19.09.2026, Cumartesi
18 °C / 31 °C Denizli Hava Durumu
  1. ANA SAYFA
  2. /
  3. GÜNDEM
  4. /
  5. Genç iş insanı Baran Saldanlı: Toplantıdan...

Genç iş insanı Baran Saldanlı: Toplantıdan çıkıp ağladım, o gün benim için dönüm noktasıydı

A- A+
D20HABER
Yayınlanma: 30 Aralık 2025 Salı - 10:15Güncelleme: 30 Aralık 2025 Salı - 10:15

Enerji sektöründe Türkiye’nin büyükleri arasında yer alan Aydem Enerji’nin yönetim kurulu üyesi Baran Saldanlı, bir soruyu yanıtlarken sıkıntılı bir toplantı sonrası döndüğü otelde ağladığını söyleyerek, “O gün benim için dönüm noktası oldu” dedi.

D20HABER.COM’un YouTube kanalı için röportaj veren ve Yazıişleri Müdürümüz Veli Yunus Ünal’ın sorularını yanıtlayan genç iş insanı Baran Saldanlı, iş dünyasından yazarlığa uzanan anlatımlarda bulundu.

“Veli Yunus Ünal ile Aslında Şöyle’ye konuşan, içten ve samimi sözleriyle dikkati çeken Saldanlı, enerji sektöründe faaliyet gösteren büyük bir holdingin yönetiminde olmanın sorumlulukları, genç olmanın avantaj ve dezavantaylarını anlatırken, karar vermede sezginin de önemli olduğunu vurguladı. İşte o söyleşiden kesitler…

“YÜRÜYEN BİR SİSTEMLE BAŞLAMAK AVANTAJ”

Genç bir iş insanı olmanın avantajyarı ve dezavantajları nelerdir?

Bilindiği gibi ikinci nesil olarak yola sıfırdan başlamıyorsunuz, en büyük avantaj bu. Yürüyen bir sistemin içerisinde başlıyorsunuz, en büyük avantajı bu. En büyük dezavantajı nedir? Sisteme adapte olabilmek zaman alabiliyor. Kimisi bunu başarabiliyor, kimisi başaramıyor benim gördüğüm kadarıyla akranlarım arasında.

“TÜRKİYE ÇALKANTILARA KARŞI DİRENÇ KAZANIYOR”

Yıl geride kalıyor. 2025 nasıl geçti?

Büyük oranda bence olumlu bir yıldı. Yüksek enflasyonun bitiş yıllarına geldik artık. Giderek daha stabil hale geçiyoruz. Bu yılın ilkbahar aylarında ufak tefek çalkalanmalar oldu ama bunlar Türkiye’de alıştığımız olaylar diyebilir. Son 10 yıldır birçok olay yaşadık, direnç kazanıyoruz bu tür çalkalanmalara.

Dengeler hızla değişebiliyor hem ekonomi hem teknoloji anlamında. Dengeleri kurmak adına nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?

DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR”

Babamın bir sözü vardır, değişmeyen tek şey değişimdir diye. Biz bu sözü olabildiğince benimsemeye çalışıyoruz. Her şeyin sürekli değişim içinde olduğunun farkındayız. Bu değişime ayak uydurmaya zorunda olduğumuzu çok iyi idrak ettik ve dinamik bir yönetim tarzıyla bunu yönetmeye çalışıyoruz.

“SIKINTILAR SİZİ BÜYÜTÜYOR”

Bazı anlar vardır, insanı çok büyütür. Baran Saldanlı’yı mental anlamda en çok büyüten şey nedir?

Birçok an oldu. Yaşadığımız sıkıntılar büyütüyor, tıpkı spor yapmak gibi. Sporu ne kadar ağır, ne kadar yoğun yaparsanız kaslarınızı o kadar parçalıyorsunuz, sonrasında da güçlü bir hale ulaşıyorsunuz. İş hayatı, gündelik hayat, özel payat, hepsi ayrı değil. ne kadar zorlanırsanız hayatta bu sizi zihnen ve ruhen o kadar güçlendiriyor. Dolayısıyla beni en çok geliştiren en çok zorlandığım anlar oldu diyebilirim.

“BUHRAN DÖNEMLERİ HAYATI SORGULAMAMI SAĞLADI”

İş insanı kimliğinizin yanında yazar kimliğiniz de var. kitapların konusuna baktığımızda da aynı nehre bakan iki kıyıyı tek fotoğrafta gösteriyorsunuz; inanç ve bilim. Kitapları yazarken çıkış nedenlerini anlatır mısınız?

