23.09.2019, Pazartesi
13 °C / 29 °C Denizli Hava Durumu

Urhan: Şehre dair doğru bildiklerimizi söylemekten korkmuyoruz

Haber Merkezi - 26 Şubat 2019 Salı - 08:00 Urhan: Şehre dair doğru bildiklerimizi söylemekten korkmuyoruz

Denizli Genç İşadamları Derneği (DEGİAD) Başkanı Hakan Urhan, herhangi bir art niyet veya farklı bir düşünceden uzak, Denizli’ye dair doğru bildiklerini zaman zaman iktidarın icraatlarına ters düşse de söylemekten korkmadıklarını, doğru olanları takdir etmekten çekinmediklerini söyledi.

DEGİAD, kuruluşundan itibaren kısa bir dönem haricinde kentin gündemini belirleyen, kentin problemlerine kafa yoran, konusunda uzman konukları ağırlayıp yol haritası çizilmesine katkı koyan bir sevil toplum kuruluşu olageldi. Geçen yıl eylülde gerçekleştirilen genel kurulla Hakan Urhan’ın başkanlığını yaptığı yeni bir yönetim işbaşında. Urhan ve ekibi, “DEGİAD’ın yeniden söz söyleyen olması” iddiasıyla yola çıktı. Aradan geçen beş ayın ardından Kahve Sohbeti için sözleştik, DEGİAD’da buluştuk.

Kendisiyle iş hayatına nasıl başladığını da konuştuk, bugünlere nasıl geldiklerini de. Tarımı, turizmi, inşaat sektörünü de konuştuk, şirketlerde kurumsallaşmayı da. Tabii Denizli’ye dair söyleyecekleri olup olmadığını, varsa bunları söylemekten çekinip çekinmediklerini de konuştuk. Yanıtı “Şehre dair doğru bildiklerimizi söylemekten korkmuyoruz” oldu DEGİAD Başkanı’nın. İş insanlarının siyasette yer alması gerektiğini konuşurken de “siyasetten uzak nasıl bir belediye başkanı portresi çizer misiniz?” diye sorduk. Urhan da bu sorumuza içtenlikle yanıt verip bir portre çizdi. Tüm bunlar bu haftaki kahve sohbetimizde…

KENDİ ANLATIMIYLA HAKAN URHAN

1979 doğumluyum. Gazi İlkokulu’ndan mezuniyet sonrası Denizli Anadolu Lisesi sınavlarını kazanıp, orta öğretimimi burada yaptım. Yüksek öğrenimimi İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi’nde tamamladım. Dört yıllık eğitimin ardından, yüksek lisans için New York’a gittim. Orada 2,5 yıllık eğitimi tamamladım ve Denizli’ye döndüm. Evliyim, bir kızım var. Askerlik sonrası da iş hayatı başladı.

O zaman oradan devam edelim. Aile şirketlerindeki göreviniz?

Genel müdür olarak görev yapıyorum. İnşaat mühendisi olduğum için, inşaat şirketimizde bizzat işin içersindeyim. Bir de tekstil sektöründe faaliyetimiz var. Boya terbiye üzerine işletmemiz var.

KALEİÇİ’NDE KUYUMCULUKTAN MÜTEAHHİTLİK VE SANAYİCİLİĞE

Bugün faaliyet gösterdiğiniz şirketler nasıl doğdu? Birinci kuşak değilsiniz ama en azından o süreci anlatabilecek bilgiye sahipsiniz diye düşünüyorum.

Dedem ve babam hep ticaretin içinde olan insanlardı. Akşam yemeklerinde, ev oturmalarında ticaret konuşulur, bugün şunu sattık, bunu aldık gibi. İnşaatla ilgili şirketimiz 1989 yılında kurulduğunda ben 10 yaşındaydım. Ondan önceki işimiz de kuyumculuktu. Kaleiçi Çarşısı’nda faaliyet gösteriyorduk. Babam inşaat sektörünün büyüyeceğini öngörmüş ki o sektöre girdi. 1994 yılında da sanayiye girdik. O zaman bir dokuma fabrikamız vardı. Sonra daha karlı olduğunu düşündüğümüz boya-terbiye, tekstil işine geçtik. Burada motive eden faktör karlılık. Kuyumculukla başlayıp, müteahhitlik ve sanayiciliğe doğru giden bir yol belirlemiş babam. Biz de “onun üzerine ne koyabilirsek kardır” diyerek çalışıyoruz elimizden geldiğince.

