Denizli’de “Kanlı Kabare” isimli oyunu sahnelenen Okan Bayülgen, kendisine karşı diktatör olduğunu söylerken, Türkiye’de tiyatronun zor bir iş olduğunu, tereddütü olan gençlerin hemen bu işi bırakmalarını önerdiğini ifade etti.
Yazıp yönettiği; Derya Alaboran, Sema Moritz, Nurhan Özenen ve Nazlı Kurbal ile birlikte oynadığı “Kanlı Kabare” isimli oyunla Denizli’ye gelen Okan Bayülgen, D20HABER.COM’a konuştu. Ekranlarda sivri diliyle dikkati çeken talk şov programları, bir dönem radyo programları yapan, dizi ve sinema filmlerinde oynayan, son dönemde tiyatroya yönelen Okan Bayülgen, Yazı işleri müdürümüz Veli Yunus ÜNAL’ın hazırlayıp sunduğu ‘Aslında Şöyle’ isimli programa katılara soruları yanıtladı.
Kanlı Kabare’yi “kadınları tanıtmak, güçlü oldukları yanlarını öne çıkarmak” olarak özetleyen Okan Bayülgen, bir soruya “kendime karşı diktatörüm” yanıtını verirken, televizyonların “aile kanalı” olma özelliğini kaybettiğini vurguladı. Denizli’deki tiyatro seyircisi için de “Klasik tespet vardır; Ankara seyircisi zordur, İzmir seyircisi sevecendir, bağrına basar gibi… Denizli seyircisi her ikisidir” ifadesini kullandı.
D20HABER.COM YouTube kanalında yayımlanan röportajda samimi yanıtlar veren Okan Bayülgen, neden tiyatroda olduğunu, medya sektörünü anlattı. Sorular ve yanıtlarıyla işte o röportaj…
“TİYATRO RAHAT NEFES ALDIĞIM BİR YER”
Daha rahat ve kendiniz olabildiğiniz için mi bu mecradasınız?
Neden tiyatrodayım? Zaten tiyatrodaydım. Konservatuvar okudum, devlet tiyatrolarında çalıştım 4 yıl. Sonrasında 3 yıl Ferhan Şensoy dönemi oldu. Sonra ağırlıkla medya devam etti. Bugün dünyada ve ülkemizde medyanın geldiği yer iç açıcı değil. Yine televizyon programlarım devam edebiliyor ama arzu ettiğim gibi değil. Tiyatro benim için medyada geçirdiğim 30 küsur seneden sonra rahat nefes aldığım bir yer oldu. Ekonomik olarak televizyon düzeyinde değil, getirisi çok daha az. Tiyatrocuların yaşamları da zordur bu açıdan ama kendilerini iyi hissederler. Kendilerini bağımsız, bütün dünyayla, sanatçılarıyla bir arada hissederler; o açıdan çok değerlidir. Bugünlerde okuduğum güzel bir söz sanatçılarla, düşün insanlarıyla ilgili; diyor ki onlar gördükleri birçok şeyden tiksinirler, rahatsızlık duyarlar. bu nedenle de sanata, edebiyata kaçıyorlar. Aslında bizim de yaptığımız bu. Biz şimdi tiyatro yapıyoruz burada. Biz sanata ve edebiyata kaçacağız, seyircilerimiz de sanata ve edebiyata kaçıp orada mutlu olmak isteyen insanlar olacak.
“YİNE AKLIMA GELENİ SÖYLÜYORUM”
Okan Bayülgen, aklına geleni direkt söyleyen, muhalif duruşu var. Hep kendi bildiklerini ifade eden birisi. Seyirci tiyatroda da aynı tonda mesajlar bekliyor olabilir mi? Belli bir etiket altında tanınmak özgürlüğünüzü kısıtlıyor mu?
Yok… Bazı fikirleri sahnede rol kişisi olarak sunuyorum. Yine aklıma geleni söylüyorum. Kanlı Kabare, bir kabare oyunu. Dolayısıyla eğlencesi ön planda. Evet söylenen sözler var, bir takım tespitler var oyunun içerisinde ama bunlar hiçbir zaman dramatik bir oyundaki gibi değil, eğlencenin önüne geçmemesi gerekiyor. Kolay anlaşılır bir oyun. Genelde bir takım “oyunlarından anlamıyoruz” diye şikayetler geldiği için bu kolay anlaşılır, eğlenceli, hoşça vakit geçirilecek bir oyun. Dolayısıyla tiyatronun, tiyatro biçimlerinin imkan verdiği ölçütleri içerisinde seyirciyle bir arada oluyorum.
“KANLI KABARE REPARTUVARIMIZDA OLMASI GEREKEN BİR OYUNDU”
Kanlı Kabare’yi sahnelemede sizi cezbeden neydi?
Kanla Kabare, İstanbul’daki kabaremizin ihtiyaç duyduğu, repertuvarında olması gereken bir oyundu. Tabiki bugünün dünyasında kadınlarla ilgili sorunları anlatmak, işte ezik, üzücü, hırpalanmış, şiddet görmüş… Bu işler çok yapılıyor. Ben de ‘bunun tam tersini yapayım’ dedim. Kadınların erkeklerle oynadıkları, onlara şiddet gösterdikleri bir oyun. İçerisinde bir de cinayet var oyunun. Yeraltında bir dükkanda bir araya gelen kadınlar, bir yandan birbirleriyle uğraşırken, bir yandan da kendileriyle ilgili bir takım gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyorlar, hikaye bu. Benim de sosyal yönü ya da dramatik yönü şöyle güçlü böyle diye savunduğum bir oyun değil. bu sefer Denizli oyuncuyla daha eğlenceli bir oyunla bir araya gelmekten dolayı mutluyum.
