altıntaş, “Anadolu’dan Kanada ve Bilim Dünyasına Yolculuk” isimli kitabında, annesinin farkında olmadan Türkiye’nin ilk “vişne şarabı”nı üreten isim olarak aktarıyor. Prof Dr Altıntaş’ın anlatımıyla vişne şarabının öyküsü şöyle:

Komşumuz Cırıklardan, ağır başlı ve efendi olan Lütfü dede vefat etti. Anadolu’da adettir, vefattan kırk gün sonra mevlit okutulur. Komşu hanımlar mevlit okuyan hocalar ve ziyaretçilere ayranlar, şerbetler ve çaylar sunarlar. Lütfü dedenin mevlidinde, o zamanki Bekilli’nin nefesi kuvvetli meşhur hocalarından Mehmet Ali Hoca, Kuş Hoca, Yumru Hafız ve onlara katılan Aballar’dan terzi Hacı amca yürekleri dağlayacak kadar yanık sesleriyle Kuran’dan ayetler, Mevlana’dan ezgiler okuyup dinleyicileri gözyaşlarına gark ediyorlardı. Bizler de caddede oyun çevirip, çocuklara verilecek şeker ve leblebileri bekliyorduk.

Haberin DevamıReklam

Anam pencerede beklettiği vişne şurubunu toprak testideki soğuk su ile karıştırıp hocalara vişne şerbeti olarak taşımaktaydı. Vişne şerbeti ile ses tellerini yağlayan hocalar daha da coşup, duaları gazel çekme seviyesine yükselterek, ışıldamaya başlayan gözlerle: “Haccanım (Hatice hanım) gızım, bek hoş geldi, ciğerimizi hem soğuttu bu temmuz ıscağında, hem de gırtlağımızı yağladı bu şerbet. Daha va mı?” dedikçe anam bizim bir yılda tüketeceğimiz vişne şurubunu hocalara taşımış.

Son damlasını hocalara vermeden: “Cavırın (Bekillicedeki anlamı; yaman, akıllı, kurnaz) hocaları, hepisini gurutmadan bi dadına bakıverim, bi kupa da Şapkacı’ya ayırıyım!” diyerekten önlemini almış. Kendi yaptığı şerbeti ilk kez tadan ve tadını hiç beğenmeyen anam: “Acı bişi bu, hocalar nesini beğendi bunun?” diye söylenmiş.

Hocalar neşeli bir şekilde bizim vişne şurubunun dibini, Mevlidin de sonunu bulmuşlar. Babam şapkacı dükkanından geldiğinde anamın ilk işi hocaları gammazlamak olmuş: “Len adam! Gurduğum vişne şurubundan aha bi gumgum (bir iki yudum) galdı. Ben datdım, acımış geldi dilime, emme hocala hepisini içdile, bize bişi gomadıla!”

İcatçı Abalların en küçük oğlu Şapkacı Hasan vişne şurubunu tattığı gibi zıplamış havaya. “Yaşşa hanım, sen yeni bir şarap çeşidi icat etmişsin bilmeden. Pencereye koyduğun vişne suyu fermente olup şaraplaşmış. Bize yeni ekmek kapısı doğdu, zaten şapka giyen de galmadı Bekilli’de!”

Babam 1965’te ekmek evimizi yıkıp yerine şimdiki şaraphaneyi kurdu. Önce vişneden kekre şarap yaptı, pek tutmadı ve sonra şimdiki meşhur Vişne Mistel’ine terfi ettirildi. Türkiye’de bir ilk olan vişne şarabımızın icadını anam yaptı. İlk tadımını yapanlar da Bekilli’nin namlı, şöhretli, nefesi ve de imanı büsbütün kuvvetli, rahmetli imamlarıydı.