EVE GELİRKEN DIŞARIDAN KAHVENİZİ HAZIRLAYACAĞINIZ AKILLI KONUTLAR

Bu aralar inşaat sektörü gündemde. Konut üretimi farklılaştı. Örneğin “akıllı konut” deniliyor, nedir farkı?

İnternet hayatımıza girdi. Onunla birlikte akıllı makine ve cihazlar hayatımıza girdi. Arabalarımız bile akıllı hale geldi. Hayatımıza akıllı cihazlar ve makineler entegre oldu. Yaşamın büyük kısmını da evlerimizde geçirdiğimize göre, doğal olarak bu konforu insanlar konutlarda da arar hale geldi. Evin içerisindeki bir takım elektronik aletlerini ve elektronik olarak birbirleriyle bağlantılı olabilen aygıtları insanlar artık belli bir panel üzerinden de kontrol etmek suretiyle belli bir konfor arayışındalar.

Rekabet her piyasada olduğu gibi, konut piyasasında da var. Bu nedenle farklılaşmanız lazım. Şirket olarak düsturumuzda farklılıktır. Şirket olarak farklı ne sunabiliriz; gerek kalite, gerek maliyet anlamında, gerek fonksiyonellik anlamında. Bunun arayışına girdiğiniz zaman o akıllı ev sistemleri doğal olarak karşınıza çıkıyor. Biz de 5 sene önce bitirdiğimiz bir projede bunu hayata geçirdik. Denizli’de o dönemde bu kadar kapsamlı bir şekilde akıllı ev konseptini sunan ilk projeydi. Zamanla konut üreticisi şirketler bun yöne doğru evrildi.

Denizli’de akıllı konut imalatını yapan ilk şirket misiniz?

İlk olarak demeyeyim, çünkü münferit olarak yapılmış müstakil evler vardı. Ancak bir toplu konut projesinde müşteriye standart olarak sunulan akıllı ev teknolojisini içeren ilk projeydi.

Dışarıdan eve müdahale nasıl oluyor?

Evinizin içindeki tüm elektronik eşyaları, aygıtları bir panel üzerinden, telefonunuz üzerinden veya tablet üzerinden yönetebiliyorsunuz. Neler bunlar? Evinizde klima var. Sisteme tanımladığınız zaman evde değilken de kontrol edebiliyorsunuz. Denizli yazları sıcak geçen bir memleket. Eve gelmeden yarım saat önce klimayı açabilir ve geldiğinizde serin bir eve girebilirsiniz. Hırsız ve su baskın gibi alarmları kontrol edebilirsiniz. Örneğin bir kahve makinesi varsa ve elektronik olarak wi-fi’ye, bir bluetooth’a bağlanabiliyorsa, onu cep telefonunuza tanımlayıp yönlendirebilirsiniz. Örneğin 5 dakika sonra evde olacaksınız, tuşa dokundunuz, içeriye girdiğinizde kahveniz hazır sizi bekliyor olacak.

Tabii bunun da bir maliyeti var. Normal konut ile akıllı konutu kıyaslarsak nedir aradaki fiyat farkı?

Biz bunu alt yapısını kuruyoruz. Bunu yöneten cihazı oraya koyuyoruz. Sonrasında kişi klimasını mı, televizyonunu mu, kahve makinesini mi, panjurunu mu bağlamak istiyor kendisi karar veriyor. Üzerine bir takım harcamalar yapmak zorunda kalıyor. Aslında konutun total fiyatının içinde eritilebilecek bir orana sahip. Çünkü teknoloji geliştikçe, bu yüksek teknolojilerin de maliyetleri düşüyor. On yıl önce çok maliyetliydi bunlar. Günümüz teknolojisinde standart hale geldi. Şunu diyebilirim: Akıllı ev ile akıllı olmayan ev arasında müşterimizden çok büyük bir maliyet farkını istemiyoruz.

HERKES MÜTEAHHİT Mİ OLDU?

Sizin sektör altın dönemini yaşadı ama bu aralar ülkedeki ve dünyadaki ekonomik durumdan dolayı sıkıntılı süreçten geçiliyor. Konut stokları arttı. Herkes müteahhit mi oldu? Ne oldu da konut stoğu bu kadar arttı?

