30.11.2021, Salı
6 °C / 11 °C Denizli Hava Durumu
  1. ANA SAYFA
  2. /
  3. YAŞAM
  4. /
  5. ASAYİŞ
  6. /
  7. “Çivici katil”in vahşetleri, “Türkiye’deki Seri Katiller”...

“Çivici katil”in vahşetleri, “Türkiye’deki Seri Katiller” belgeseline konu oldu

Haber Merkezi - 18 Kasım 2021 Perşembe - 19:55 “Çivici katil”in vahşetleri, “Türkiye’deki Seri Katiller” belgeseline konu oldu

Denizli’nin Bozkurt ilçesine bağlı Çambaşı Mahallesi’nde, 1994 yılında 5 kişiyi alınlarına ve gözlerine çiviler çakarak öldüren, bu nedenle “çivici katil” olarak anılan Süleyman Aktaş’ın cinayetleri, dijital içerik platformu Exxen’de yayınlanan “Türkiye’deki Seri Katiller” belgeseline konu oldu.

A- A+

Çivici katilin vahşetleri, yönetmenliğini Birkan Yılmaz’ın yaptığı “Türkiye’deki Seri Katiller” belgeselinde aktarılıyor. Belgeselin 50 dakikalık üçüncü bölümünde, Süleyman Aktaş’ın çivi ile işlediği cinayetler anlatılıyor. Gazetelerden o cinayetlerle ilgili alıntıların yanı sıra, kamera kaydı yapılan Aktaş’ın jandarmadaki ifadesi ve hastanede çekilmiş görüntülerine de yer veriliyor. Belgeselde, uzmanların da kendi alanlarına yönelik tespitleri ve yorumları aktarılıyor.

Belgeselin diğer bölümlerinde “Kolici Katil” olarak bilinen Orhan Aksoy, “Çumra Canavarı” Abdullah Aksoy ve kendisini avcı, öldürdüğü insanları av olarak tanımlayan Hamdi Kayapınar’ın iç dünyası, suç işleme biçimi konu ediliyor.

CİNAYETLERİ TÜRKİYE’Yİ SARSMIŞTI

Türkiye, 1994 yılında Çambaşı Mahallesi’nde işlenen seri cinayetlerle sarsıldı. O dönem 44 yaşında olan evli ve 3 çocuk babası Süleyman Aktaş, yaşlı ve savunmasız kişileri kurban seçmiş, evlerinde alınlarına ve gözlerine çivi çakarak katletmişti. İlk kurbanların cesetleri çürüdüğü için “yemek zehirlenmesi” denilerek defnedilmiş, Süleyman Aktaş ise, korkunç olayı “Bulgur aşından zehirlendi diye gömdüler. Onları ben öldürdüm” itirafıyla anlatmıştı.

31 BİN VOLTLUK ENERJİYE KAPILDI, BAŞKOMİSERİ ÖLDÜRDÜ

1950 doğumlu Süleyman Aktaş, TEDAŞ’ta çalışırken 1984 yılında 31 bin voltluk elektrik akımına kapılıyor. Ağır ameliyatlar geçiriyor, tedavisi aylar sürüyor. 1986 yılına gelindiğinde ilk cinayetini işleyerek, Antalya’da Nuri Keskin isimli başkomiseri kendi silahıyla vurarak öldürüyor. Bu cinayet sonrası psikiyatri muayeneden geçiriliyor. Ardından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılıyor. Hastanede 4,5 yıl kadar tedavi gördükten sonra çıkıp Çambaşı’na dönüyor.

1994 YILINDA SERİ CİNAYETLER

Süleyman Aktaş, seri cinayetlerine 1994 yılında yaşlı karı-kocayı öldürerek başlıyor. Ancak, sıcaktan cesetlerin bozulması ve şişmesi nedeniyle çekiç darbeleri ile alın ve göze çakılan çiviler görülemiyor. “Yemek zehirlenmesi” denilerek kurbanlar defnediliyor.

Ardından yaşlı bir karı-kocayı daha öldürüp, sonrasında seçtiği kurbanlardan birisinin daha evine yöneliyor. Ona da çekiçle vurup, çivi çakıyor. Öldüğünü düşünerek evden ayrılıyor. Ancak cinayetlerin ortaya çıkmasıyla birçok kişi korku ve telaşla evlere koşuyor. Nefes alıp veren son kurbanın yeğenine Süleyman Aktaş’ın ismini söylemesiyle çivici katilin vahşetleri ortaya çıkıyor.

KÖPEK KORKUSU 3 KİŞİNİN DAHA ÖLDÜRÜLMESİNİ ENGELLİYOR

Bu arada, çivici katil, ifadesinde; köyde değirmencilik yapan kişi ile karısı ve çocuğunu da öldürmek için evlerine gittiğini, ancak bahçede köpek havlaması duyduğunu, köpek korkusu nedeniyle eve girmekten vazgeçtiğini de anlatıyor.