Çıkış sebebi yaşadığım sıkıntılardan başlıyor. Her iş insanı gibi biz de çeşitli sıkıntılardan geçtik, muhtemelen geçmeye de devam edeceğiz. Stres bunun bir faktörüdür. Kurumsal firmadan çalışan biri varmış, ‘Ya ben çok yoğun çalıştırıyorlar, cumartesi bile çalışıyorum. Ben artık kendi işimi yapmak istiyorum’ demiş. Sonra kendi işini kurmuş. Sormuşlar, nasıl memnun musun yeni hayatından? ‘Artık pazarları da çalışıyorum’ demiş. Sorumluluk, Türkiye’deki çalkantılı ekonomik durumlar ister istemez yanında birçok psikolojik yükü ve sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Çeşitli buhran dönemleri atlattık 20’li yaşlarımda, iş hayatına yeni girdim zamanlarda. O buhran dönemleri hayatı sorgulamama sebep oldu. Kendimi bir sürecin içinde buldum, dünya denen bir yerde kendimi okurken buldum. Sonra okulu bitir, sonra iş hayatına gir, onu yap bunu yap, hep hayat bir akış içindeydi ve ben kendimi bu akışın içinde buldum. Bu bazen yorucu, bazen zorlayıcıydı; fakat biz buraya neden geldik, nerden geldik diye sorgulamaya başladım. Dünyanın var oluş sebebini sorgulamaya başladım. Bu sorgulamanın neticesinde hem dini hem bilimsel olabilecek ne kadar kaynak varsa araştırmaya, üzerinde düşünmeye başladım, notlar aldım. bu benim için çok ilgi çekici ve içine çeken bir süreç oldu bu araştırma ve merak süreci. Gerçek denen şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmeye başladım. Bu benim çok ciddi bir ilgi alanıma dönüştü. Biriken notlar kitaba dönüştü.

Haberin DevamıReklam




“Varım ama neden” isimli kitabınızın ardından “Sonsuzluğun eşiği” isimli ikinci bir kitabınızı yayımladınız. İlk kitabın ardından gelen o tatmin mi sizi “bunu da yazayım mı” dedirtti?

İlk kitabım var oluşu anlama ve anlamlandırma sürecinin bir sonucuydu. O sonucu kendimce bir yere oturttuktan sonra ilk kitabımı yazdım. Neden var olduğumu biliyordum, anlamıştım, öğrenmiştim. Bu var oluş amacımı gerçekleştirmek için çalışmaya başladım. İlk kitap anlamak, ikinci kitap anladım sonucu hayata geçirmekti. Sonuç aldığımı gördüm kendi içsel deneyimlerim anlamında. Keşfettim var oluş amacına olan inancımı daha da pekiştirdi. Amacı anlayıp devamını merak eden insanlar olursa diye ikinci bir kitap yazdım uygulama süreciyle ilgili.

“KARAR ALIRKEN İÇGÜDÜ VE SEZGİ DE ÖNEMLİ”

Gerçeklik ve referanstan yola çıkarak şunu sormak isterim: İş dünyasında karar alma sürecinde sezgilerinizi mi referans alırsınız, yoksa gerçek verileri mi referans alırsınız? Dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

İkisini de aslında… Ne kadar veriyi referans alırsanız alın, geçmişten gelen veriler oluyor ama vereceğiniz kararlar hep gelecekle ilgili oluyor. bir istatistik yapıyorsunuz, ‘geçmişte veriler böyle oluştuysa gelecek muhtemelen böyle oluşur’ diyorsunuz, öngörü oluşturuyorsunuz. Fakat bugüne kadar ben o verilerin yüzde 95 oranında tuttuğunu görmedim. Ne yaparsanız yapın, özellikle Türkiye’de çok daha değişkenliğin olduğu ülkede tutmuyor. O yüzden içgüdü, sezgi çok önemli.

Diyelim ki bir karar aldınız, sonuç beklediğiniz, kurguladığınız gibi çıkmadı. Tepkiniz bu niye yanlış yola evrildi diye düşünmek mi olur, yoksa daha duygusal tepkiler mi verirsiniz?

Bu tarz durumlarda benim ilk refleksim hemen anı değerlendiririm. Aldığımız kararlar, eylemler bizi olumsuz bir duruma sokmuş olabilir. Benim ilk refleksim o andan sonra ne yapmamız gerektiğine yönelik olur. Yapılmış bir hata varsa geçmişte der çıkarmayı, o anki durumu kurtardıktan sonrasına ertelerim. O an bir durumun içine düştük, hemen sonraki durum için ne yapmamız lazım ilk önce onun analizi yapmaya çalışırım, o doğrultuda hareket ederim. Yapılacakları yaptıktan sonra düşünürüm bu yanlış duruma nasıl düştük diye. O zaman geçmişi düşünüp bir ders çıkarırım.

“EN BÜYÜK SORGULAMAYI O GECE GERÇEKLEŞTİRDİM”

Sizi en çok zorlayan, en çok da büyüten an neydi?

Muhtemelen 2016-2017 yıllarıydı. sıkıntılı bir dönemden geçiyorduk, darbe girişimi falan da olmuştu. Ülkenin sıkıntılı dönemdeydi, bize de yansıması vardı. Sıkıntılı bir toplantı geçirmiştim İstanbul’da. Toplantı sonrası otele döndüğümde bütün o birikmiş yüklerin içimdeki ağırlığıyla ağladığımı hatırlıyorum. Benim için dönüm noktası o gün oldu diyebilirim. ‘Ya biz burada ne yapıyoruz, nedir bütün bu olanlar’ diye en büyük sorgulamamı o gece gerçekleştirdim.

“2026’DA TOPARLANMA SÜRECİ DEVAM EDECEK”

2026’ya dair beklentileriniz nelerdir?

Büyük oranda iyi yıl olacağını düşünüyorum. Enflasyon aşağıya gidiyor, yakında bir seçim yok, o nedenle 2025’teki toparlanma sürecinin 2026’da da devam edeceğine inanıyorum. İnşallah iyi bir yıl olacaktır.