Türkiye son 15-20 senedir inşaat sektörüyle büyüme politikası güdüyor. Bunun da başını konut çekiyor. Sermaye su gibidir, kısa yolu nereden bulursa orayla doğru akar. Devlet politikası gereği büyümenin bu sektör üzerinden olmasına karar verildiyse, mevcut sermaye sahipleri de o yöne doğru yatırım yaptı. Ne demek istiyorum? Mesleği müteahhitlik olmayan ama devletin bu politikası gereği karlılık gören insanlar da inşaat firması kurma gereği duydu. Böylelikle de enflasyon yaşanıyor müteahhitlik ve inşaat işi yapan şirketlerde. Son dönemde ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan, faizlerdeki artışlardan dolayı bu azalacak. Çünkü sektörün eski cazibesi yok şu anda. Herkes müteahhit mi oldu? Herkes olmadı ama ciddi oranda müteahhit sayısı arttı. Biz 1989 yılından beri bu sektörün içindeyiz. Şu anda konjonktür kötü olduğu için ve böyle devam edeceği düşünülse bile bu sektörden çıkmayı düşünmüyoruz.

“ELEŞTİRİRKEN KORKUMUZ YOK”

Buradan sizin STK yöneticiliğine geçelim isterseniz… Bu tür görevler için “iğneli koltuk” denilir. Çünkü bazın iktidarların hoşuna gitmeyenleri söylersiniz. Bu da iş hayatında sıkıntılar yaratabiliyor. DEGİAD Başkanlığına talip olurken neleri göze aldınız?

Açıkçası biz herhangi bir art niyetle veya farklı bir düşünceyle icraat yapmayacağımızı ifade ettiğimiz için, “doğru bildiğimiz neyse, doğru olan neyse bunu biz söyleyelim; zaman zaman iktidarın yaptığı icraatlara ters düşebilir bu açıklamalar ama yapılan iş doğruysa da takdir etme noktasında çekinmeyelim” dedik. Onun için biz tamamen bu siyasi konjonktür durumdan arındırılmış olarak, objektif olarak değerlendirmeye çalışıyoruz hem gündemi hem şehre dair olayları. Onun için bu konuda en ufak bir çekincemiz ve korkumuz yok. Korku olmasına da gerek yok. Çünkü ne istiyorsak kendi menfaatimiz için veya dernek için değil, şehrin menfaati için, ülke menfaati için istiyoruz. Doğru olduğunu düşündüğümüzü ortaya koyuyoruz. Ortaya koyarken de mesnetsiz bir şekilde değil, araştırarak, etüt ederek yapıyoruz bunu. Dünyadaki örnekleri araştırıyoruz, inceliyoruz, ondan sonra bir açıklama veya bir konuyla ilgili proje ortaya konulacaksa ondan sonra yapıyoruz. Onun için inanın hiçbir çekincemiz yok. Doğru bildiğimiz neyse onunla ilgili açıklama yapmaktan da çekinmiyoruz.

UFUKTA SİYASET GÖRÜNÜYOR MU?

Genel kurulda bir konuşma yaptınız, örnekler verdiniz farklı işadamları derneklerinden; oralardan milletvekilleri, belediye başkanlarının çıktığını söylediniz. O konuşmada Denizli’de böyle bir şeyin olmadığını vurgulamak istediniz sanıyorum. Sizin açınızdan gidersek, ufukta siyasete yönelme olacak mı? Böyle bir düşünceniz var mı?

Benim kişisel olarak böyle bir düşüncem yok. Ben onu şunu için söyledim: Ülkemizde gerek kamu da gerek diğer alanlarda liyakatla ilgili bazı sıkıntılar olduğunu gözlemliyoruz. Ben her zaman işadamlarının bu memlekette istihdam sağlayan, vergi ödeyen, ihracat yükünü çeken bu insanların mutlaka şehrin ve ülkenin yönetim kadrolarında yer alması gerektiğini düşünüyorum. İş insanlarını bu makamlara layık görüyorum. Onun için bu çıkışı yaptım. Yoksa benim şahsi bir düşüncem, emelim olduğu için değil. Denizli’deki sanayicinin de milletvekili, Denizli’deki sanayicilerin bir odanın, bir STK’nın veya bir kamu yönetiminde söz sahibi makamda olması gerektiğini düşündüğüm onu söyledim. Hatta “uzayan kol bizden olsun” dedim.