HASTANEDEN KAÇTI, KORKUYLA KÖYÜ TERK ETTİLER

Süleyman Aktaş, işlediği korkunç cinayetlerin ardından “cezai ehliyeti” olmadığı gerekçesiyle yargılaması yapılamayan Aktaş, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine konuldu. Ancak, 2008 yılında demir parmaklıkları keserek kaçtı ve Denizli’ye gelmek isterken yakalandı. O dönem çivici katilin hastaneden kaçtığını duyan çok sayıda kişi Çambaşı’nı terk etmişti.

UZMANLARIN ANLATIMIYLA ÇİVİCİ KATİL

Belgeselde; Adli Tıp Uzmanı Psikanalist Prof Dr Gökhan Oral, Gazeteci-Yazar Sevinç Yavuz Adli Tıp Uzmanı Doç Dr Bülent Şam, Klinik Psikolog Gökhan Çınar ve Sinir bilim uzmanı Prof Dr Sinan Canan’ın anlatımlarına da yer veriliyor.

“OLAY YERİ İNCELEMESİ YETERSİZ YAPILMIŞ”

Adli Tıp Uzmanı Doç Dr Bülent Şam, Türkiye’yi sarsan cinayetlerle ilgili değerlendirmesinde, olay yeri incelemesinin yetersiz yapılmasına dikkat çekiyor. Doç Dr Şam’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Birçok ortak nokta var. Nasıl öldürülmüş? Alınlarına birer, sol gözlerine ikişer tane çiviler çakılmış. Cesetlere dokunulmamış. Etkisiz hale getirmek için başlangıçta çekiç kullanmış. Yanlış hatırlamıyorsam 10’luk çivilerdi. Uçları özellikle sivreltilmişlerdi. Kurbanları yaşlılardan seçiyor. Yaşlıları seçmelerinin nedeni de dünyanın yükünü hafifletmek zaten rezil yaşıyorlardı diye mi düşündü?

Olay yeri ve ölüm mahalli incelemesini yapan ekip çok yetersiz inceleme yapmış Bu nedenle nasıl öldüğünü de anlayamıyorlar. Tabii şöyle bir handikapları var. Cesetler çok çürümüş. Kafatası ve sol göz bölgesine saplanmış olan çivileri çürüme nedeniyle görememişler. Orada da çok ağır bir hata yapmışlar. Dışarıdan bakıp ölüm nedenini belirleyememek otopsiyi gerektirir. Yedikleri bir şeyden zehirlenmiş olabilirler diyerek kapatamayız. Evet böyle bir ihtimal vardır. Yenilen yemekten zehirlendi diye düşünülüyorsa yemeğe başka birisi de zehir katmış olabilir. Birçok nedenden dolayı yapılması zorunlu olan otopsi yapılmamış. Bu büyük bir handikap olmuş. Süleyman Aktaş ardından 3 kişiyi daha benzer şekillerle öldürmüş.

Psikotik seri katiller, diğer seri katillerden bambaşka bir motivasyonlarla hareket ederler. Cesede müdahale etmez. Öldürür ve hemen terk ederler olay yerini. Temel kaygısı görevi yerine getirmek, kendi kurgusunu tamamlamak. Bu katil profilleri işledikleri cinayet nedeniyle pişmanlık duymaz. Halüsinasyonlarını da mükemmel ifade ederler.”

“İŞLEDİĞİ CİNAYETLER ONA İMZA GİBİDİR”

Adli Tıp Uzmanı Psikanalist Prof Dr Gökhan Oral ise, ruh ve sinir hastanesinden çıktıktan sonra Süleyman Aktaş’ın takip edilmediğine dikkati çekerek, “Bu cinayetler ona ait imza gibidir, bunu ben yaptım diyor” değerlendirmesini yaparak, şunları söylüyor:

“Aynı yöntemle öldürülmüş, kafa taslarına çiviler çakılmış. Burada bir ritüel var bir kere. Dünyanın neresinde böyle işlenmiş bir cinayet görürseniz ha bunu aynı insan işlemiş dersiniz. Bu cinayetler ona ait imza gibidir, bunu ben yaptım diyor. O çiviler üzerinde önceden çalışılmış olması önemli detay.

Sadece çivi çakılarak birilerinin öldürülmesi hemen de akıl hastalığını düşündürtecek bir şey değildir. Olay yerinde bazı izler rahatlıkla bırakılmış. Dolayısıyla cinayet her ne kadar görünüşte ustaca işlenmiş gibi görünse de aynı zamanda dezorganize işlenmiş özellikler de barındırmaktadır. Bir köyde işlenmiş genel profile göre yakın bir yerde oturan ve akıl hastalığı bulunan bir kişi tarafından işlendiğini ilk anda düşünebiliriz.