“DENİZLİ SEYİCİSİ ‘ZOR, SEVECEN VE BAĞRINA BASAN’ BİR SEYİRCİ”
Denizli’de oyunlar oynadığınız, Denizli seyircisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Denizli seyircisi hakkında düşüncem şudur ki: Çok iyi, heyecanlı ve dikkatli. Tiyatrocular memleketi dolaşırken kararlara varırlar, fikirler yürütürler, izlenimlerini anlatırlar. Tiyatrocular için bazı kalıplaşmış tespitler vardır. İşte Ankara seyircisi zordur, İzmir seyircisi sevecendir, bağrına basar gibi…Denizli seyircisi için de ukalalık olmasın ikisini de söyleyebilirim, iki açıdan da taktir edebilirim.
“İYİ MİYİM? BUNA OTURDUĞUM YERDEN BEN KARAR VEREMEM”
Siz kendinizi eleştirebilen birisiniz. Tiyatrocu Okan Bayülgen’in eleştirilecek yönleri nelerdir?
Çok var tabi, kötü oynamıştır, kötü yazmıştır, o akşam sahnede o işi kıvıramamıştır. Gerisinin yanıtını seyirciden alıyoruz. İyi miydin ya da beni iyi bir oyuncu olarak görüyor musun ya da beni iyi bir yazar olarak görüyor musun, sence bu işi kıvırabildim mi? Buna kendi kendime oturduğum yerden karar veremem, akıl hastası olmak lazım. Yaptığım beste beğenildi mi, yazdığım oyun, filmim beğenildi mi? Bütün bunlar yanıtını seyircide bulacağınız bir şey, bir kişiye de soramazsınız. ‘Oyunu seyretmeye annem geldi’ diyerek bu işler yürümez. bunu herkese sormanız gerekir.
“TÜRK TOPLUMU SEVECEN”
Türk toplumunu bir tiyatro karakteri olarak yorumlasaydınız, bu karakterin cinsiyeti ne olurdu ve karakteristik özellikleri sizce neler olurdu?
Bizim toplumumuzla ilgili böyle kısa yargı, kısa tanımlamalar çok zor. Ben memleketimi çok seviyorum, bu toprakların çok sürprizli olduğunu düşünüyorum, bu topraklarda bu konjonktür içerisinde yaşayan insanların dertli, başlarına çok felaketler gelen, her zaman siyasi olarak istikrarsız, tarih boyunca çok çekmiş, fakat ayakta kalmayı başarabilmiş ve sevecen insanlar olduklarını düşünüyorum.
“BİZE TANINAN İMKANLAR BİZDEN SONRA GELENLERE TANINMIYOR”
Rahmetli Seyfi Dursunoğlu’nun oynadığı Huysuz Virjin karakteri beğenilmişti ama Türk toplumu ona özlemle veda etmek zorunda kalmıştı. Beyazıt Öztürk ve siz talk şov programları yaptınız ama televizyonlarda artık bu tür içerikler göremiyoruz. Türkiye’de başlayan bir şeyin devamlılığının gelmediğini düşünüyorum. siz bu konuda neler söylersiniz?
Seyfi Dursunoğlu hepimizin yıldızıdır. Beyazıt ve benim konumda arkadan gelen gençlerin olduğunu biliyorum, onlara imkan verilmediğini de biliyorum. Sakın şöyle anlaşılmasın, bazen bana da söylüyorlar: Sizden sonra gelmedi. Olur mu? Tabi ki geldi. Bu işi bizden çok daha iyi kıvırabilecek gençler oldu ve oluyor. Onlar farklı mecralarda bu işleri yürütüyorlar. Ama şunu sormak lazım: Bana ve arkadaşlarıma tanınan imkanlar bu çocuklara tanınıyor mu? Hayır… Çünkü ulusal kanallar bir aile kanalı olma özelliğini, farklı formatları bir arada sunabilme özelliğini kaybetti. Bir dijital platform ya da dizi ve sinema platformu neyse ulusal kanallarda bu hale geldi. Dolayısıyla ana akım medya özellikleri kalmadı. Kalmayınca kim bu çocuklara imkan verecek?
“SANATÇININ VİCDANI KENDİSİNE KARŞI ACIMASIZ YÖNETİCİDİR”
Kendinize karşı demokrat birisi misiniz, diktatör birisi misiniz?
Kendime karşı diktatörüm ben. Ve sanatta, tırnak içinde söylemek lazım, siyasi diktatöryayı anımsatmaması gerekiyor. Sanat, sanatçının kendisine karşı sert, acımasız ve birçok açıdan da bireyci olmasını gerektirir. Ama bu bireycilik, egoizm anlamında değildir, sanatçının kendi konforu için değildir. Sanatçının vicdanı kendisine karşı acımasız yöneticidir.
“TEREDDÜT EDENLER HEMEN TİYATROYU BIRAKSIN”
Genç tiyatroculara neler söylemek istersiniz kendilerini geliştirebilmeleri adına?
Estağfurullah benim böyle bir haddim yok, sanki ben bir şey biliyormuşum gibi. Genç tiyatroculara hemen mesleği bırakmalarını önerebilirim. Çünkü Türkiye şartlarında zor bir iş. Bütün dünyada kültür işleri, kültür hareketleri yerel yönetimler ya da devlet tarafından sağlanan fonlarla desteklenen hem psikolojik hem ekonomik olarak desteklenen işlerdir. Yani genç tiyatroculara bu kadar desteksiz, bu kadar zor bir alanda çalışmak istiyorlarsa cesaretlerinden dolayı kutlarım, bravo derim. Ama tereddütlü olanlara hemen bu işi bırakın derim.