Genel kurul öncesi Gaziantep ziyaretimiz olmuştu, onlardan da etkilendik. Bizim üyelerimizden ve geçmiş dönem başkanlarımızdan, yönetim kurulu üyelerimizden şu noktalara varan insanlar çok diye anlattılar. Bu şuna sebebiyet veriyor. İş dünyasının insanlar belli makamlara geldiği zaman Ankara’yla ilişkiler de çok farklı oluyor. Çünkü bizim Ankara’ya göndermiş olduğumuz vekillerimizden sanayiyi, ticareti bilenler olarak belli bir noktaya gelirse burada üretimle ilgili, sanayiyle ilgili, ticaretle ilgili sıkıntıları anlatmamız, lobi yapmamız çok daha kolay oluyor. Biz, hep şundan çekiniyoruz veya sitem ediyoruz. “Doğu illerinin, Karadeniz illerinin lobileri çok fazla ve bu şehirler kamu anlamında çok güzel yatırımlar alıyor ama Denizli maalesef bu yatırımları alamıyor” diyoruz. Çünkü biz lobiyi çok iyi yapamıyoruz. İşte o nedenle bizim içimizden üretimi bilen, sanayiyi bilen, ekonomiyi bilen insanların o noktalara gelmesi şehrimiz adana bir fayda. Ben onu ifade etmeye çalıştım.

“BAŞIMIZA KAR YAĞDIĞINDA KENDİMİZ ERİTİYORUZ”
Bu bir talep meselesi değil mi? İş dünyasından da siyasete öyle çok sıcak yaklaşım da yok gibi…

Denizli özelinde maalesef bu talep az.

Neden kaynaklanıyor?

Her bölgenin, her şehrin bir kültürü oluyor. Sanırım bizler, batı illerinde ve Denizli’de herkes kendi başının çaresine bakma kültürüyle yetişmişiz. Başımıza yağan karı hep kendimiz eritmeye çalışmışız. Bir araya gelerek kolektif güç oluşturma çabamız maalesef daha az. Hemşericilik olayımız diğer illere göre daha az. Mesela ben İstanbul’da okurken Denizlililer Cemiyeti, Denizlililer Derneği diye bir yer görmedim ama Yozgatlılar, Sivaslılar, Malatyalılar her yerde. Burası üretken şehir. Üretim yapıyor, devletten bir şey beklemiyor. Üretmesini bilen insanlar da başına gelen problemleri çözme konusunda daha mahir. Ondan dolayı da bir araya gelme gereksinimi duyulmuyor ama bu yanlış.

URHAN’IN ÇİZDİĞİ BELEDİYE BAŞKANI PROFİLİ

O halde şunu sorayım, gündemde yerel seçim olduğundan. Bu şehri yönetenler iş dünyasının içinden gelseydi, ki bunu dünden ve bugünden değil, uzun yıllara yayarak söylüyorum; bugün Denizli çok daha farklı yerlerde olabilir miydi?

Mutlaka… İşadamının dünyaya, yatırımlara bakış açısı, yapılan yatırım ne kadar sürede geri döner veya bu yatırımın rasyonel olarak şehre faydası nedir? Bu bakış açıları çok daha derin, çok daha boyutlu oluyor. İşadamları hiç mi gelmedi? Geldi… Mesela Nihat Zeybekci bir işadamıdır. Nihat Bey, belediye başkanlığına seçildi ve sonrasındaki siyasi kariyeri boyunca da kendisi açısından başarılı bir yol izledi. Bunda işadamlığının getirmiş olduğu kültür ve rasyonel düşüncenin etkili olduğunu düşünüyorum ben. İşadamlarının yerel ve genel siyasete katılması şehrimiz açısından her anlamda faydalı olur.

Sizden rica etsem nasıl bir belediye başkanı portresi çizersiniz. Size sorulsa; bir belediye başkanı seçelim ama bir portre çizin diye sorulsa nasıl bir yanıt verirdiniz? Bu soruyu tamamen siyasetten arındırılmış olarak soruyorum.

