Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç Dr Nesrin Ergin, migrenin yalnızca baş ağrısı olmadığını, aynı zamanda beyni de etkileyen nörolojik bir hastalık olduğunu, belirtilerin bilinmesinin bilinmesinin önem taşıdığını ifade etti.
Doç Dr Nesrin Ergin, Migren Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, migren konusunda toplumsal bilincin artırılması ve hastalığın doğru şekilde tanınması gerektiğini ifade ederek, “Bir nöroloji uzmanı olarak özellikle vurgulamak isterim ki, migren yalnızca bir baş ağrısı değil, beynin işleyişini etkileyen kompleks bir nörolojik hastalıktır. Ülkemizde oldukça yaygın olup, yaklaşık her 6 kişiden birinde görülmektedir ve kadınlarda erkeklere göre daha sık ortaya çıkmaktadır” dedi.
Migren ataklarının çoğunlukla zonklayıcı karakterde, saatler, hatta günler sürebilen baş ağrılarıyla seyredebildiğini kaydeden Ergin, bulantı, kusma, ışık, ses ve koku hassasiyeti, konsantrasyon güçlüğü, görme belirtileri, uyuşma ve konuşma güçlüğü gibi çok farklı nörolojik bulguların da migren sırasında ortaya çıkabildiğini belirtti.
Migren belirtilerinin kişiden kişiye değişebileceğini, bunun bilinmesinin hastalığın doğru tanınması açısından önem taşıdığını vurgulayan Ergin, son yıllarda daha iyi tanınan vestibüler migren nedeniyle bazı hastalarda baş dönmesi, dengesizlik, sersemlik hissi ve hareket hassasiyetinin baş ağrısından daha belirgin olabildiğine dikkati çekti.
Özellikle baş dönmesi ve denge sorunları yaşayan kişilerin bu belirtilerin migrenle ilişkili olabileceğini bilmesi önem taşıdığını aktaran Ergin, migren atağından saatler önce ortaya çıkabilen yorgunluk, sık esneme, dikkat dağınıklığı, ense sertliği, ruh hali değişiklikleri ve bazı yiyeceklere aşırı istek duyma gibi belirtilerin de görülebileceğini, bu belirtilerin fark edilmesinin hastaların yaklaşan migren atağını daha erken dönemde tanımasına yardımcı olacağını söyledi.
Her hastada aynı belirtilerin görülmeyebileceğini, kişisel semptomların ve atak öncesi değişikliklerin takip edilmesinin önem taşıdığını, genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı migrenin stres, düzensiz uyku, açlık, susuzluk, hormonal değişiklikler ve çeşitli çevresel faktörlerle tetiklenebildiğini ifade eden Ergin, sözlerine şunları ekledi:
“Düzenli uyku ve beslenme, yeterli sıvı tüketimi, stresin azaltılması ve kişinin kendi tetikleyicilerini tanıması atakların yönetilmesine katkı sağlayabilmektedir. Günümüzde yaşam tarzı düzenlemeleri, tetikleyicilerin belirlenmesi ve uygun tedavi seçenekleri sayesinde migren ataklarının sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilmekte, hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde iyileştirilebilmektedir. Migren tedavisinin kişiye özel olarak planlanması ve hastaların şikâyetlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi, tedavi başarısında önemli rol oynamaktadır. Erken tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabilen önemli bir nörolojik hastalık olan migren konusunda doğru bilginin yaygınlaştırılması, hastaların yaşam kalitesinin artırılmasına ve tedaviye daha erken ulaşmalarına katkı sağlayacaktır” diye konuştu.