Denizli’de gerçekleştirilen bir lansmana katılan ünlü oyuncu Mert Fırat, D20HABER.COM Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Veli Yunus ÜNAL’a konuştu. Tiyatronun güncelliğini koruyarak dinamik kaldığına dikkat çeken Fırat, benzer hikayelerin anlatıldığı televizyon dizileriyle ilgili de “Tutan şeyi farklı versiyonlarla genişletmeye çalışan yapı çok” dedi.
Denizli’de 2010 yılında kurulan İmge Sanat Merkezi, DasDas Akademi iş birliğiyle hayata geçirilen oyunculuk atölyesi için lansman düzenledi. Lansmana katılan başarılı oyuncu Mert Fırat, D20HABER.COM Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Veli Yunus ÜNAL’ın sorularını yanıtladı. İşte o röportaj:

“TİYATRO, YÜZYILLARDIR ETKİSİNİ SÜRDÜRÜYOR”
Öncelikle zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Tiyatro, yaşanan sıkıntılara rağmen özellikle gençlerden ilgi görmekte. Bu durumu siz nasıl açıklarsınız?
Tiyatro her an tazeliğini ve güncelliğini koruyarak dinamik kalıyor. Çünkü filmler, özünde canlı gündemi ne kadar canlı tutsa da belli bir döneme ait olabiliyor. Kurgusu bitmiş ama dönemsiz filmler olabiliyor. Tiyatroda da aynı şey geçerli ama daha dinamik ve daha hızla adapte edebileceğiniz bir kültür söz konusu. Dolayısıyla ‘şimdi ve burada’nın yerini alabilecek çok az şey var. Kayıt altına alınmış bir oyun dahi ‘şimdi ve burada’nın o tazeliğini vermiyor. Bu sebeple tiyatro yüzyıllardır seyircisini artıran, yükselten, dünyanın teknolojisi ne kadar gelişse de oradaki bir ya da iki oyuncunun sıfır dekor ve sıfır teknolojiyle seyredildiği bir sanat olmaya devam ediyor. Kuvvetli ve sözünü söyleyen bir sanat olmayı sürdürüyor. Bu anlamda, yüzyıllardır nasıl bir etki yaratıyorsa, önümüzdeki yüzyıllarda da benzer etki yaratacağını düşünüyorum.
“GÜÇLÜ ÜRETİM OLURSA YENİ FİKİRLERE YER VAR”
2000’li yılların başında olan Güneydoğu dizileri akımının televizyon ekranlarında yeniden canlandığını görüyoruz. Siz bunu kendini tekrar etme olarak mı görüyorsunuz yoksa genel konjonktür mü?
Kendini tekrar edenler de var. Çünkü tutmuş bir senaryoyu veya konsepti sürdürmek yoluna giden, kolaya kaçan bir taraf da var. Ama dünyanın her tarafında bu aynı. Amerika’ya da gidip baktığınızda aynı filmin ya da senaryonun yedi farklı yorumunu görebilirsiniz. Dizi ve film sektörü için de çok anlaşılır bir şey bu. Jenerasyonlar arası aynı hikayenin devamını görmek mümkün. Bu bir konsept oluşturma biçimi. Zaten yazarlıkta ve yaratıcı sektörlerde de benim çok inanmadığım ama tekrar edilen bir şey var. ‘Her şey aynı 7 hikayenin versiyonudur’ derler. Çok da öyle değildir. İnsan teki kadar biricik, bir sürü yeni hikaye var. Hikayeyi tüketim toplumu, kanallar, popüler kültür noktasından okuduğunuzda, sanatla ilgilenen sektörlerde bu tekrarı görmek çok mümkün. Tutan şeyi farklı versiyonlarla genişletmeye çalışan yapı çok. Aslında az risk alarak yeni içerikler üretmeye çalışan yapı biz de çok bilindik. Bu anlaşılır. Yeni yazarlara, yeni fikirlere de, eğer güçlü bir üretim olursa, yer var diye düşünüyorum.
“OKUMAK İZLEMEKTEN ÇOK DAHA ÖNEMLİ”
Öğrencilerinize derslerinizde en sık verdiğiniz öğüt nedir?
Kendiyle rekabet etmesi, kendi gelişimine önem vermesi. Hiç durmadan, yeni yeni kaynaklardan farklı okumalar yapması. Çünkü, okumak en az izlemek kadar, hatta izlemekten çok daha önemli. İzleyerek bir şey öğrenmek mümkün. Artık uzaktan izleyerek derse girip okuduğunuz üniversiteler var. Ama beynin başka türlü uyarıldığı, yaratıcılığın da başka türlü desteklediği şey ise okumaktır. Günün sonunda okuduğunuz ve vedalaştığınız 30 sayfa, ertesi gün kitabı yeniden elinize aldığınızda sizde başka bir etki yaratır. Beyninizde farklı bir merkezi çalıştırır. Ve o çalıştırdığı merkez, yaratıcılığın merkeziyle çok paraleldir. Bu yüzden okumayı hiç bırakmamak, kendine güvenmek ve rekabeti başkalarıyla değil kendinle yapmak önerdiğim şeyler.