Benim siyasetten arındırılmış bir şey söylemem gerekirse, belediyecilik nasıl söyleyeyim, üretim yeri. O insanın teknik olmasını tercih ederim. Teknik insandan kastım, şehir plancısı olabilir, mimar olabilir, mühendis olabilir. Benim birincilikli tercihim, bir belediye başkanında aradığım şey teknik adam olmasını ben önemsiyorum. Dil bilmesi, yurt dışını bilmesi, dünyayı tanıyan bir insan olmasını önemsiyorum. Hatta bir değil, iki dil bilmesini önemsiyorum. Bu insanın, belediye başkanının CV’sinden siyaseti çıkardığınız zaman geride ne kalıyor ona bakmak lazım. Hobileri nedir? Hangi başarıları vardır? Akademik başarısı mı vardır siyasetin haricinde ya da bir ticari şirket sahibi midir, ticari başarı öyküsü mü vardır? Bir başka başarı öyküsü olabilir. Bir STK’da çok başarılı olmuş olabilir veya bir kamu kurumunda çok iyi idareci de olmuş olabilir. Yanı o belediye başkanının CV’sinden siyasi kimliğini çıkardığınız zaman birkaç başarı öyküsü bulunabiliyor olması lazım. Bu benim şahsi görüşüm tabi. Mesela bir enstrüman çalıyor olması beni çok etkilerdi belediye başkanının. Mesela bir Eskişehir Büyükşehir belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in heykel yaptığını, resimle uğraştığını bilmeyen yok. Resim yapıyor olması belediyeciliği iyi yapacağı anlamına gelmez ama bu tip bir hobiyle uğraşma gereği duyan bir insanın vizyonunu anlatır o iş. Bu vizyona sahip insan da iyi belediye başkanlığı yapar diye düşünüyorum.

BABALAR OĞULLARINA İŞİ NEDEN DEVRETMİYOR?

Yeniden iş dünyasına dönersek, Denizli’de genç kuşak hep şundan yakınır ya da genel sohbetlerde konu olur babaların oğullarına işi devretmemesi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu doğru bir tespit… Ama kötü niyetle yapılmıyor bu. Kaygılardan dolayı olamıyor devir teslim işleri. Bir insan neden korkar veya neden kaygı duyar? Bilinmeyenden… Benden sonra ne olacağını bilemezseniz korkarsınız. Bilmenin yöntemi de şudur: Kişilere bağlı yönetim tarzı değil de bir sistem kurabilirseniz, o zaman kişiye değil sisteme güvenirsiniz. O zaman da sizden sonra gelen kişi daha yetenekli ya da daha az yetenekli olur. Bir elin beş parmağı birbirine benzemiyor. Alt yapı ve sistemi düzgün kurarsanız, sisteme güvenirsiniz ve devir daha kolay olur. Bunun için de kurumsallaşmak lazım. Biz de bu konuyu kendisine iş edinmiş Türkiye Aile İşletmeleri Derneği var, başkanı Aydın Öncü Bey geldi, deneyimlerini bizlerle paylaştı. Bu sadece şirketlerle ilgili değil. Ülkedeki her kurum bir sistemle çalışırsa o kurum yaşar. Sizden önce kim varmış, sizden sonra kim gelecek bunu kaygısı olmaz. Denetlenebilir, şeffaf, hesap verilebilir bir sistem ve kişilerin kendi keyfiyetlerinden feragat ederek oluşturulan bir sistemdir kurumsallaşma. Babalar şirketleri kurmuşlar, her türlü imtiyaza, keyfiyete, karar verme hakkına sahipler. Ama bunlardan feragat etmek suretiyle herkesin görevleri tanımlanır, şirkette aile bireyleri nasıl yükselecek belirlenirse devirler kolay olur, bilinmeyenler ortadan kalkar.

Denizli’nin kurumsallaşmayı yapamamasından kuşaklara geçişte sıkıntı yaşanıyor…

Yapamadı Denizli ama ben ikinci, üçüncü kuşakların bu konunun bilincinde olduğunu düşünüyorum. Bundan 20-30 sene sonra şirketlerin yapısı çok daha farklı olacaktır. Ben çocuğuma çok kolay devredeceğim, onu söyleyeyim.