İşlediği bir cinayetten dolayı üç yıl tedavi görüp çıkıyor. Çıktıktan sonra kim takip ediyor? İlaçlarını kullanıyor mu? Tekrar tehlike ortaya çıktı mı? Risk oluştu mu? Kimsenin takip ettiği yok.”

“DÜZENLİ TAKİP EDİLSEYDİ BÖYLE OLUR MUYDU?”

Klinik Psikolog Gökhan Çınar da ilk cinayetten sonra hastanede sürekli tutulmamasını eleştirerek, “Düzenli tedavi için hastanede kalsaydı, çıkması gereken zamandan önce çıkmasaydı, haydi çıktı diyelim takip edilseydi böyle olur muydu?” diye soruyor. Çınar’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Çekiçle etkisiz hale getiriyor, kurbanlarının sol gözüne ve alnına çivi çakıyor. Saklamakla uğraşmıyor, gömmekle uğraşmıyor. Amacı sadece belli bir yaşın üzerindeki insanları öldürmek. Bu gerçekle bağlantının kopuk olduğu bir dünyaya dair ipuçları verir.

Edilgen bir yanı var. Bir ölüm listesi var. Kendi dünyasının bir nedeniyle hazırlamıyor. İnsanları da bu nedenle öldürmüyor. Bunun ona bir görev olarak verildiğini ve kendisinin bu görevi karşılaması gerektiğini düşünüyor. Öldürmenin kendisine bir görev olarak verildiğini düşünüyor. İfadelerinde öldürdüğü kişilerden bahsederken yapılmıştır, edilmiştir, görev tamamlanmıştır gibi yüklemler var. Ben yaptım, öyle oldu değil; yapılmıştır, tamamlanmıştır.

İlk cinayet sonrası düzenli tedavi için hastanede kalsaydı, çıkması gereken zamandan önce çıkmasaydı, haydi çıktı diyelim takip edilseydi böyle olur muydu?”

“PARANOİD ŞİZOFRENİ HASTASI”

Seri cinayetleri üzerine kitap yazan Gazeteci Yazar Sevinç Yavuz da, Süleyman Aktaş’ın “paranoid şizofreni” hastası olduğunu belirtiyor. Yavuz’un seri cinayetlerle ilgili anlatımı da şöyle:

“Kurbanların yakın komşusu eve gidiyor, onların cesetleriyle karşılaşıyor. Bunun üzerine önce muhtar, sonra jandarma olay yerine geliyor. Alınlarındaki ağır yaraları, çekiç darbeleri, çiviler ortada, korkunç bir görüntü. Herkes annesine-babasına koşuyor. Bunlardan bir tanesi de ilk öldürdüğü kurbanın yeğeni. Eve girdiğinde korkunç bir manzarayla karşılaşıyor. Çekiç yaraları, alnında ve gözlerinde çiviler, soluk alıp verdiğini, hatta dudaklarını kıpırdattığını görüyor. Kulağını yaklaştırıyor amcasına ve şunu duyuyor: Süleyman, Süleyman, Süleyman Aktaş!

Süleyman Aktaş, sürekli hastalığın pençesinde olan birisi değil. Ara ara alevlenme dönemi yaşayan paranoid şizofreni hastası.

Süleyman Aktaş ismine ulaşan jandarma evine baskın yapıyor. 10’luk ve 15’lik çivileri buluyorlar. Bunlar hem işlemden geçirilmiş hem de cinayette kullanılan çivilerle aynı boyutta. Bir kesici alet bulunuyor, çekiç ile satır arası. Üzerinde kan izler var. Cebinden bir liste çıkıyor. Bu listede köyde yaşayan 20-30 kişi kadar yaşlının isimlerinden oluşan ölüm listesi hazırlamış.

Sorguda hem cinayeti itiraf ediyor, hem daha önce de diğer yaşlı çifti öldürmüştüm. Siz o çivileri fark etmediniz. Onların da katili benim diye ifade veriyor.

Evdeki hayvanlar açlıktan bağırmaya başlıyor. Komşu kadın merak ediyor onları günlerce görmediği için. Eve girdiğinde korkunç bir manzarayla karşılaşıyor. Cesetler tanınmaz hale gelmiş sıcağın etkisiyle şişmiş, sinekle kaplanmaya başlamışlar. Çivi izleri şişlikle birlikte gömülmüş tespit edilemez hale gelmiş. Kurbanların ikisi de hasta olduğu için, şüpheli durum görülmediği için klasik otopsiye gerek görülmüyor. Apar topar ikisi de defnediliyor.”