Annen, baban, eşin, çocuğun?
Hepimizin aklına gelen ilk yanıt olarak evinizde kaç kişi yaşadığını sormuyorum.
Senin içinde başkalarını temsil eden kaç kişi ile yaşadığını soruyorum?
Yaşam boyu birçok kimlikle tanışırız. İçine doğduğumuz kültür, çevremizin davranış tarzı, akrabalarımızın duygularının toplamından yeni biri ortaya çıkar. Buna kimlik deriz. Kendi kimliğimiz. Edindiğimiz kimliğin kimisi bize uygun değildir. Silinir atılır. Kimisi ise bizden parçalar barındırır. Ve o artık biz olmuştur, biz ise o.
Kimliğimizin oluşumunda sadece bizim payımız yoktur. Bizi büyüten, bizim çocukluğumuzun baş kahramanı olan kişidedir en büyük pay. Bu yazıyı okuyan herkesin şimdi gözlerini kapatıp çocukken sahip olduğu ebeveyni ile ilgili hatıralarını yoklamalarını rica ediyorum.
Hatırınıza ne geliyor?
Evde nasıl var edilirdiniz?
Mükemmel bir iş çıkarttığınızda tüm ailenin övgüsünü kazanır ve benim oğluma/kızıma yakışan budur işte sözleri mi hatırınıza düşüyor?
Her konuştuğunuzda susturulduğunuz, konuşmanızın yanıtını duyamadığınız en sonunda konuşmayıp pes ettiğiniz anılar mı geliyor aklınıza?
Belki de sevginin fazlasından zarar gelmez diyerek kapanmayan sevgi açlığını sizinle doyurmaya çalışan bir anneye sahiptiniz?
Öyleyse bir de şimdi ki size bakın.
Nasıl bir siz dizayn edildiğine bir göz atın. Çevrenizden kaç kişinin sevmediğiniz halde, üstüne yapışan davranışlarını taşıdığınıza bir bakın.
Çocuğunuza aklımızdaki mükemmeli dayatıp farklı bir kulvarda hayat hakkı tanımıyorsanız.
Çevreniz yok denecek kadar az, susmaktan ve kalabalıklarda yok olmaktan keyif alıyorsanız.
Sanki bir kara delik gibi doldurulamaz sonsuz bir sevgi açlığı yaşıyorsanız,
Seni sen yapanın sadece sen olmadığını görmelisin!