“KAFASINDA BİR SÜRÜ PROJE OLAN YÖNETİMİZ”

Bir dönem Denizli’de gündem yaratan, ortaya attığı fikirleri tartışmaların odağına yerleştiren bir DEGİAD vardı, bu kayboldu. Bundan sonraki yol çizginiz DEGİAD’ı nereye götürecek?

Biz üretken olmaya çalışan, kafasında bir sürü proje olan bir yönetimiz. Biz belli bir eleştiriyle buraya geldik. Genel kurula muhalif olarak giren kanadız. Bizim muhalif olmamızın nedenlerinden biri de DEGİAD’ın etkinliğini yitirmiş olmasıdır. DEGİAD’ın yaptığı işlerden kamuoyunun çok haberdar olmadığı gibi eleştirilerle yola çıktı. Demek ki bu eleştiriler mesnetsiz değilmiş, bir karşılığı varmış ki genel kurul bize görev verdi. Ben bunu şöyle aktarmak istiyorum. Gerçekten güzel bir yol haritasının çizilmesi gerekiyor. Bu yol haritasında yapılacak olan projelerin yönetim kurulumuz ve üyelerimizin katılımıyla iyi delege edilip, iyi planlanıp, iyi bir iş bölümü yapılarak çalışılması gerekiyor. Yapılan bu işleri de iyi ilişkiler kurarak basın yoluyla duyurmak gerekiyor. Ne kadar çok çalışırsanız çalışın, üretirseniz üretin; bunu ifade edemiyor, kamuoyuna duyuramıyorsanız o zaman hiçbir iş yapmıyormuş gibi görünürsünüz. Yani iyi hedefler belirlemek, hedefler doğrultusunda doğru kişilere delege edip işbirliği yapmak, bunların neticesini de kamuoyuna duyurabilmek. Bunları yapamadı veya eksik yaptı diye düşünüyorum önceki dönem yönetimi. Biz bunları yapmayacağız inşallah.

“DENİZLİ TURİZM VE TARIMI İHMAL ETMEMELİ” ÇAĞRISI

Sohbetin sonunda “bunu da söylemeliydim” diye aklınızda kalan bir şeyler varsa onu da alıp, sohbetimizi bitirelim isterseniz.

Denizli bir ticaret şehri, sanayi şehri, üretim şehri ama Denizli bir şeyi atlıyor bence. Denizli aslında bir turizm şehri. Çok büyük turizm potansiyelimiz var. Pamukkale’ye yeterince değerlendiremiyoruz, şehrimize refah olarak aktaramıyoruz. Bununla ilgili kamunun yapması gereken bir takım alt yapısal yatırımlar var. Bunlar ivedilikle yapılırsa o bölgeye konaklama ve sağlık turizmi anlamında çok daha gazla yatırımın geleceğini düşünüyorum. Sağlık turizmiyle ağırlanacak konuklar, bugün ağırlanan konuklardan çok daha fazla para harcayacak, 1-2 günlüğüne değil bir hafta on gün burada kalacaklardır. Orası petrol gibi, altın gibi doğal bir kaynak. Bu doğan kaynağı iyi kullanamadığımızı düşünüyorum. Benim bu vesileyle kamu yetkililerine çağrım şu: Orası sadece termal turizmde değil, etrafındaki birçok tarihi ve kültürel ögeyi de bulunduran bir yer. Oraya gelen bir turistin birçok şeyi görme imkanı var. Orasının çok atıl olduğunu düşünüyorum.

Bozdağ ile ilgili bir takım eksiklikler var. Evveli emirde yapılması gereken yolu. Denizli’de bir şarap üretim kültürü var Çal, Bekilli aksında. O bölgeyi öne çıkaracak tanıtım yapılmalı. Denizli topyekun olarak turizmden gelir elde etmesi lazım. Çok büyük potansiyel var, bunu değerlendiremiyoruz.

Bir de Denizli aynı zamanda tarım şehri. Verimli toprakları var. Tarımsal üretimi teşvik edecek uygulamalar, projeler hayata geçirilmeli. Sıcak su kaynakları kullanılarak, ısınma maliyetleri düşürülerek seracılık yapılabilir. Çiçekçilik ayrı bir gelir kaynağı olabilir. Tarım ve turizm de Denizli’ye hem üretim hem istihdam hem ekonomiye katma değer sağlaması anlamında çok önemli iki sektör.