Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Denizli Şube Başkanı Doç Dr Barış Semiz, “Pamukkale termal suyunun debisi, Kışladağ altın madeni ile ilgili aktiveden kaynaklanıyor” iddialarının gerçeği yansıtmadığını, bunun bilimsel temelden yoksun olduğunu belirtti.
Uşak İnşaat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Ümit Alp’in, “madencilik faaliyetlerinin Pamukkale’ye gelen suyun debisinin azalmasına ve travertenlerde kararmaya yol açtığını, bilinçsiz su kullanımı ve iklim değişikliği gibi faktörlerin yanı sıra, Kışladağ altın madeni ile vahşi madencilik uygulamalarının su kaybındaki en büyük etken olduğunu” ifade eden açıklamasına JMO Denizli Şube Başkanı Doç Dr Barış Semiz yanıt verdi.
Doç Dr Semiz, konuyla ilgili açıklamasında, 2003-2008 yılları arasındaki kurak dönemin sonunda Pamukkale termal kaynaklarının toplam debisinin 203 l/s’ye kadar düştüğünü, 2008-2015 yıları arasındaki yağışlı dönemde 460 l/s’ye kadar yükseldiğini, 2015 yılından günümüze devam eden kurak dönemde ise debinin 200 l/s’nin altına indiğini kaydetti.

PAMUKKALE SUYUNDA AZALMAYA BAŞLICA NEDEN KURAKLIK”
Pamukkale kaynak debilerindeki azalmada başlıca faktörün son 10 yıldır devam eden kurak dönem, yeraltı suyunun yeterli beslenmesini engelleyen kuvvetli sağanak yağışlar ile kar yağışının azalması, ova kesimi ile Karahayıt’taki derin sondajlardan su çekilmesinin termal suyun basıncının azalmasına yol açtığını belirten Semiz, oPamukkale termal suyunun akım yollarındaki değişim, sismik etkenler, termal suyun akım yolunu karbonat çökelterek tıkaması gibi etkenlerin de kaynak debilerini olumsuz olarak etkilediğini, kuraklık nedeniyle Denizli’deki birçok soğuk su kaynağının debilerinin de önemli ölçüde azaldığını ve yeraltı su seviyeleri düştüğünü ifade etti.
“PAMUKKALE KAYNAKLARINI SÜRDÜRÜLEBİLİR TUTMALIYIZ”
“Denizlimizin can damarlarından olan turistik otel işletmeciliğini sürdürülebilir yapmak için önce Pamukkale Kaynaklarını sürdürülebilir tutmalıyız” DİYEN Doç Dr Semiz, sözlerine şöyle devam etti:
“Karahayıt bölgesindeki termal otellerin ısıtması jeotermal rezervuardan çekilen termal su ile yapılmaktadır. Bu da kış aylarında rezervuardan fazla su çekimini ve beraberinde rezervuar basıncında azalmaya neden olmaktadır. Sonuç olarak Pamukkale termal kaynaklarının beslendiği rezervuarın basıncı düşmekte ve termal kaynakların debileri azalmaktadır. Günümüzde termal otellerde kaplıca ve ısıtma için kullanılan termal suyun tonu 6 TL’dir. Bu mineralli termal su kullanımı için çok çok düşük bir bedeldir. Bu nedenle termal suyun kullanılmasında turistik tesisler tasarrufa öncelik vermemektedir.
Bu bölgede yeraltından hiç termal su çekmeden sadece yeraltındaki kayaların ve termal ortamının ısısından yararlanarak ısı pompası projeleri geliştirilmeli ve termal tesisler bu şekilde ısıtılmalıdır. Bu tür proje uygulamalarında sadece yatırım maliyeti vardır ve işletme maliyeti çok düşüktür. Otellerin ısıtılması için sondajlardan termal su çekilmesi durdurulur ise, Pamukkale içinden çıkan termal su kaynaklarında artışlar meydana gelecektir. Denizli Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği yöneticilerinin bu tür projelerin uygulanmasını dikkate almaları önerilmektedir. Aksi durumda, kendi bindikleri dalları kesmeye devam edecekler ve yakın gelecekte 12 km uzaktaki Gölemezli’den Karahayıt’taki otellere termal su getirilmesi talebini konuşacaklardır.”
Pamukkale Üniversitesi Jeotermal Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından geçen kasım ayında düzenlenen IAH-MINWAT2025 Uluslararası Mineralli Termal Sular Sempozyumu’nda Pamukkale teması ciddi biçimde vurgulandığını anımsatan Semiz, “Pamukkale’deki termal su debilerindeki değişimlerin çok parametreli izleme ve araştırma teknikleri ile incelenmesi ve sürekli izlenmesi kesinlikle gerekmektedir. Bu kapsamda, DSİ Yeraltı Suları Daire Başkanlığı ile Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği kapsamında ‘Pamukkale Civarındaki Yeraltı Suyu Çekimlerinin Jeotermal Sisteme Olası Etkilerinin Araştırılması’ projesinde iş birliği protokolünü önemsiyor ve Denizli Valiliğimiz nezaretinde çalışmaların sonuçlanmasını bekliyoruz” dedi.
İnşaat Mühendisleri Odası Uşak şube Başkanı Ümit Alp’in Eşme-Kolonkaya fayından çekilen suyun Pamukkale’ye gelen suyu kestiğinden, Kolonkaya’dan gelen formasyonun Hierapolis’in bulunduğu faylarla kesildiğinden ve buradaki suların azaldığından bahsettiğine de işaret eden Semiz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Uşak Eşme de yapılan altın madenciliğinin (vahşi madenciliğin) suyun debisini ciddi şekilde düşürdüğünü belirtmektedir. Bu açıklamalar konu hakkındaki yetkin olmayan kişiler tarafından yapılan açıklamalar olarak değerlendirilmektedir. Kolonkaya bir formasyon tanımlaması olup, literatürde bu isimde fay yoktur. Kolonkaya formasyonundan gelen sular ile Pamukkale’yi besleyen suların rezervuarları aynı değildir. Pamukkale termal kaynaklarının beslenmesi Çökelez Dağı ve güneybatı eteklerine düşen yağışla sağlanmaktadır. Rezervuar kayaçlar ise başlıca Neojen Sazak formasyonu ve Mesozoyik yaşlı karbonat ve kırıntılı kayaçlar ile metamorfik kayaçlardır. Kışladağ’a en yakın jeotermal saha Aksaz jeotermal sahasında rezervuar kayaç mermer ve şistler olup, su tipi (Na-HCO3) Pamukkale termal kaynaklarından (Ca-Mg-HCO3-SO4) farklıdır. Sonuç olarak, Pamukkale termal kaynaklarının debisinde gözlenen azalmanın Kışladağ altın madeni ile ilgili aktiveden kaynaklandığını iddia etmek bilimsel temelden yoksun bir söylemdir.”